Meral Akşener'de KRT'de flaş öneriler... 'En az 3 hafta zorunlu karantina kararı alınmalı'

"Türkiye, tarihinin en büyük mücadelelerinden birini veriyor. Herkesin gözü, kulağı hükümette; koronavirüs ile mücadelede başarılı mıyız? Hem sağlık, hem ekonomik önlemler yeterli mi? İktidarı, muhalefeti ile siyaset üzerine düşeni yapıyor mu?" sorularına İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Söz Meclisi'nde yanıt verdi.

Çiğdem Akdemir sordu, Akşener yanıtladı. Akşener, hükümetin tedbirleri almakta geç kaldığını söyledi. Bir an önce zorunlu karantina alınmasını istedi. Hükümetin bilim insanlarını dinlemesi gerektiğini belirten Akşener ancak kararların Erdoğan'ın iki dudağı arasından çıkan sözlerle alındığını söyledi.

Akşener hükümetin açıkladığı 100 milyarlık pakette; işçilere, emekçilere, EYT'lilere, ücretli öğretmenlere yer verilmediğini belirtti. Akşener, "Çiftçinin Ziraat Bankası'na borcu var. Bunların ertelenmesini, yapılandırılmasını istedik. Ama pakette ne var? 5 müteahhit var. En büyük virüs bunlar. Bir de rant virüsü var" dedi.

Akşener kendileri iktidarda olsa daha önce ülkeye tüm çıkışları durdurmuş olacaklarını, umre ziyaretlerini daha önce kısıtlayacaklarını ve gelenlerin hepsinin derhal karantinaya alacaklarını ve 3 hafta zorunlu karantina süreci başlatmış olacaklarını söyledi. Bilim insanlarının zorunlu karantina alınmasını önerdiğini ancak hükümetin ekonomik nedenlerle bu kararı alamadığını söyledi.

Akşener korona virüs salgını ile mücadele ederken hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının şehit olarak ilan edilmesini önerdi. Sağlık çalışanlarının hepsine 3 ay çift maaş verilmesi gerektiğini söylediklerini belirten Akşener, iktidarın sadece prim verdiğini onu da tüm çalışanlara vermediğini ifade etti.

 Akşener KHK'lılar, af paketi ve işsizlikle ilgilide önemli açıklamalarda bulundu.

Meral Akşener'in açıklamalarından satır başları:

Bizim konumumuzda olanlar yaş anlamıyla, tecrübe anlamıyla, Genel Başkan şapkamla herkese örnek olmak mecburiyetindeler.
Evde kalmak son derece zorluyor ama çalışıyoruz. Dijital teknoloji hayatımızda olduğu için günlük hayatım gene memleket meselesi, partimizin işleyişi, arkadaşımızın çalışmaları, onları birleştirmek gibi çalışmalarla geçiyor. Ama zorlu bir süreç.
Özellikle dikkat ediyorum ki, bazı yanlış anlaşılmalar var. 65 yaş üzeri insanların risk taşıdığına dair kanaat var. Ve bu insanların dışarı çıkması yasaklandı. Mesela o yanlış anlaşıldı. Onlar salgınla karşılaştıklarında ölüm riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. Fakat genç nesil bu insanların taşıyıcı olduğunu düşündü. Sosyal medyada çirkin, hepimizi üzen konularla karşı karşıya kaldık. 
Gençler daha hafif atlatabilir diye bir bilgi var ama görüyoruz ki, İngiltere'de 22, Türkiye'de 33 yaşında gencecik insanlar için de tehdit unsuru. Virüsle ilgili net bilgiler yok, tevatür çok fazla. Bilim insanlarının söylediklerine dikkat etmemiz gerek. 

Herkes tehdit altında. Dün Sağlık Bakanı sayın Koca bir şey daha söyledi; herkes kendi OHAL'ini ilan etsin. Bilim Kurulu üyelerinin pek çoğu bireysel olarak yaptıkları açıklamalarda gencin - yaşlının bir süre zorunlu karantina diyeceğimiz bir süre evlerinde kalmalarını gerektiğini söylüyorlar. Koca'nın söylediği bireysel olaganüstü hal de bunun yapılması gerekliliğini ilan etmek.
Zorunlu karantinayı devleti yöneten iktidarın ilan etmesi gerektiğini bilim insanları da söylüyor. Dün sayın Koca da böyle bir cümle sarf ederek söylemiş oldu.
Bu niye olmuyor kısmına bakmamız lazım. Tek kişinin iki dudağı arasındaki sistemde yürüyoruz. Her şeyin başı sayın Erdoğan... Her konuda kendisinin kararına müracaat ediliyor.
Bir şey daha dikkatimi çekti. Bilgisayar üzerinden bir konuşmada MEB okulların açılma açılmama kararını sayın Erdoğan'a sordu. 'Tatilin devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz, sizin fikriniz nedir' diye sorsa, bunu anlarım. 'Bu konuda emrinizi almak istiyorum' lafı olmaz.
Profesyonel bakış açısında karar verilir, onaya sunulur. Direk kararda Erdoğan'a gidilirse olmaz.

Bir şey dikkatimi çekiyor, valiler görevlendirilmiş değil. İçişleri Bakanlığı sürekli kararname çıkarıyor fakat bakanlığa bağlı görünür valiler görevlendirilmiyor. Valiler devletin ve hükümetin temsilcileridirler. Sağlık Bakanlığı'nın koordinatörlüğünde kurulan Bilim Kurulu olumlu bir harekettir. Bu kurulun benzerlerini valiler başkanlığında illerde yapmalısınız. Bu yok. Bir keşmekeş var. Bilim insanları öneriler getiriyor ve onların söyledikleri siyasi onaya tabi tutuluyor. Bu da olmamalı.

Bilim insanları zorunlu karantina uygulanmalı diyorlar. Hiç değilse 3 hafta uygulanmalı diyorlar. Bu bir hastalık, bir sağlık meselesi ve bir salgın. Ben doktor değilim, dolayısıyla bu konuda atılacak adımları söyleyecek olan bilim insanları. Onlar kendi aralarında konuşuluyor. Sızanlara baktığınız zaman, adına ister sokağa çıkma yasağı deyin, ister zorunlu karantina deyin, yapılması gerekliliğini söylüyorlar.

Başlangıcının ekonomi olduğunu düşünüyorum. Adına ne derseniz deyin, bunu yapacak olan hükümettir. Hükümet bunu yaptığı andan itibaren evde kalmaya başlamış olan her insanın, işçinin, emekçinin, memurun, işsizin ekonomik giderlerini karşılamak zorundadır. Kendi kendinize olağanüstü hal ilan ettiğinizde devletin böyle bir yükümlülüğü yoktur. Bu birinci kaçış noktasıdır.

Küçük esnaftan 210 bin civarında işletme kapandı. Esnaf dediğimiz alana baktığımız zaman, bu bakkaldan kasaba, marketten kuruyemişçiye kadar geniş bir alanı kapsar. Lokantalar kapandı. Garson çocukların tamamı işten çıkarıldı. İş bulabilecekler mi sonra? Biz bu meşhur ekonomi destek kalkanı paketine çok iyi çalıştık, eleştirilerimizi ve yapılması gerekenleri söyledik. Bunların bir kısmını yaptılar. Sağlık çalışanlarına 3 ay çift maaş verin dedik, pirim kararı aldılar. Kredi kartı ve kredi almış insanların 3 ay ödememeleri gerektiğini söyledik. İŞten çıkarılanlar İŞKUR'dan bir kısım para alabilecekler gibi görünüyor ama belli değil. Bu insanlara destek olmalı. Kapatılan yada kapanan iş yerlerinin yaşaması için kredilerin ve destek paketlerinin düzenlenmesi gerekiyor. Ama bunların içinde çiftçi yok.

Çiftçinin Ziraat Bankası'na borcu var. Bunların ertelenmesini, yapılandırılmasını istedik. Ama pakette ne var? 5 müteahhit var. En büyük virüs bunlar.

Muhtemelen geçmişten kaynaklanan şüpheleri vardır. Çünkü insanların ilk inandıkları alandan sonra dönüşürler. İnsan tekamül eden yaratık. Hepimiz değişiriz, dönüşürüz, yeni bilgiler ediniriz. Ama ilk terbiye aldığınız yerdeki sabitelerinizi değiştiremezsiniz. Oradan kaynaklanan bazı itiraz noktaları olmuş olabilir.

Bu sıkıyönetim değil. Biz ihtilal gördük. Sıkıyönetimler şöyle olurdu; ben öğretmendim, okullar açıktı ve biz okula giderdik, kağıtlarımız vardı. İlk döneminde, 2 hafta boyunca sokağa çıkma yasağı vardı. Sokağa çıkma yasaklarında da mesela PETKİM işçisisiniz. Fabrika size izin kağıdı verir, gider gelirsiniz. Bu dediğimiz şey evde kalmak, market, eczane, hastane gibi konularda gidip işinizi görmek. Ama kitlesel olarak sokakta olmamak anlamına gelen bir iş. Ama birinci sebebin ekonomik olduğunu düşünüyorum. Yine suçlu millet olacak. 

Meclisin kıymeti harbiyesi kalmadı bu sistem içerisinde. Askeri getirmek durumunda kalmaktan mı çekiniyorlar diye soruyorsunuz. Askerin gelip gelmemesine gerek yok. Polis de durabilir. Ama zaten yargısıyla, meclisiyle, bakanlarıyla bir kişinin gözlerinin içine doğru bakıyor Türkiye şu anda. Öyle olduğu için koordinasyonda problem var. Sağlık Bakanı sayın Erdoğan'a teşekkür etti, kabul. Maliye Bakanı'na niye teşekkür etti? Bunu anlamakta zorlanıyorum.

Birinci öncelik ekonomi. O insanların eve girdiği andan itibaren ihtiyaçlarını devlet ödemek zorunda. Nereden? Merkez Bankası'nın ihtiyat akçesinden... İşsizlik Fonu'ndan ödemek zorunda... 100 milyar liralık paket açıklandı, 2 milyarı ihtiyaç sahibi olan ailelere gitti. Erdoğan, Hisarcıklıoğlu'na döndü dedi ki, "Keyfin yerine geldi, neşelendin"... Buradan anladık ki, teşvik sermayeye gidiyor. 

Biz S-400'lere 4 milyar dolar para verdik. Niye aldınız demiyorum, ihtiyaç varmış, almışlar. 40 milyar dolar Suriyelilere harcandı, 250 milyar lira ediyor. Siz vatandaşınızı, çalışanınızı işten çıkarmadan, işletmelerinizi koruyarak, sanayicilerin de katma değer üretmesini de sağlamak için teşvik verebilirsiniz.

Bugün Kanal İstanbul'la ilgili bir ihale yapıldı. Acelesi var mıydı?

Kanada Başbakanı evinizde kalın sağlıklı kalın para meselesini düşünmeyin dedi. Öncelik sıralamalarındaki problemden bahsediyorum, bunun birinci adı ciddiyetsizliktir. Uzun yıllardır Türkiye'nin iş yapmak konusunda ciddiyet sorunu olduğunu söylüyorum. 100 milyar liralık paketin içerisinde konut kredisi indiriminden ne anladınız? İnsanlar can derdinde. 5 virüs, artı rant virüsü var.

Anlatmaya çalıştık, yalvardık, şeker fabrikalarını özelleştirmeyin dedik. İşçiler çıkarıldı ve işletmeler kapandı. Biz bugün üretemiyoruz. Dünya bu covid-19 ile mücadele ediyor şu anda. Tartışmalar var, acaba ulus devlet geri mi döndü? Üretim her yerde düşüyor. Dünyanın yüzde 10 küçüleceği söyleniyor önemli iki okulun araştırmacıları tarafından. Biz buğdayı, samanı, nohutu, bezelyeyi, mercimeği, her türlü gıdayı ithal ederken, 'hadi satmıyoruz' dendiği zaman Türkiye'nin hali ne olacak?

Bizim arkadaşlarımız çok iyi çalıştılar. Sayın Paçaçı'ya, Tatlıoğlu'na ve ekiplerine çok teşekkür ediyorum. Ben 27 yıldır aktif politika yapıyorum. Dostluklarımız, arkadaşlıklarımız var. Bunun anlayanlan açısından söylenmesi gerektiğine karar verdik. Bir kere daha söyleyeyim; sakın ola ki sermaye kontrolü konusuna girmeyesiniz.

Genellemelerin insan hayatı için kötü olduğuna inananlardanım. Oradaki sorular, hükümetin başınaydı. Zaten ne yapılması gerektiğini sayın Erdoğan'a soruyorlar. Bugün olması gereken mekanizma şu; bu işin bilim insanlarıyla tartışılıp, onların tavsiyelerini karar olarak görmeli ve bir siyasi merciin onayına bırakmadan kabul etmek olmalı.
İngiltere, İtalya, Çin, Güney Kore yaşadı. Güney Kore'de ne yaptılar? Biz belki onu örnek almalıydık. Herkesi test ettiler. Hasta çıkan karantinaya alındı. Dolayısıyla yayılmasının önüne geçildi. İtalya bir örnek. Yaşlı nüfus çok ve hayatın içinde. Aynı bizim gibi.

Buradaki temel engel tek adam rejimidir. Engel olan yapı bu. Ortak akla ihtiyaç var ama ortak aklın kararlarını uygulamak için beyefendinin onayına ihtiyaç var. 

Burada sayın Erdoğan çok yorgunsa, her şerde bir hayır vardır deyip parlementer sisteme geçişin yolunu açsın yada seçimlerden sonra biz açacağız.

Sayın Kılıçdaroğlu hepimize mektup gönderdi. Bugün benim elime geçti. Geçtiğimiz Pazartesi günü 13 maddelik öneriler ortaya koymuştu. Cuma günü benim aynı şekilde 10 maddelik açıklamam oldu. Bütün bunlara baktığınız zaman muhalefet çalışıyor. Arkadaşlarımız çalıştılar, paketi yorumladık, eksiklerini çıkardık, ilave edilmesi gerekenleri çıkardık ve kamuoyu ile paylaştık. Bir kısmını yaptılar, bir kısmı duruyor. 
Bu ne demek? Biz muhalefet olarak bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü savunurken aşırı dikkat gösteriyoruz fakat sayın Erdoğan, bu insanların da bir çalışma biçimi var, benim görmediğimi bunlar görmüş olabilir diye düşünmüyor.

Bunu yaparsa kendisi de, Türkiye de avantaj sağlar. Biz bir komite kurduk, sosyologlar, ekonomistler, psikologlar, Milletvekillerimiz, uzmanlarımız var bu komitede. Sonrasında ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız diye çalışıyor arkadaşlarımız. 

Herkes gemide ama sanki bir kısmı filika ile karaya doğru açılıyor, geminin içinde sadece biz varız ve bu gemiyi biz korumak zorundayız gibi bir bakış açısı var. Doğru değil. Hepimiz o gemideyiz, bu gemiyi fırtınadan sağ salim çıkarmak zorundayız.

Şu süreçte iktidar olmak isterdik. Hemen zorunlu karantinayı ilan ederdik, çok yoğun şekilde test yaptırırdık, sınır kapılarını kapatırdık. Umre meselesi olmazdı. Çok hızlı karar alınıp, hızlı sonuçlar almayı hedeflerdik. 
Bir doktor arkadaşım aradı, PCR diye yazılıyor, böyle bir makine var, testleri en doğru biçimde yapan bu makineymiş. Tam kapsamlı çalıştırılması doğru olur, iletir misiniz diye sordu. Zannediyor ki, telefonu kaldırdığımda karşımda Erdoğan yada bakanlar var. Böyle değil tabi. Televizyona gidip söyleyeceğim, söz dedim.

Biz siyasetçiler, parti başkanları zaten arkadaşlarımızla birlikte çalışmalıyız. Hasta sayısını, günlük yapılan test sayısını, ölüm vakalarını doğru bilmek zorundayız. Alınan önlemlerin sonuçlarını şeffaf biçimde bilmek zorundayız. Tevatürü, endişeyi bu ortadan kaldırır.

Depremde de, İdlib'deki hain saldırıda da sokaktaydım, gördüm. Antalya'nın, İzmir'in Balıkesir'in, Bursa'nın Kırklareli'nin ve Tekirdağ'ın ilçelerini gezdim. Gördüğüm şey şu, iktidar partisi sürekli bir şeyleri gizliyor. 37 şehit var, insanlar 'hayır çok daha fazla' diyorlar. Onun için söylüyorum şeffaf olmak çok önemli diye.

Biz siyasetçiler, parti başkanları zaten arkadaşlarımızla birlikte çalışmalıyız. Hasta sayısını, günlük yapılan test sayısını, ölüm vakalarını doğru bilmek zorundayız. Alınan önlemlerin sonuçlarını şeffaf biçimde bilmek zorundayız. Tevatürü, endişeyi bu ortadan kaldırır.

Depremde de, İdlib'deki hain saldırıda da sokaktaydım, gördüm. Antalya'nın, İzmir'in Balıkesir'in, Bursa'nın Kırklareli'nin ve Tekirdağ'ın ilçelerini gezdim. Gördüğüm şey şu, iktidar partisi sürekli bir şeyleri gizliyor. 37 şehit var, insanlar 'hayır çok daha fazla' diyorlar. Onun için söylüyorum şeffaf olmak çok önemli diye.

İnsanları eve aldığınız andan itibaren kişi başına 500 lira her ay vermelisiniz. 4 kişilik aileye 2000 lira vermek zorundasınız. İşi var, yok, bundan bahsetmiyorum. 
Esnafta en büyük şikayet devlete ödenen kira stopajı artı çalıştırdıkları insanların asgari ücretine ödedikleri 1.150 liralık verdi. Bunların derhal kaldırılması lazım. Bu devlet güçlüdür, bu millet dayanışmayı sever. Bu konuda en ufak bir problem yok. 

Uçak garantisi verilmiş havaalanları, araba garantisi verilmiş yollar ve tünellerimiz var. Yoldan geçiyor muyuz biz? Hayır... Peki o geçmeyen arabalar için sizin ve benim cebimizden çıkan vergiden oraya para ödeyeceğiz. Hayır efendim, onlar çok kazandı. 3 ay oraya ödeme yapılmaması lazım.

Şeffaflık aslında iktidarın kendisi için lazım. İzledik, bor bizim, dezenfektan üretilmiş. Tamam, hemen insanlara dağıtın, her yere asın, otobüslere koyun, metroya koyun. Harika bir şey ama bir açık kapanacak. Ne açığı anlamadım.

Algı mı yönetilmeli, süreç mi? Algı yönetmek önde. 

Ben Fatih Terim hocayı ve Abdurrahim Albayrak'ı aradım, geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Fatih hoca söyledi, yalvardı, o basın toplantısını iki kere tekrar izledim. Bor bor oluyor, aynı şey, reklam. Galatasaray'da, Fenerbahçe'de, top toplayanın da var, temizlik elemanında var. Ligler bir süre iptal edilse ne olurdu? Öncelik sıralamasında problem var.

Ligin ertelenmesi kararına TFF karar vermiyor, sanmıyorum. Erdoğan'ın bulunduğu pozisyon, 'her şeyi biliyor' pozisyonu. Ben futboldan anlamıyorum. Voleybolu bilirim. Ama kulüplerin içinde bulunduğu şartları, sorunlarını, ekonomik durumalarını öğreniyorsunuz. Çünkü çok önemli bir sektör, camia orası. 
Sayın Erdoğan futbolu biliyor, okulların tatil olup olmayacağını biliyor. Ben eğitimciyim, ama bugünün şartlarında okul tatilinin kararını verecek olan Milli Eğitim Bakanlığı ve uzmanlarıdır diyorum. Niye? 27 yıldır uzaktan izliyorum. Ben MEB'in aldığı tedbirlerin bir kısmını beğeniyorum. Uzaktan eğitimi beğeniyorum. Ama, siz 8 yaşındaki çocuklara rahmetli Menderes'in asılma anını gösterebilir misiniz kardeşim?

Onu henüz soyutu kafasında tam olarak canlandıramayacak, anlamlandıramayacak çocuğa siz bir devlet adamının asılma halini animasyon olarak seyrettiremezsiniz. Böyle bir şey yok.

Rahmetli Menderes'in asıldığını anlatmayın demiyoruz. Orta okuldan sonra anlatılır, ilk okulda anlatılmaz.

Sayın Bakana ben bir soru sordum; dedim ki bu işi yapanları cezalandıracak mısınız? Bu sorunun cevabını bekliyorum.

Bunlar eğitimin e'sinden anlamıyor. Sayın Bakanla ilgili bir şey diyemeyeceğim ama ilkokul öğretmenliği eğitimi almış bir şahıs olarak, çok iyi eğitim aldık asla tevazu gösteremem. Üzerinde en durulan şey şudur, soyut ve somut kavramlar. Allah var mı diye sorar çocuk size, onun da bir anlatma yöntemi vardır. Asılma anını gösteremezsiniz.

Gereğini yapması lazım sayın Bakanın. Her noktada liyakat ve ciddiyet sorunu var. Asla affedilmeyecek bir şey bu. Dediğim şey şu; rahmetli Menderes'in asılmasını ortaokuldan itibaren anlatırsınız. Ama üzerinde durulması gereken şey haktır, hukuktur, adalettir, parlamentonun önemidir, Cumhuriyetin faziletidir. Darbeleri anlatırsınız, lanetlersiniz, bunda da sorun yok. Ama 8 yaşındaki bir çocuğa bu şekilde söyleyemezsiniz, anlatamazsınız. Hepsi kabus görmüştür. Bunu yapanların bulunup ceza görmesi gerekiyor.

Halk Eğitim'de de öğretmenlik yaptım ben. Bir kısmı maaşlı, bir kısmı ücretlidir öğretmenlerin. Öğretmenler arasında müthiş bir uçurum oluşturuldu. Çocuk sahibi bir anne, torun sahibi bir babaanne olarak söylüyorum. O sınıfa giren bir öğretmene öğretilen şudur, kapının dışında her şeyi bırakacaksınız. Oğlunuz kızınız hasta, okula gittiğinizde unutacaksınız. 45 kişilik bir sınıf, çocuk grubu sizin evladınızdır, yada yapmayın bu işi derlerdi. 
Siz o öğretmene, elektrik parasını, doğalgaz parasını, ekmek parasını düşündüremezsiniz, buna eğitimde kimsenin hakkı yok. Madem ki ücretli öğretmen var ve madem ki okullar kapalı, o öğretmenin parasının ödenmesi gerekiyor. Sayın Bakan ödenmemesi gerektiğini söyledi ama ödenecek. İnsanları aç-açık bırakamazsınız. 

Korona ile mücadele ederken vefat eden bütün doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarının şehit ilan edilmesi gerektiğini öneriyorum. Ailelerine de aynı terör şehidi gibi davranılmasını öneriyorum. Hastanelerinin içinde görev yapan ama sağlık personeli dışında kabul edilen her bir arkadaşımıza pirimin, ek paranın bu arkadaşlara da verilmesini öneriyorum.

Ücretli öğretmen, taksi şoförleri, evlerde çalışanlar yevmiyelidir. Hayatını günlük olarak kazanan insanların da destek paketinden yararlanması lazım. Bunun peşine düşeceğim.

EYT'li arkadaşlarımızın durumu vahim. Emekliler ama maaş alamıyorlar. Bu insanlar ne yapacak?
Kapaklı'da bir EYT'li kardeşim ile karşılaştım. Korona henüz hayatımızda yokken, işten çıkarılmış, mecburen EYT'li olmuş. Çerkezköy'de sanayi gibi görünüşlü yerlerde artık Afganlı çalıştırılıyor, bizim asgari ücrete vergi ödendiği için çalıştırmıyorlar, çıkardılar dedi. Bu arkadaş ağladı, çocukları var. 

Bir kasap dükkanına girdik. Orada o arkadaşla tekrar karşılaştım. Kapaklı belde iken DYP'den Belediye Başkanı seçilmiş arkadaşımızla da orada karşılaştık. Belediye Başkanı arkadaşımız EYT'li kardeşimize iki tabak tavuk almış. Bana dedi ki, "Başkanıma rastladım, eve bu akşam ekmek götüreceğim. Meral abla, ben buna 6 ay dayanamam" dedi.

Yine Tekirdağ'da, rahmetli abimi de tanıyan bir arkadaşımızla karşılaştım. Elinde bir poşet var, gösterdi ve dedi ki, "20 lirayla geldim, bir poşet domates aldım, bunu eve götüreceğim ve yengen yemek yapacak"...
İlçelerde nelerle karşılaştım... Merkez köylerin tamamı mahalle olmuş. İzmir'in merkezinde yaşayanların ödediği su parasını, köyler ödüyor. Mahalle olmuşlar. Pırasa yetiştiremiyorlar, su lazım. Köyde yaşayıp pırasayı ilçe merkezindeki pazardan satın alan insanlar var. 
İpsalalı bir kadınla karşılaştım, zayıf ve ince, "8 aydır kocam işsiz" dedi. Nasıl geçiniyorsunuz dedim, 'kayınpederimin maaşıyla geçiniyoruz' dedi. Ne kadar alıyor kayınpederi? 1300 lira.

Dolayısıyla sayın Erdoğan'ı ben nereye davet ediyorum? Rahmetli Erbakan hocanın meşhur bir adil düzeni vardı. Kendisini dinlemeye gitmiştim, demişti ki, buğdayı yetiştiricisinden onu mutlu edecek şekilde alacağız. Bu anlayışa sayın Erdoğan'ı davet ediyorum. 
Beton ekonomisinden hemen vazgeçip istihdam üretilmeli. Genç işsizlik korkunç oranda. Esnaf küçülmüş.

Balıkesir Sındırgı'da bir esnaf hanımla karşılaştım. 10 kişi çalışıyor yanında. 3 eleman çıkartması lazım, kimi çıkarması gerektiğini düşünürken ağlıyor. Sözleşmeli öğretmen derse girmemezlik etmiyor ki, siz okulu tatil etmişsiniz. O ücretin ödenmesi lazım, devletin görevi bu. Biz güçlü bir devletiz, sadece tercihleri değiştirecekler.

KHK dendiği zaman öyle bir atmosfer yaratıldı ki, insanlar FETÖ'cü suçlamasıyla karşı karşıya kalmamak için yorumsuz geçiyorlar. Ben şerbetliyim bu hususta. Fakat, beraat almış, suç unsuru bulunamayıp takipsizlik almış, bu insanların sadece sağlık sektöründe değil, hangi sektörden olursa olsun görevlerine iade edilmesinin yolunun açılması lazım. Bu bir hukuk normu. Örgüt üyesi, şunlar, bunlar ayrı. Altını ısrarlar çizdiğim şey, beraat almış insanlar. 

Gazeteci Yavuz Selim Demirağ ile bir programda örnek olay anlattım ve imzasız mektup işinin bitirildiğini ilan ettiler.

Esas mesele şu... Biz kadına dair, çocuğa dair hem şiddet ve hem de cinsel suçlar ve uyuşturucu ile ilgili, silah kaçakçılığıyla ilgili kırmızı çizgiler koyduk. Asla el süremeyiz. 
Bu infaz yasası o kadar uzun zaman konuşuldu ki, mahkum aileleri de asker aileleri gibi şafak saydılar. Bunların duyguları, umutları ile oynamak yanlış. Ama o torbanın içine her önüne geleni attığınız zaman, onların hayalleri üzerinden baskı yaratıp asıl salmak istediklerinizi dışarı çıkaracaksanız, İYİ Parti bunun karşısında durur.

İki partinin oyu yeterli. Bunu bizimle değil, kamuoyuyla tartışacaksınız. Neler olduğunu anlatın, kamuoyu bunu bilsin. Bize ihtiyaçları yok, iki partinin sayısı yeterli. Niçin hepimizle bir arada olmaya gayret gösteriyorlar? Burada bir gayret var, elbirliği ile çıkarmaya yönelik. 
Şu sırada getirilir mi, getirilebilir, bir şey demiyorum. Ama işin içinde çocuk gelin işi var. Bir komisyon önerildi, bu komisyona biz katılmayacağız dedim. Çocuk gelin, cinsel suçlar, torbacılar, uyuşturucu baronları ile ilgili ne düşünüyorsunuz, kamuoyuyla paylaşın kardeşim. Biz de fikirlerimizi söyleyelim, duysun insanlar. Ne olduğunu çok anlayamadım. Ama çizgilerimizden vazgeçmemiz mümkün değil.

Çocuk gelin... Bu cezaya, cezalandırmaya alışmamız gerekiyor. Annelerin, babaların çocuklarını okutmak yerine çocuklarını evlendirmemelerini sağlamamız gerekiyor. Toplum çocuk yaşta kızını evlendirmemeye alışmalı.

Murat Ağırel, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan... Murat Ağırel'i ziyaret etmek için Adalet BAkanlığı'na ziyaret ettik ama görüşler durdurulmuş. Torbacı serbest, Sarmal'ı yazdığı için Murat Ağırel içerde. Metastaz'ı yazdığı için Barış'lari içeride. Bunlar olurken Erdoğan'a eleştiri tweetleri atan insanlar içerde.

Atatürk'e sövmek serbest, Atatürk'ün anasına genelevde çalışıyor demek serbest. Bir Milletvekili, Cumhuriyet'e çamuristan diyor. Tweetlerinde görüyorum. Bunlar serbest. Eleştiri hakkı ifade hürriyeti. Ama Erdoğan'a kaşının üzerinde gözün var dediğinde cezaevine.

Tecrübeli siyasetçi atlatır. Ama yarın bu soruyla karşılaşacağını bilerek çalışır. Siyasetçi böyle bir canlı türüdür. Ama siz çanak sorularla, övgülerle gazetecilik yapamazsınız. Gazetecilerin soruları insanı diri tutar, canlı tutar.

 Suriye konusunda bugün neden oradayız, diyemiyoruz. Suriyelilere 40 milyar dolar harcadık, 4-5 milyon insan geldi. 

Bu salgın bir taraftan küreselleşmenim üzerinde düşünmemizi, bir taraftan ulusal sınırları, ilaç şirketlerinin patent üzerinden vurduğu paraları düşündürüyor. Suriye'nin kaç yüzbin lişisi öldü, gitti, ne kadar parası gitti. Irak'ta da aynı şeyler oluyor. Yemen'de çocuklar açlıktan ölüyor.

AB'den Fransa'nın terke edildiğine dair bir görüş ortaya çıkması. 21. yüzyılın yeni hastalıklarına yönelik yenir organizasyonlar bütünü olması gerekiyor. Birleşmiş Milletler'in yeniden düzenlenmesi gerekiyor. BM üzerinde silah tüccarlarının etkisinin kalkması gerekiyor.

Kelebek teorisi gerçek çıktı. Bir kelebeğin kanadını çırparak fırtınaya sebep olması... İleride su savaşları olacağı söyleniyor. 

Biz önümüze gelene posta koyduk ama sopa yemekten ağzımız gözümüz patladı. 

Libya'dan bir şehit geldi ve bütün siyasi parti yöneticileri davet edildi. Burada gazetecileri değil bu mekanizmayı kim yaptıysa onları sorgulamak lazım.

Hafter'in Amerika'da büyük petrol şirketleri ile toplantı yaptığından Erdoğan'ın haberi var mı? Mısır ve Yunanistan'ı yan yana getirdin, büyük bir aşk yaşanıyor orada. Suriye'nin orada sınırı var Akdeniz'e... Biz bunları niye yaptık?

Geçen gün sayın Erdoğan'ın bir konuşmasını dinledim, çok üzüldüm. Kılıçdaroğlu'nun Esad ile fotoğrafları olduğunu söyledi, bildiğim kadarıyla yok. Ama Tayyip beyle birlikte tatil yaptılar. Algılar, gerçekler, süreçler... Algı yönetiminin sonuna geldik. Koronada da, İdlib'de de, Libya'da da algı yönetiminin sonuna geldik. 

Orada Türkiye'nin Cumhurbaşkanına yapılan çirkinliği, Putin'in davranışını kınadığımı ifade edeyim. Ama orada servis edilen birebir orada yaşanmışsa sayın Erdoğan'ın da bizim onurumuzu o kapıda bırakmamasını dilerdim.

Çeşitli tartışmalar var. Konunun başında özellikle girmek istedim. Küreselleşmenin iflası deniyor bir taraftan, milli devletlerin, ulus devletlerin öne çıktığı bir sürece geçilecek deniyor. Sosyolog ve dünyaca ünlü bilim insanları söylüyor bunları. Bir diğeri de post küreselleşmeye doğru gideleceği yönünde iddialar var. 
Ben insanoğlunun makulü bulacağına inanıyorum. 
Ülkemiz açısından algı operasyonları, çerçeveleme, yalan konuşabilme imkanlarının ortadan kalktığını düşünüyorum. Aç kaldığınız zaman, bu işlere karnınız tok oluyor. Anadolu'da gördüğüm tablo vahimdi.

Bütün bunların ışığında benim önceliğim Türkiye. Bugün ülkeyi bu arkadaşlar yönetiyor, Türkiye'nin derhal üreten ülkeye dönmesi gerekiyor.

Torunum bir aylık. Doğduğu zaman görmüştüm, bir aydır görmedim. Salgın nedeniyle karantina kararına uyuyoruz. Malum cep telefonlarından bağıra bağıra seviyoruz. Allah bütün çocukların ömrünü uzun, bahtını açık etsin. Sizler yaşayın, bizler sizin çok mutlu ve müreffeh bir Türkiye'de yaşamanıza vesile olalım.

Kendilerine güvensinler, inansınlar ve kadının kadınla dayanışmasına, omuz vermesine sıkıca sarılsınlar.

Cesur olun, kendinize inanın, güvenin ve ülkenizi çok sevin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.