CHP'li Ali Haydar Hakverdi'den cezaevi raporu

CHP'li Hakverdi: ''Ülkemizdeki cezaevlerinin fiziki koşulları, personel sayısının yetersizliği ve kapasitenin çok üstünde mahkumun olması, cezaevlerinde yaşanan sorunların ve hak ihlallerinin en temel sebepleridir. Ancak yeni cezaevi açılması ve personel sayısını artırmak veya infaz yasalarında dönemsel değişiklikler yapmak, bugün yaşanan sorunları kısmen rahatlatacak ancak çözüm olmayacaktır. Kişiyi suça sürükleyen ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar değişmediği sürece kısa süre sonra benzer sorunlar katlanarak yeniden karşımıza çıkacaktır'' dedi ve başlıca sorunları şöyle sıraladı;

SAĞLIK PROBLEMLERİ

Yapılan incelemeler sonucunda ceza infaz kurumlarında görevli bulunan sağlık personeli sayısının kurum kapasitesine oranla yetersiz olduğu; 
Adalet ve Sağlık Bakanlığı arasındaki Ceza İnfaz Kurumlarındaki Sağlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi Hakkında Protokol’ün 5. Maddesinde belirtilen sayılar yeniden düzenlenmeli, hekim sayısı artırılmalıdır. 1000 mahkuma 1 aile hekimi yerine 2 aile hekimi istihdam edilmeli ve mesai tam gün uygulanmalı; ayrıca mahkum sayısına bakılmaksızın her cezaevine tam gün bir aile hekimi görevlendirilmelidir.

Sağlık problemi yaşayan tutuklu ve hükümlülerin revir ve hastanelere zamanında sevk edilmediği;
 Anayasamızca da güvence altına alınan sağlık hakkından her yurttaşımız gibi cezaevindeki mahkumların da istisnasız ve geciktirilmeden faydalanmaları gerekmektedir. Hakkın kötüye kullanılması ve sağlık hizmetine zamanında ulaşma hakkı arasındaki denge gözetilmeli, ancak inisiyatif tamamen infaz koruma memurunun vicdanına bırakılmamalıdır. Özellikle kötü muamele ve darp iddiasında bulunan mahkumların vücutlarında oluşan yara ve morlukların tespit edilebilmesi açısından revir ve hastane sevklerinin ivedilikle gerçekleşmesi gerekmektedir. Böylece hak ihlalinin tespiti ve önüne geçilmesi de sağlanmış olacaktır.

Hastane sevkleri sırasında fazla sayıda kelepçelenme, muayene sırasında hasta mahremiyeti ihlali, kelepçeli muayene;
Mahkum öncelikle kurum içinde aile hekimine ulaşmakta zorlanmaktadır. Muayene olabildikten sonra sevk alabilenler hastaneye sevki sırasında jandarmaya teslim edilmektedir. Bu aşamadan sonra sorumluluk İçişleri Bakanlığı’na geçmektedir. Jandarma, mahkumun güvenliği ve kendi mesuliyetini koruma saiki ile hareket etmekte ancak hasta mahkumun hakkı gelen şikayetlerden anlaşıldığı üzere ihlal edilmektedir. Bileklerinden kelepçelenen mahkumun aynı kelepçeden bir başka kelepçe/kelepçeler ile jandarmaya bağlanması insanlık onuru ile de bağdaşmaz. Doktor karşısına gelen mahkumun bazen kelepçesi çıkartılmakta, bazen jandarma odada kalmakta, bazen doktor kelepçe ile muayene istemektedir. Doktor kelepçenin çıkarılmasını istediğinde jandarma mesuliyetin doktorda olduğuna ilişkin tutanak tutmakta, bazen uygulamayı kabul etmeyen mahkum aylarca bu seviyeye ulaşabilmek için uğraşmasına rağmen muayene olmadan geri dönmektedir. Kadın mahkumların sevklerinde mutlaka kadın infaz koruma memurları ve kadın jandarma bulundurulmalıdır. Devletin görevi, kişi mahremiyetini bozmadan, güvenlik tedbirlerini dışarıda alarak sağlıklı bir muayenenin gerçekleşmesini insanlık onuruna yakışır bir şekilde sağlamaktır. Bu sebeple yükü jandarmanın veya doktorun üzerinden alarak, ayrıntılı ve teknik bir yazılı düzenlemenin mahkum lehine yapılması önem arz etmektedir.

Kurum içerisindeki revirlerde ağız ve diş sağlığına yönelik şikayetlerin dikkate alınmadığı; 

Mahkumların en çok sağlık şikayetlerinin başında diş rahatsızlığı gelmektedir. İnfaz koruma memurları tarafından da diş şikayetleri hayati olmaması sebebi ile dikkate alınmamakta ve önemsenmemektedir. Oysa diş şikayeti yaşayan mahkumun tedavi edilmemesi işkence boyutuna gelen ağrılar yaşamasına sebep olmaktadır. Mahkumların diş şikayetleri mutlaka takip edilmeli ve sonuçlandırılmalıdır. Birinci basamak diş sorunlarını bazı cezaevi bünyesinde çözülecek materyal olmasına rağmen hekim olmaması sebebi ile değerlendirilememektedir. Her bir cezaevine mutlaka tam zamanlı yeteri kadar diş hekimi istihdamı sağlanmalı ve birinci basamak diş ünitesi alınmalıdır.

İŞKENCE, KÖTÜ MUAMELE VE TECRİT

Bazı ceza infaz kurumlarında hapishaneye yeni gelen mahkumlara hoş geldin dayağı atıldığı; 

Ziyaret edilen cezaevlerinin bir kısmında, ilk defa gelen veya başka cezaevinden sevk İle gelen mahkumların suç vasfına göre, kameraların görmediği telefon kulübesi gibi bir yerde kaba dayak atıldığı ve adına ‘hoş geldin dayağı’ denildiği tespit edilmiştir. Başta İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere tarafı olduğumuz birçok uluslararası  sözleşmelere, anayasamıza ve insanlık onuruna aykırı olan bu dayak iddiaları soruşturulmalı ve sorumlular hakkında gerekli hukuki süreç mutlaka başlatılmalıdır. Etkin bir soruşturma yapılmadığı takdirde bu uygulama son bulmayacaktır.

İnsanlık onuruna aykırı bir şekilde çıplak arama yapıldığı;

Bütün cezaevlerinde yeni gelen mahkumlar ve başka cezaevinden sevk ile gelen mahkumlar ilk girişte istisnasız çıplak aramaya maruz kalmaktadır. Bu arama, cezaevine dışarıdan yabancı bir maddenin sokulmasının önlenmesi maksadıyla yapılmaktadır. Ancak bu arama insanlık onuruna aykırıdır ve doğrudan işkence olarak uzmanlar tarafından değerlendirilmektedir. Her bir cezaevi girişine amaca uygun bir cihaz konulması ile çıplak aramalar sonlandırılmalıdır.

Koğuşlara baskın niteliğinde arama yapıldığı ve bu esnada mahkumlara ait eşyaların dağıtılarak yasal malzemelere haksız el konulduğu; 
Cezaevlerinde koğuş ve hücrelerde yapılan aramalar sırasında yoğun bir şekilde eşyaların dağıtıldığı, yerlere atılan çamaşırların zaten güç olan temizliğinin ayrı bir eziyete dönüştüğü, arama sırasında yasal olan eşyalara, kantinden alınanlara da keyfi el konulduğu ve bazı kelime oyunlarının kelimelerine el konularak oyunun tamamen işlevsiz hale getirildiği, keyfi ve kötü muamelenin arama sırasında yoğun yaşandığı tespit edilmiştir. Aramaların, amacını aşmadan kolluk ve mahkûmu karşı karşıya getirmeden daha makul şekilde yapılması, aramalarda hassas davranılması, sıklığının hak ihlaline ve tacize vardırılmaması ve her türlü fiziksel ve sözlü şiddetin engellenmesi gerekmektedir. Keyfi uygulamaların, bireysel kötü muamelelerin infaza ve ıslaha hiçbir katkısının olmayacağı aşikardır.

Hükümlü ve tutukluların ortak kullanım alanlarındaki kameralarla, banyo-tuvalet gibi alanların kapılarının da izlenilmesiyle kişi mahremiyetinin ihlal edildiği ve giyim şekline müdahale edildiği;

Ortak kullanım alanına olan kameralar, banyo ve tuvaleti de görmektedir. Kişisel mahremiyet alanı olmasından kaynaklı bu bölgeler kamera görüş alanında kesinlikle olmamalıdır. Alınan güvenlik önlemleri mahkumun özel yaşam alanlarını taciz etmemelidir.

Özellikle kadın mahkumların kıyafetleri nedeni ile uyarıldığı, askılı tişört ve diz hizası eteklere müdahil olunduğu dile getirilmiştir.Tesettürlü kadınların başı açık dolaşırken kameralar nedeni ile rahatsız olduğu, banyo çıkışı saçını kurutmak için piriz kullandığı alanı kameraların gördüğü ve bu nedenle çok rahatsız oldukları tespit edilmiştir. Özellikle kadın mahkumların kıyafet ve kamera şikayetleri dikkate alınmalı, infaz rejimine ayrıca bir yük yüklenerek kişilik hakları ihlal edilmemelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.