Kılıçdaroğlu bunları ilk kez anlattı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ramazan Bayramı’na özel gerçekleşen yayında çocukluğundaki bayramları anlattı.

Babası Kamer Kılıçdaroğlu’nun memur olduğunu hatırlatan Kılıçdaroğlu, babasının gazeteleri haftalık olarak Bilgöl’ün Genç ilçesine getirttiğini ve burada Cumhuriyet gazetesiyle tanıştığını anlattı: “Rahmetli babam Genç’te görev yaparken gazete okurdu. Ancak günlük gelmezdi gazeteler. Babam gazeteleri haftalık alırdı, Cumhuriyet gelirdi. Cumhuriyet’le tanışmam öyle oldu.”

Kılıçdardoğlu, "İstasyonda yumurta sattık. Renk sarı olsun diye soğan kabuğunda kaynatırdık" dedi.

Kılıçdaroğlu ataerkil bir yapının var olduğunu ve aileden kimsenin babasının yanında eşiyle konuşmadığını kaydederek, yaşadığı bir anıyı şöyle aktardı:

“Annemiz bizim sırdaşımızdı, baba otoriterdi. Hiçbir çocuğunun kucağına aldığını hatırlamıyoruz. Derdimizi annemize anlatırdık. O dönemin kültürü öyleydi. Abim ilk evlendiğimizde eşiyle babamın yanında konuşamazdı. Evlendim İstanbul’a geldim. Annem ve babam bize geldiler. Bir şey söylemem lazım, babamın yanında nasıl söyleyeceğim. Anneme söyledim, babam izin versin diye. Babam söylesin demiş. Bizim ailede ilk kez babasının yanında eşiyle konuşan kişi benim.”

Kılıçdaroğlu’nun anlattıklarından satırbaşları şöyle:

“Bayram toplumun kaynaşması, oturup düşünmesi ve bir arada olması için zorunlu bir unsur. Milli bayramlarımız ulus içinde olmanın verdiği mücadeleler için kullanıyor. Dini bayramlarımız İslam dünyasının bütün ülkelerinde kutlanıyor. Hatırlarsınız Türkiye’de kan davaları olurdu. Kanaat önderlerinin tarafları bir araya getirip, bu davayı sonlandırmasına vesile oluyordu, bayramlar.”

“Erçiş’te ilkokula başladığımda bayramı net hatırlamıyorum ama Bingöl’e geldiğimizdeki süreci hatırlıyorum. Önce anne ve babamızın elini öperdik, sonra arkadaşlarla buluşup tanımadığımız ailelere giderdik. Onlar bize şeker verirdi. Bayramlaşmada bize para veren olursa diğer arkadaşlarımıza da söylerdik, ‘Buraya gidin, para veriyorlar’ diye. Neşeli günlerdi.”

'ÖĞRETMENİM YAŞAR KEMAL'İN İNCE MEMED'İNİ VERMİŞTİ'

“Okumayı seviyordum. Önce Kerime Nadir’in romanlarıyla başladım. Gençlik yıllarımızda bizi duygulandıran romanlardı. Daha sonra Kerime Nadir’in kitabını görünce öğretmenim Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini verdi… Ortaokul bana büyük gelirdi, siyasete atıldıktan sonra gittiğimde küçücüktü.”

“İlkokula başladığımızda teneffüse çantamızla çıkmıştık. İlkokul 1 veya 2’nci sınıfta İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını ezberlemiştim.”

“Tunceli’de sabahçı ve öğlenci vardı. Munzur Nehrinin kenarında bir okuldu. Dergi alacak paramız yoktu ama dergiler çok güzeldi."

“Rahmetli babam Genç’te görev yaparken gazete okurdu. Ancak günlük gelmezdi gazeteler. Babam gazeteleri haftalık alırdı, Cumhuriyet gelirdi. Cumhuriyet’le tanışmam öyle oldu.”

‘ANNEM ÇOK OKUYORUM DİYE KIZARDI’

“Rahmetli annem çok kitap okuyorum diye kızardı, gözlerin bozulur derdi. Genç’te elektrik yoktu, gaz lambasıyla ödevimizi yapardık. Annem kızmasın diye lambayı kısarak okurdum. Annemin okuma yazması yoktu. Ben gazete okurken, ‘Kemal burada ne yazıyor?’ diye sorardı.”

“Radyo sayılı evlerde vardı, bizde vardı. Radyo belirli saatlerde açılırdı. Rahmetli annem insanoğlunun aya gidişine hiç inanmadı. ‘Orası Allah’ın nurudur’ derdi.”

“Annemiz bizim sırdaşımızdı, baba otoriterdi. Hiçbir çocuğunun kucağına aldığını hatırlamıyoruz. Derdimizi annemize anlatırdık. O dönemin kültürü öyleydi. Abim ilk evlendiğimizde eşiyle babamın yanında konuşamazdı. Evlendim İstanbul’a geldim. Annem ve babam bize geldiler. Bir şey söylemem lazım babamın yanında nasıl söyleyeceğim. Anneme söyledim, babam izin versin diye. Babam söylesin demiş. Bizim ailede ilk kez babasının yanında eşiyle konuşan kişi benim.”

“Ataerkil bir toplumdan çocukerkil bir topluma evrildik. Çocuğun her dediği yapılıyor, tabi anne onu kontrol ediyor. Ben çocuklarla çok ilgilenemedim, gece geç saatlere kadar çalışıyordum. Cumartesi- pazar vakit geçirebiliyorduk. Oğluma ‘Gel sinemaya gidelim’ dediğimde, ‘Baba sen git, ben arkadaşlarla gideceğim’ yanıtını aldığımda büyüdüğünü anladık tabi ki.”

Üniversitede okuduğum için bize biraz daha ayrıcalıklı davranılırdı. Rahmetli babam para gönderirdi. PTT’ye yatırır ve gider o parayı çekerdik. Böyle olunca benim aylık almam, genelde ayın 5 veya 6’sını bulurdu. 4 arkadaşım ile çok samimiydim. Bir Pazar günü hiçbirimizde para yok. Sabah kahvaltısı yapmadık, öğle yemeği yemedik ve bir arkadaşımız vardı, o mutlaka Elazığ’dan bir şeyler getirmiştir diye. Bahçelievler’den Cebeci’ye yürüyerek gittik. Mehmet Topçu, bulgur getirdiğini söyledi ve orada bize pilav yaptı. Hayatımda yediğim en güzel pilavlardan biri oldu.

“GÜNLÜK HARCAMAMANIN 10 LİRAYI GEÇMEMESİ GEREKİYORDU”

Mehmet’e de Turgut’a da selam göndermek istiyorum. 4 arkadaş da Maliye Bakanlığı’nda önemli sınavları kazandık. Ben hesap uzmanlığı kazandım o zaman. Turgut Atalay daha sonra Diyarbakır’da belediye başkanlığına aday oldu. Dolayısıyla her birimiz bir yerlerde görev aldık. Dördümüz de bilgi ve kitap okuma konusunda yarışırdık. En iyi kitabı biz okuyalım diye yarışırdık. Dolayısıyla öğrencilerin çok iyi imkanlarla yaşaması mümkün değil. Günlük harcamamanın 10 lirayı geçmemesi gerekiyordu.

“EYLEMLERE KATILIRDIM”

Ortaokulda şiir yazdığımı hatırlıyorum. Yerel gazete vardı. Turan gazetesi. Oraya yazdığım şiirleri götürürdüm ve gazeteyi alırdım. Orada yazdığım şiirler vardı ve ben Çam ağacı için bir şiir yazdım.

Bizim okulumuz daha sonraki süreçte Gazi Üniversitesi’ne dönüştü. Sınıflarımız birinci sınıfta kalabalıktı ancak sonra sınıfa doğru daha kalabalıklaştı. Siyasi olaylar da Dil ve Tarih ile başladı, ben de katılırdım tabii. Aradan yıllar geçti, hesap uzmanlığı yaptığım dönemde Niyazi Adalı Kurul Başkan yardımcılığı yapıyordu. Niyazi bana sordu, ‘Sen hiç öğrenci olaylarında tutuklandın mı’ diye. ‘Hayır ama yürüyüşlere katıldım’ dedim. 

SORU: KENDİNİZİ İSKANDİNAV SİYASETÇİLERİNE BENZETİYOR MUSUNUZ?

Olgun bir demokraside siyasetçinin yapması gerekeni yapıyoruz. Bürokrasiye girdiğimde, bu kültürü aldım. Hesap uzmanı olarak göreve başladığımda Nusret Kester diye üstadımız vardı. Elinde küçücük kurşun kalem arkasında kamış vardı. Geldiği şartlar onu değerli kılıyordu. Nerelerden ne zorlukla geldiği.. Hiçbir zaman bir kağıdın arkası boşsa onu asla yırtıp atmadım onu kullandım. Hala devam eder bu alışkanlığım... 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
GÜVEN BROWN 1 hafta önce

ümit koca sakal niye partiden dışlandı. önce bu sorunun yanıtını verin sonra söylediklerinizi ciddiye alalım.

Avatar
GÜVEN BROWN 1 hafta önce

eğer mutluluğunuz bir başkasının yaptıklarına bağliysa çok ciddi sorunlarınız vardır.daha ne diyeyim ....