'Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi olayı ile ilgili defalarca araştırma önergesi verdik'

Temelli "İktidarın 6- 8 Ekim Kobanê olayları ile ilgili 5 yıl boyunca HDP'yi suçladığını hatırlatan Temelli, "Biz HDP olarak Kobanê olaylarının araştırılması için 4 kez önerge verdik ama AKP-MHP'nin oylarıyla reddedildi. Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak defalarca araştırma önergesi verdik ama onlar da AKP- MHP bloğu tarafından reddedildi. Buna benzer onlarca vaka sayabilirim" dedi. 

Saygı duruşuyla başlayan kongrede konuşan Temelli, meclisi üç günlük boykot etme kararını değerlendirdi. Üç gün boyunca Meclis’e gitmeyerek bu uyarıyı yapma ihtiyacı hissettiklerini dile getiren Temelli, çünkü Meclis’in asli görevlerine yerine getiremez hale geldiğini, halkın ihtiyaçlarını karşılamak yerine sarayın vesayeti altında olan bir kuruma dönüştüğünü ifade etti.

"6-8 Ekim olaylarının araştırılması için verdiğimiz 4 önerge AKP-MHP'nin oylarıyla reddedildi"
İktidarın 6- 8 Ekim Kobanê olayları ile ilgili 5 yıl boyunca HDP'yi suçladığını hatırlatan Temelli, "Biz HDP olarak Kobanê olaylarının araştırılması için 4 kez önerge verdik ama AKP-MHP'nin oylarıyla reddedildi.

Ceylanpınar'da iki polisin öldürülmesi olayı ile ilgili olarak defalarca araştırma önergesi verdik ama onlar da AKP- MHP bloğu tarafından reddedildi. Buna benzer onlarca vaka sayabilirim. Oysa bu olayların tümünde bu blok sürekli HDP'yi suçladılar. Biz de 'araştıralım' dedik. 'Suçlu ortaya çıksın' dedik. Neden reddettiler? Çünkü suçlu olduklarını biliyorlar. Onlar suçu örtbas etmeye çalışıyorlar. Meclis bu söylediklerimle de sınırlı değil. Gidin 24 Haziran sonrası meclis tutanaklarına bakın halkın yararına tek bir karar bulamazsanız" dedi.

'BÖYLE MECLİS Mİ OLUR' 

Meclis’te alınan tüm kararların Saray'ın, müteahhitlerin, silah tüccarlarının ihtiyaçlarını gidermeye yönelik kararlar olduğunu vurgulayan Temelli şöyle konuştu:

"EYT'liler, KHK ile ihraç edilenler, öğretenlere ilişkin, sağlık emekçilerine ilişkin, işsizlik ve yoksulluğa ilişkin hiçbir düzenleme yoktur. Yani bugün yaşadığımız sorunların hiçbir birine ilişkin meclis inisiyatif alıp bir çözüm geliştirmemiştir. Şimdi tüm bu sorunlara ilişkin 'meclis inisiyatif alsın' diyoruz ama meclisin haline bakın! Biz üç gündür Meclis’te yokuz ve Meclis’te konuşulanlara bakın hayretler içerisinde yer alırsınız. Nefret suçu bizatihi Meclis Başkanvekili tarafından işlenmiştir. Ya da o kürsüden sürekli birbirlerine küfür eden bir Meclis görüyorsunuz. Böyle Meclis olur mu? Bu Meclis böyle gidemez. Bu milletvekillerine bir uyarı gerekiyordu biz de bu uyarıyı yaptık. Buradan tüm halka meclisi uyarmaları için çağrı yapıyorum. Sizin adınıza orada olanlar sizin sorunlarınızla ilgilenmiyor kayıkçı dalgasının içerisinde gününü gün ediyorsa bu Meclis'e o uyarıyı yapmanız gerekiyor. Gidin ve o milletvekillerine 'benim için ne yaptın?' sorusunu sorun. Halk hesap sormalı veya gerekirse geri çağırma hakkını kullanmalıdır."

'BU REJİMLE TÜRKİYE YOL ALAMIYOR' 

"Bugün ülke, Ortadoğu yangın yeri bu yangını çıkaran bu iktidardır. Bu rejimle Türkiye yol alamıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye bir şey uydurdular, adeta ülkeyi felakete sürükledi.  Nereye bakarsanız bakın ülkede düzgün giden bir şey yok. Sadece Suriye değil, Suriye'yi de felakete sürüklüyorlar. Ellerinden gelse tüm dünyayı felakete sürükleyecekler. Böyle bir akıl yitimi var. İktidarlarını sürdürmek için tüm politikalarını halka topluma dayatmaya devam ediyorlar. Bu hükümet kendisini üç şeyle var ediyor. Birincisi Tecrit üzerinde duruyor. Yani hukuk devletini yok sayan bir anlayış. İkincisi kayyum rejimiyle ayakta duruyor. Üçüncüsü ise savaş politikayla ayakta duruyor. Bu üç şeyi sonlandırmak lazım. Tecridi sonlandırmadan hukuk adına, hukuk devleti adına birşey yapmak mümkün değil. Çünkü tecrit bir hukuksuzluktur. Sayın Öcalan'a uygulanan tecrit sadece İmralı ile sınırlı kalmadı tüm Türkiye'ye tecritleştirdiler. Son 5 yıldır süren tecrit nedeniyle bu ülkede adaletsizlikler her geçen gün büyüdü. Sayın Öcalan üzerindeki bu tecridi mutlaka kaldırmamız gerekiyor."

'12 BELEDİYEMİZE KAYYUM ATADILAR, BUNUNLA DA YETİNMEDİLER BİNLERCE HDP'LİYİ TUTUKLADILAR' 

Kayyum atamalarına da değinen Temelli konuşmasına şöyle devam etti:

"Belediyelerimize kayyım atadılar çünkü yönetemiyorlar. Bugünkü yönetim sistemi bir faşist sistemdir. Faşizm, yönetememe halidir saldırı ve baskıyla bu rejimlerini devam ediyorlar. Baskıyla, şiddetle, haksız ve hukuksuzlukla bu yönetimlerini devam ettiriyorlar. Bunun en çıplak hali kayyım rejimidir. 'Bu ülkeyi bu taraftan kurtaracağız' dedik ve kayyımları süpürüp attık. Bundan tüm Türkiye’nin ders alması gerekiyordu. Tam tersine bunun yerine intikam almanın peşine düştüler. Bir ülkenin yüksek mahkemesi HDP'li adaylara tuzak kurup mazbatalarını iptal etti. Suç işleyerek seçilmemiş birine mazbata verdiler. Şimdide 12 belediyemize de kayyum atadılar. Bununla da yetinmediler binlerce HDP’liyi tutukladılar. Bu kadar HDP'liyi tutsak etmelerinin hali yönetememe halidir. Cezaevinde bulunan arkadaşlarının hiç birisinin suçu yok. Dosyalarında suça dair bir tane delil yok. Tüm dosyalar uydurulmuş dosyalardır. Savcı oturmuş yazmış ve kanaate varmış. İşte Türkiye’nin geldiği nokta budur. Adaletin yargının kalmadığı yer budur. Çünkü bizim toplumcu bir belediyecilik yaptığımızı bildiği için bunu görmek istemiyor. Çünkü onun tek derdi müteahhitleri ve yandaşlarıdır. Bugün kayyumlara karşı sessiz kalıyorsanız vatandaşlık hakkından feragat ediyorsunuz demektir. Hele ki siz seçilmişseniz bu utanç sizin boynunuza asılmıştır. Hangi partiden olursanız olun siz o zaman kendinizi inkar ediyorsunuz."

'TÜRKİYE'YE YAPILAN SALDIRILARI KİM YAPTI?' 

Kürtlerden Türkiye'ye yönelik tek bir tehdidin olmadığını söyleyen Temelli, "Bir terör koridoru var dediler ama kendileri bir saldırının olmadığını itiraf ediyorlar. Peki o Türkiye'ye yapılan saldırıları kim yaptı? Onların dilleri varmıyor ama ben söyleyeyim. Tüm o saldırıları İŞİD yaptı. Diyarbakır, Suruç, Ankara katliamı nasıl oldu? Bunlar Türkiye'de ağırlanıyor, tedavi görüyorlar, sınırdan gelip geçiyorlar. Hatta kol kola fotoğraf çektiriyorlar. Sonra bu İŞİD'i durduran ve dünyayı bu felaketten kurtaran Rojava halkı suçlanıyor. Oysa Efrin'de olduğu gibi Rojava'nın tümünde bir demokrasi vardı. Suriye'nin her yerinde kıyamet koparken bu bölgede halklar bir araya gelerek bir demokrasi baharı yarattılar ve bir model oluşturdular. Özerk ve demokratik bir çözümü hayata geçirdiler. Bizim ne Türkiye'nin ne de Suriye'nin toprak  bütünlüğü ile ilgili bir tartışmamız yok. Tartışmamız bu toprak bütünlüğü içerisinde nasıl yaşayacağımızdır. Biz bu topraklarda eşit mi yaşayacağız yoksa bugüne kadar yaşadığımız gibi mi yaşayacağız?"

'SİYASİ ÇÖZÜMÜN YOLU KÜRTLERLE BARIŞMAKTAN KÜRTLERLE MASAYA OTURMAKTAN GEÇİYOR'

Türkiye'nin Kürt düşmanlığı üzerinden bir siyaseti dayatmaya devam ettiğini söyleyen Temelli, konuşmasına şöyle devam etti:

"Çünkü bu iktidar tecrit, kayyım ve savaş politikalarını sürdürmenin yolunun Kürt düşmanlığından geçtiğini bilerek sabah akşam Kürt düşmanlığı yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla Suriye sınırımızda bir terör koridoru yok. Suriye sınırımızdaki Kürtlere olan düşmanlıktan beslenmeye çalışan bir iktidar var. Mesele bu kadar açık ve nettir. Bunu biz yıllardır söylüyoruz, şimdi artık bütün dünya söylüyor, bütün dünya artık bu gerçeği kabul etmiş durumda. Ve şimdi umuyorum ki çok yakında Suriye’de siyasi çözüm adına önemli adımlar atılacak. Başından beri Suriye’de siyasi çözümü savunduk ve bu çözümün ancak Suriye’de var olan bütün temsiliyetlerin bir araya gelmesi ile mümkün olabileceğini söyledik. Bunu gerçekleştirdiğiniz zaman, bu masayı kurduğunuz zaman, bu masayı kurduğunuz zaman bu mümkün olabilir. Ama siz bu masanın kurulmasına bizzat engel oluyorsanız, o masada temsiliyeti eksik bırakıyorsanız, o masada 'Kürtler olmasın diyorsanız' çözüm de olmaz. Siyasi çözümün yolu Kürtlerle barışmaktan Kürtlerle masaya oturmaktan geçiyor. Suriye’de bu artık anlaşılmıştır. Hem de çok kısa zamanda anlaşılmıştır. Şimdi bugün bu büyük başarısızlıklarını bu büyük kıyameti bu yanlış hatalı politikalarını, bu savaş suçlarını örtbas etmek için bin bir bahane uyduruyorlar."

Gerçek bir çözümüm tek adresinin İmralı olduğunu söyleyen Temelli, "Bir Washington’a bir Moskova’ya gidiyorlar, bir oraya bir buraya gidiyorlar. Siz gerçekten bir çözüm arıyorsanız gideceğiniz yer İmralı’dır. Çünkü size söylemişti. Bütün mesajlarında söylemişti, dolayısıyla o mesajları sağlıklı değerlendirebilseydiniz bu felaketler yaşanmayacaktı. Biz bunu söyleyince diyorlar ki 'siz terör örgütü propagandası yapıyorsunuz' Hayır biz hiçbir şeyin propagandasını yapmıyoruz."

'TÜKENMİŞ BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ' 

"Sizi hakikate davet ediyoruz. 2013 - 2015 yılları arasında  o masa kurulduğunda Dolmabahçe Mutabakatı’na kadar bunları konuşmadınız mı? Konuştunuz. İşte o konuştuklarını bir daha gözden geçirin. Ama bunun mümkün olmadığını artık siz de biliyorsunuz. Siz tükendiniz. Siyaset yapamaz haldesiniz. Tükenmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden de yapacağımız şey bir an önce bu iktidardan kurtulmaktır. Bu iktidarla hiç kimsenin kat edeceği yol kalmamıştır. O yüzden meclisi göreve davet ediyoruz. Diyoruz ki Türkiye’de demokratik çözüm adına Meclis inisiyatif almalıdır. Bunu yapabilecek güç vardır. Türkiye’de bütün kamuoyunu STK’ları, sendikaları bütün siyasi yapıları göreve davet ediyoruz. Gelin, inisiyatif alın. Gelin Türkiye’de dünyada ve Ortadoğu’da Kürt meselesinin çözümü konusunda inisiyatif alın. Gelin hep birlikte onurlu bir barışı inşa edelim. Kürt halkı onlarca yıldır sürdürdüğü mücadelesiyle yol açıcı oldu. Yalnız bırakılmamalıdır. Türkiye demokrasisi için Kürt halkının vermiş olduğu bu mücadelede bu halk yalnız bırakılmamalıdır. HDP olarak bu amaçla bütün Türkiye’yi dolaştık, dolaşmaya devam edeceğiz. Herkesi bu müzakereye davet ediyoruz. Faşizme karşı nasıl mücadele ediyorsak, şimdi bu iktidardan sonrası için de hep birlikte demokrasi ittifakı için de müzakere etmeliyiz. Bir çıkış var bunun adı 3’üncü yoldur, bu yolda sebat etmektir, kararlı bir yürüyüşü ortaya koyma zamanıdır."

'BİZ KENDİ MECLİSLERİMİZİ VAR EDECEĞİZ, O MECLİSLERE HERKESİ DAVET EDECEĞİZ'  

HDP'nin sadece il, ilçe kongrelerini yaparak değil, mahalle mahalle, sokak sokak, iş yeri iş yeri, örgütlenmesi gerektiğini ifade eden Temelli, konuşmasını şöyle sonlandırdı:

"Biz kendi meclislerimizi var edeceğiz. O meclislere herkesi davet edeceğiz. Hep birlikte yan yana geleceğiz. Sorunlarımızı konuşacağız. Sorunlarımızın ortak olduğunu göreceğiz. Sorunlarımız ortaksa hep birlikte çözüm üreteceğiz. Siyaseti toplumsallaştıracağız toplumu siyasallaştıracağız hiç bir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, haklarımızı devretmeyeceğiz kimse bizim adımıza karar siyasi  haklarımız adına  karar veremeyecek. İşte toplumsal örgütlülük buradan geçiyor. Bu örgütlülüğü hep birlikte var edeceğimize inanıyorum. Siyaseti her yerde yapacağız. Mahallede, iş yerinde, her yerde yapacağız. Siyaset yapmak bir haktır, haklarımıza müdahil olmaktır, haklarımızın gaspına engel olmaktır. Bunu engel olmaya çalışanlara karşı, savaş ve siyaset politikalarıyla bizi susturmaya çalışanlara karşı sesimizi her yerde yükselteceğiz. Nasıl ki halkı Meclise çağırıyorsak biz de tüm vekillerimizle halkımızın içinde olmaya devam edeceğiz. Hem yerellerde hem Ankara’da. Örgütlenelim Türkiye'yi de, Ortadoğu'yu da, dünyayı da değiştirelim."

Temelli'nin konuşmasının ardından tek liste ile gidilen seçimde Sevda Subaşı ve Cevdet Anlı il eş başkanlığına seçildi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.