'AKP'li ailelerin çocukları bile AKP'ye oy vermeyecek'

İYİ Partili Aytın Çıray, Uğur DÜndar'a verdiği söyleşide gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Çıray, "Anayasamızı, mutlak güçler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün çiğnenmesi akıldan dahi geçirilemeyecek şekilde tesis etmemiz gerekiyor." dedi.

'AKP'li ailelerin çocukları bile AKP'ye oy vermeyecek'

Sözcü Gazetesi yazarı, duayen gazeteci Uğur Dündar İYİ Parti Milletvekili Aytun Çıray ile yaptığı söyleşiyi köşesine taşıdı. 

İYİ Partili Aytun Çıray, "Bir de dil engelini dahi Google veya Yandex çeviri gibi uygulamalarla aşmış kuşaklar var. Onlar bu iktidarın onları nelerden mahrum ettiklerini görüyorlar. Bana göre AKP'li ailelerin çocuklarının büyük bir kısmı bile AKP'ye oy vermeyecekler." ifadelerini kullandı. 

Uğur Dündar'ın "İYİ Parti Milletvekili Dr. Aytun Çıray’dan “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” konusunda çarpıcı öneriler: Yeni anayasaya vatana ihanet maddesi konulmalı!.." başlıklı yazısı şöyle oldu:

Değerli okurlarım,

Pazar söyleşimizin konuğu, İYİ Parti'nin çalışkan ve saygın isimlerinden İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray.

Sayın Çıray'la 2021 yılına büyük gerilim içinde giren ülkemiz gündemindeki önemli konuları konuşacağız.

CUMHUR İTTİFAKI'NA ÇAĞRI YAPTI

Uğur Dündar'ın sorularını yanıtlayan Aytun Çıray, Erdoğan ve Bahçeli için “Bu yıkıcı siyaset yapma tarzını değiştirmeliler” dedi.

UĞUR DÜNDAR (U.D.): 2020, II. Dünya Savaşı'nın son bulduğu 1945 yılından bu yana geçen yetmiş beş yılın küresel düzeydeki en kötü yılı olarak tarihe geçti. Geçen yıldan, gelen yıla bir değerlendirme yaptığınızda neler söylersiniz?

AYTUN ÇIRAY (A.Ç.): İlk kez yeni bir yılın başlamasından çok, bir yılın bitişinin kutlandığına tanık olduk. Ekonomik sıkıntıların 2001 krizinden daha ağır olduğu bir dönemde, üstüne üstlük Covid-19 salgını da eklenince, vatandaşlarımız için geçen yıl çok daha vahim geçti. Yeni yılın başlangıcında ise maalesef, gerek Sayın Cumhurbaşkanı, gerekse Sayın Bahçeli'nin safları sıklaştırmak için takip ettikleri kutuplaştırma politikalarına devam edeceklerinin ortaya çıkması umut kırıcı oldu. Bir de buna aşı sürecini bile yönetemeyen beceriksiz AKP iktidarını ekleyin… Ama AKP'den daha olumsuz tehlike Cumhur İttifakı'dır.

(U.D.): “Olumsuz tehlike” sert bir tanımlama değil mi?

(A.Ç.): Çünkü daha önce Sayın Bahçeli için hedef Sayın Erdoğan'dı. Bu da Sayın Erdoğan'ın kutuplaştırma söylemlerinin etkisini nispeten hafifletiyordu. Fakat ikisi bir araya gelince adeta toplumu aktif anlamda düşmanlaştırmaya yöneldiler. Kendilerinden yeni yılda ricam, er geç geri tepecek olan alıştıkları bu yıkıcı siyaset yapma tarzını değiştirmeleridir. Bunun için önlerinde fazla bir zaman kalmadı.

(U.D.): Erken seçim ihtimalini mi kastediyorsunuz?

(A.Ç.): Erken veya zamanında… Gerilim siyaseti güven, huzur ve refah zeminini ortadan kaldırır. Milletler, önünde sonunda içine düşürülmüş olduğu bu durumu idrak ederler. Bu demektir ki, Cumhur İttifakı'nın üyelerinin önümüze gelecek ilk sandıkta tatsız bir yüzleşme yaşama ihtimalleri çok yüksek.

(U.D.): Kesin mi demek istiyorsunuz?

(A.Ç.): Muhalefet de bu gerçeği tam anlamıyla kavrayıp gereklerini eksiksiz yerine getirirse kesin.

TÜİK MAKYAJI BİLE VAHŞİ KAPİTALİZMİ ÖRTEMİYOR

(U.D.): Sayın Cumhurbaşkanı'nın adalet ve ekonomi alanında sözünü ettiği reformlar, belki de bu gerçeğin nihayet kavranmış olması ve ön almayla ilgilidir, ne dersiniz?

(A.Ç.): Öyle olmasını gönülden temenni ediyorum. Ne yazık ki, bu konudaki ilk emareler, çok da umut verici değil.

(U.D.): Sizde bu kanaati oluşturan temel faktörler neler?

(A.Ç.): Bu idare için “Vahşi kapitalizm” tanımlaması hafif kalıyor. Yolsuzluklar tavan yapmış. Dolar milyarderlerine vergi affı gelirken, vatandaşlarımız Cumhuriyetimizin en ağır yoksullaşmasını yaşıyorlar. Bu gerçeği TÜİK'in ne maskelemesi ne makyajlaması örtemiyor. Malatya'da “Eve ekmek götüremiyoruz” diyen esnaf, Sayın Erdoğan'ın düşündüğü gibi abartı falan yapmıyor. Covid-19 salgını işte bu yıkılmakta olan orta direğin manzarasını daha da netleştirdi ne yazık ki!

(U.D.): Gerilim ve kutuplaştırma siyasetlerinin artık işe yaramayacak olmasını sadece derin ve yaygın yoksullaşmaya mı bağlıyorsunuz?

AKP'Lİ AİLELERİN ÇOCUKLARI AKP'YE OY VERMEYECEKLER

(A.Ç.): Şüphesiz hayır. Aynı zamanda bizi içine soktukları ucube “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin ve o sistemi getirmek için yaptıkları Anayasa'nın da bedelini ödeyecekler. Tüm yetkilerin tek insanda toplanmasının ne anlama geldiğini milletimiz yaşayarak gördü. Bir de dil engelini dahi Google veya Yandex çeviri gibi uygulamalarla aşmış kuşaklar var. Onlar bu iktidarın onları nelerden mahrum ettiklerini görüyorlar. Bana göre AKP'li ailelerin çocuklarının büyük bir kısmı bile AKP'ye oy vermeyecekler.  

(U.D.): Bu kanaate nasıl varıyorsunuz?

(A.Ç.): Bu muazzam genç seçmen topluluğu, ister Edirne'de yaşasın, ister Hakkari'de, ister İzmir'de olsun, ister Van'da… Siyasi İslamist takıntıları olan bu zihniyetin onların mutlu, sağlıklı ve güvenli geleceğe gitmelerinin önünde engel teşkil ettiğini görüyorlar. 

(U.D.): Bu durumda Sayın Akşener'in ifade ettiği gibi seçimler 2021 Haziran'ında mı olur?

(A.Ç.): Sayın Akşener'in tahmini özel bir bilgiye dayanıyor olabilir. Eğer öyle değilse, Tayyip Bey için erken seçim normal seçim zamanından 3-6 ay öncesi olabilir ve kararı parlamentodan çıkarmak isteyecektir. Böylece “Bir kişi iki defadan fazla seçilemez” diyen Anayasa'nın 101. Maddesi'ni aşmaya çalışacaktır. Diğer yandan ekonomide bir reform programıyla ortaya çıkardıkları hasarı nispeten de olsa telafi etmeye çalışıyorlar. Bunun için de zaman gerekiyor.

(U.D.): Anayasa konusuna girmişken… Millet İttifakı üyeleri “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” derken neyi kastediyorlar?

HEDEF GÜÇLÜ MECLİS VE KUVVETLER AYRILIĞIDIR

(A.Ç): Bir hatırlatmada bulunayım. Millet İttifakı'nın deklarasyonunun yazılımında bulunarak onu liderlere sunan dört siyasiden biri de bendim. O beyannamede, “Bu iş birliğinin temel amacı tuzak ve hileleri aşıp milli iradenin tecellisini sağlayarak, mutlak kuvvetler ayrılığına dayalı güçlü meclisin olduğu, güçlü bir Türkiye'yi yaratmaktır” deniyor. Hedef orada vardır; güçlü meclis ve mutlak kuvvetler ayrılığı.

(U.D.): Bunu biraz daha açar mısınız?

(A.Ç.): Tabii. Ancak anayasa ile ilgili önerilerim partimizin resmi organlarında konuşulmadığı gibi, ben de partiyi temsil edecek makamda değilim. Söyleyeceklerim anayasa yapılmasında “Venedik Kriterleri”ne göre rol alacak tüm kişi ve kurumlara kişisel önerilerimdir. Sayın Dündar; öncelikle yeni anayasamızı, mutlak güçler ayrılığının ve hukukun üstünlüğünün çiğnenmesi akıldan dahi geçirilemeyecek şekilde tesis etmemiz gerekiyor. Hatta 1. Meclis'te olduğu gibi; “Egemenlik terk edilemez ve paylaşılamaz ve vazgeçilemez olmak üzere Türk Milleti'nin gerçek temsilcisi olan TBMM'nin manevi kişiliğinde toplanmıştır. TBMM'nin meşruiyetine fiilen karşı çıkarak yok etmeye çalışanlar vatan hainidir” diye anayasaya bir madde konmalıdır ki, bir gün çıkıp yüce Meclis'e, “Ben fiili durum yarattım” denilemesin. Diğer yandan olur olmaz kullanılan “Vatan hainliği” karalaması da bir siyasi karalama aracı olmaktan çıkmış olur. Bu sayede başta yargı olmak üzere tüm kurumlarımız da, anayasaya dayanan sağlam bir yapı olarak kendi görevlerini kusursuz icra edebilirler.

(U.D): “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” deyimiyle bunu mu anlamalıyız?

GÜÇLÜ MECLİS'İN YOLU SENATODAN GEÇER

(A.Ç.): Bu sorunuzu cevaplamak için bir adım daha ileriye gideyim. Bakınız, 1961 Anayasası'na o dönemde ‘hayır' kampanyası yürüten siyasilerden ve Demokrat Parti avukatlarından olan Sayın Hüsamettin Cindoruk, “darbecilere daimi senatörlük verdiği”, “idamları gerekçelendirdiği” ve “DP'lilere süresiz yasak getirdiği” için hayır dediğini ve bundan pişman olmadığını söylüyor. Ama aynı Cindoruk, itiraz noktaları çıkarıldığında “1961 Anayasası'nın Türkiye'deki en iyi anayasa metni” olduğunu dile getiriyor. Ben de diyorum ki, gelin o 1961 Anayasası metnini temel alarak, mutlak güçler ayrılığını sağlayacak şekilde, 21. yüzyılın gereklerine göre, demokratik ve özgürlükçü bir anayasayı milletle birlikte yazalım. Parlamentoyu gerçekten güçlendirmek mi istiyoruz? O halde çifte meclis olsun. Yani senatoyu yeniden anayasaya koyalım. 600 işlevsiz milletvekili yerinde, dinamit gibi 450 milletvekili 150 senatörümüz olsun. Ondan sonra referanduma gidelim. Böylece gerçek bir toplumsal mukavele ortaya çıkaralım. İşte size bir milletvekili olarak önereceğim ve milletin, “Bu benim anayasam” diyeceği anayasa modeli.

(U.D.): Cumhurbaşkanın durumu ne olacak? Sembolik mi etkili mi?

CUMHURBAŞKANI TIPKI BAYRAĞIMIZ GİBİ TÜRK MİLLETİ'NİN SEMBOLÜDÜR

(A.Ç.): İcra başbakanlıkta olacak tabii. Ama sembolik cumhurbaşkanı önemsiz ve ikincil anlamında değildir. Cumhurbaşkanlarının, objektif anayasal tarafsızlığı nedeniyle toplumun tüm unsurlarına eşit mesafede duran ve tüm kesimlerin kendilerini temsil ettiğinden hiçbir şüphe duymadıkları bir konumu ifade etmesidir. Tıpkı Bayrağımız gibi. Bayrağımız Türk Milleti'nin sembolüdür ve sembolik değere sahiptir. Kimse böyledir diye ona önemsiz ve ikincil muamelesi yapamaz. Esasen, parlamentonun içinden çıkmış yürütmeye ortak olmayan, ama rejim krizi anlarında birleştirici, uyarıcı ve gerekirse Meclis'i seçime götürme yetkisi olan bir cumhurbaşkanı olmalı.

(U.D.): Rejim krizinden söz etmişken; Amerika'da Trump'ın çağrısı ile başlayan kalkışma için ne düşünüyorsunuz?

“BAŞKAN KRAL DEĞİLDİR”: AMERİKA'DA SİSTEM ÇALIŞTI

(A.Ç.): Trump, çakallara mahsus bir tavırla, katıksız cumhuriyet olarak Amerikan demokrasisini tamamen hazırlıksız olduğu bir durumla karşı karşıya bıraktı. Meşru bir seçimi ve oy sayım süreçlerini lekelemeye çalıştı. Ancak sistem çalıştı. Çünkü Amerikan demokrasisinin en büyük gücü olan “mutlak bir kuvvetler ayrılığı” devreye girdi. Olabilecekleri olmadan önce ABD Genelkurmay Başkanı uyarıcı bir açıklama yaparak, “Biz başkanları değil, anayasayı korumaya yemin ettik” dedi. Zaten Kasım 2019'da Yüksek Mahkeme “Başkanlar kral değildir” demişti. Biden, “Bizim demokraside başkan, hiçbir şekilde ‘kral' değildir. Demokrasimizin 3 eşit ve bağımsız kolu vardır ve başkan kesinlikle kanunların üzerinde değildir” ifadelerini kullandı. Trump'ı başta yardımcısı olmak üzere önemli adamları terk ettiler. Provokatif sosyal medya mesajları engellendi. İş insanları demokrasiyi savunan açık mektup yazdılar. Trump, önümüzdeki günlerde “megolamanikotokrasi” özleminin bedelini ödeyecek ve sistem onu yüzsüzce yapıştığı her yerden spatulayla kazır gibi kazıyacaktır.

(U.D.): Bunun diğer ülkeler açısından anlamı ne?

ABD'Yİ TRUMP BELASINDAN KUVVETLER AYRILIĞI KURTARDI

(A.Ç.): “Popülist otokrasi”yi  güya demokrasi kılıfıyla hayata geçirmekte olan tüm ülkeler için önemli. Bu tür otokratların tamamı, çanların artık kendileri için de çalacağını göreceklerdir. Trump örneği, her türlü hukuki ve demokratik kuruma sahip gelişmiş demokrasilerin bile, kutuplaşma stratejilerinin ustalıkla kullanılması sonucunda yara alabileceğinin ibret verici bir netlikle ortaya koydu. Ama daha önemlisi hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığının sağlam bir şekilde kurumsallaşmasının ne kadar hayati olduğunu gösterdi. ABD'yi Trump belasından kurtaran buydu. Bizim için, özellikle muhalefet partileri ve liderleri açısından olağanüstü değerli dersler içeren nokta da bu!

(U.D.): Tekrar ülkemize dönersek…

(A.Ç.): Baskın seçim, erken seçim gibi tartışmaların muhalefet için çok da hayati olmadığını görmemiz gerekir. Seçim tartışmaları yerine, seçim sonrasında hayata geçirmemiz gereken yeni anayasal demokratik parlamenter sistem üzerinde odaklanmamız ve bunları milletimize mal etmemiz çok daha faydalı olacaktır. Böylece bize çok pahalıya patlayan ve ağır bedeller ödeten bir rejim değişikliği sürecinden olabilecek en kısa süre içinde, planmış bir zaman takvimiyle çıkacağız. İnşallah 2021'in bitmesini değil 2022'ni gelmesini kutlayalım.

(U.D.): Evrensel demokrasi umutlarının yeşerdiği bir Türkiye dileği ile teşekkür ederim…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER