İki film, tek sorun...

Netflix ve diğer streaming platformlarından film önerilerinin bulunulduğu şu günlerde ben size geçtiğimiz gün kaybettiğimiz Ertem Göreç’in “Otobüs Yolcuları” ve “Karanlıkta Uyananlar” filmlerini tavsiye etmek istiyorum.

 Vedat Türkali, Fikret Hakan, Ömer Lütfi Akat, Beklan Algan, Ayla Algan, Ayhan Işık, Suna Pekuysal ve Avni Dilligil.  Her iki filmin kadrosuna bakar mısınız? Sanat tarihimizin devleri…

Bu kadar önemli ismi bir araya getiren Ertem Göreç’in imzalı iki filmine geçmeden önce usta yönetmenin sinema yolculuğuna değinelim.

Kabataş Lisesi’nde öğrenci olduğu dönemde Galatasaray Basketbol takımında da forma giyer, aynı zamanda Milli takımda 15 maç oynamıştır.

Göreç’in hayatı, ağabeyinin onu, (avantür filmlerin yönetmeni)  Yılmaz Atadeniz’in ağabeyi, Orhan Atadeniz’in montaj stüdyosuna götürmesiyle değişir.

 Orhan Atadeniz’in boynuna doladığı film şeritlerini montajlamasını izler ve o gün kendi deyimiyle ‘sinema aşkı’ başlar.

10 yıl setlerde asistanlık yapar. Hocaları, Memduh Ün, Atıf Yılmaz ve Abdurrahman Palay gibi sinemamızın büyük üstatlarıdır.   

Çıraklıktan ustalığa, Memduh Ün’ün yapımcılığını üstlendiği, “Kanlı Sevda (1950)” ile geçer. Yıllar sonra bir söyleşisinde “nasıl böyle kötü bir film çektim” itirafında bulunarak, köyde geçen hikaye için   “insan bilmediği konularda ahkam kesmemeli” diyecektir.

27 Mayıs darbesinin yapıldığı akşam, Vedat Türkali ile birlikte başarısı ülke sınırlarını aşmış  “Otobüs Yolcuları” senaryosuna çalışırlar. Türkali, epik anlatımla filmin çekilmesini ister, Göreç ise gerçekçi sinemadan yanadır.

Türk siyasi hayatının keskin dönemeçlerinden olan 27 Mayıs Darbesi sonrası yapılan referandumda “Hukuk ve siyasi tarihinin en demokratik anayasası” kabul edilen 1961 Anayasası’nın özgürlükçü atmosferi  altında çekilir “Otobüs Yolcuları”…

Bu film darbe sonrası ‘Güvenevler Dosyası' ile ilgili inşaat yolsuzluğunu ve günümüzdeki ‘arazi mafyası’nın başlangıç yıllarını, gözler önüne seren toplumsal gerçekçi bir denemedir.   

Yoksul mahalleliye konuk vaadi ile demirinden, çimentosunda çalınarak apartmanlar inşa edilir. Bir dairenin tapusu birkaç kişiye verilir.  Filmde “bu binalar nasıl ayakta kalacak?” Sorusuna verilen“ dua kuvvetiyle” yanıtı günümüzde yaşadıklarımızın tezahürüdür.

Ayhan Işık ve Türkan Şoray’ın başrollerini paylaştığı filmde, Suphi Kaner, Suna Pekuysal, Avni Dilligil gibi başarılı isimler yer alır. Filmin müziklerini Ruhi Su ve Yalçın Tura üstlenir.

Yıllar sonra Usta yönetmen “filminin üzerinden 50 yıl geçti maalesef her şey aynı” diyecektir.  

KARANLIKTA UYANANLAR

Vedat Türkali ve Ertem Göreç, 1964 yılında, bu kez  “Karanlıkta Uyananlar” filmi için bir araya gelir.  Ülkemizin ilk işçi ve grev filmi olarak tarihteki yerini alan yapım, bir boya fabrikasında çalışan emekçilerle, babasının ölümünden sonra işin başına geçip, emekçilerden yana olan genç bir işverenin etrafında şekillenir.

Sendikal hareketin öncülerinden Kemal Türker’in filme destek verir. Grev sahneleri  Türker’in önerileri doğrultusunda çekilir ve gerçek işçiler rol alır.

Fikret Hakan yarı fiyatına çalışır

Yapımcılığını Ömer Lütfi Akat’ın Beklan Algan ile üstlendiği filmde, usta yönetmen ayrıca fabrikanın müdürü rolünde izleyici karşısına çıkar.

 Türk sinemasının jönü Fikret Hakan destek olmak için kaşesinin yarısına anlaşır.  Büyük bir dayanışma içerisinde çekilen film, dönemin ekonomik modelini gayet net biçimde yansıtır. Tarihteki yerini Türkiye’nin ilk işçi hareketi filmi olarak alır.

Yeşilçam melodramlarının aksine İtalyan Yeni Gerçekçiliğine yakınlığıyla ülkemizin “Yeni Gerçekçi Sinema”sının önü açılmış olur.  

'NE YAPTIYSAK VATANIMIZI KORUMAK İÇİN YAPTIK'

Film “İşçi anayasanın bekçisidir”  afişiyle dağıtıma girer. Ancak Adana’daki gösterimi sırasında sinema, bir grubun saldırısına uğrar ve gösterime girmesinden iki ay sonra İçişleri Bakanlığı tarafından oynatıldığı şehirlerde “birçok olayın çıkması” gerekçe gösterilerek filmin gösterimi durdurulur. Her ne kadar 4 Ağustos 1965’te durdurma kararı kaldırılsa da filmin üzerindeki baskı sona ermez.

 Ayla Algan, ilk sinema filmi için şunları anlatacaktı: “ Filminin satılmasına mani olununca hepimiz parasız kaldık. O zaman hepimiz idealisttik. Biz Beklan’la Amerika’dan döndükten sonra ne yaptıksa vatanımızı korumak için yaptık. Bizim dönemin oyuncularının, yazarlarının idealleri vardı. Yeni yeni sendikalaşmalar başlamıştı. Biz de sendikalar etkinleşsin istiyorduk. “

Oysa  ki gişede elde edilecek gelirle köy enstitüleri ve Amerikan sermayesine karşı iki film daha yapılacaktı. 

Erten Göreç, daha sonra aralarında ilk çocuk filmi “Pamuk Prenses ve 7 Cüceler”in de bulunduğu sayısız gişe filmi çekse de “Karanlıkta Uyananlar” ve “Otobüs Yolcuları” filmleriyle anılır.  

“Seyircinin bilmediği bir şey yaparsanız ilgisini kopartırsınız, seyretmez.” sözleriyle genç sinemacılara seslenir. “Yeni sinemacılar, yeni döneme, Türkiye Sineması dedi. Ama bizim 80 senelik birikimimize tecavüz etmesinler” diyecektir.

Toplumsal olayları anlatan bu tarzdaki filmlerin üzerinden 60 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, bu baskı devam etmekte ancak günümüzde yaşadığımız bu durumdan farklı olarak insanların korku ikliminde kendilerine otosansür uygulamalarıdır. Kim bilir bu baskılar olmasa geçmişte halkın yaşadığı zorlukları yansıtan Ertem Göreç, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Yılmaz Güney gibi değerli sanatçılara günümüzde rastlanması mümkün olmaz mı?

YORUM EKLE