AKP'ye dış politika eleştirisi

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Karar gazetesindeki röportajının ikinci bölümü yayımlandı.

Karar gazetesi yazarları Ahmet Taşgetiren, Elif Çakır ve Yıldıray Oğur’un sorularını yanıtlayan Gelecek Partisi Genel Başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, başkanlığı döneminde Suriye’de her istediklerini gerçekleştiremediklerini söyledi. “Noktasal hesap hataları yapmış olabiliriz” ifadelerini kullanan Davutoğlu bu döneme ait tüm sorumluluğun kendisine yüklenmesine ise karşı çıktı: “Karar alma süreçlerindeki geniş halka göz ardı edilip dış politikadaki aksaklıkların sorumluluğu bana yükleniyor. Bu doğru da değil hakkaniyetli de değil.”

Davutoğlu’nun röportajının bir bölümü şu şekilde:

“Elif Çakır: Peki şunu diyebiliyor musunuz; Dış politikada güzel şeyler yaptık ama Suriye politikalarında yanlışlar da yaptık, evet hatamız oldu.

Ahmet Davutoğlu: Tabii. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türkiye’nin Suriye politikası ilkesel, ahlaki ve reelpolitik olarak doğru bir politikaydı. Ancak yapabileceğiniz şeyler, yapamayacağınız şeyler var. Hiçbir zaman bir ülke küresel güç bile olsa ABD bile istediği her şeyi gerçekleştiremez. Biz de Suriye’de istediğimiz her şeyi gerçekleştiremedik. Noktasal olarak hesap hataları da yapmış olabiliriz. Elimizdeki imkanlarla, samimi bir niyetle ülkemiz ve bölgemiz için doğru olduğuna inandığımız şeyleri yapmaya çalıştık. Bu çabalarımızın bir kısmında, öngörülerimizde yanılmış da olabiliriz.

Ancak, benimle alakalı olmayan veya benimle sınırlı olmayan pek çok başlık da bana mal edilmeye çalışılıyor. Emevi Camisinde namaz gibi benim sarf etmediğim sözler bana atfediliyor. Dış politikanın MGK’da, Bakanlar Kurulunda, siyasi hiyerarşi ve karar alma süreçlerinde alınan kararlarla yürütüldüğü unutuluyor. Hayatımın hiçbir döneminde üstlendiğim bir görevle ilgili sorumluluktan kaçmadım, ancak bilinçli ve kasıtlı bir çabayla, belli bir strateji neticesinde karar alma süreçlerindeki geniş halka göz ardı edilip dış politikadaki aksaklıkların sorumluluğu bana yükleniyor. Bu doğru olmadığı gibi, hakkaniyetli de değil.

Bir kere siyasetin hangi alanında olursa olsun, hiç hata yapmadınız mı gibi bir soruya bir insanın “hiç hata yapmadım” demesi için ya insan doğasını, psikolojiyi bilmemesi lazım ya da tarihi. Tarih ve psikoloji bilen herkes hatasını da doğru yaptığı işleri de bilir. Siyaset demin söyledim meleklerin yaptığı bir iş değil. Ama olmaması gereken şey ilkeleriniz ile realite arasında gerilimler gördüğünüzde kendi sahiciliğinizden kopmamanız. Yani ilkelerinizi terk ederek Makyavelist bir politikaya yönelmemeniz, ilkelere sadık kalacağım derken de realiteden kopmamanız gerek. Birisi makyevelist, diğeri hayalci bir tutumdur.

ÇOK YANLIŞ BİR POLİTİKA YÜRÜTÜLÜYOR

“Son dönemde dış politika konusunda hicapla izlediğim husus şu ki; beraber politika yaptığımız, devlet kararlarını beraber aldığımız insanlar, cumhurbaşkanı, başbakanlar, bakanlar kazanımlar olduğunda haneye kendilerini yazıyorlar, çıkan problemleri de 3,5 sendedir hiçbir devlet görevi yürütmeyen bir başkasına , devri sabık yaparak yüklemeye çalışıyorlar. Eğer bu politikalar yanlışsa üç senedir değiştirseydiniz. Ben şimdi yürüyen dış politikayı eleştirebilirim çünkü 3,5 yıldır ben burada yokum. Hemen söyleyeyim; çok yanlış bir dış politika yürütülüyor.

Ben başdanışmanken ortada bir Dışişleri Bakanı var, Başbakan var, Cumhurbaşkanı var ama sorumlu benim. Ben Dışişleri Bakanı oluyorum, bu sefer Başbakan var, Cumhurbaşkanı var, yine sorumlu benim. Ben Başbakan oluyorum, bu sefer Dışişleri Bakanı var, onun sorumluluğu değil, Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu değil yine ben sorumluyum.

“CUMHURBAŞKANI ‘MEKTUBU TAKDİM ETTİM’ DEYİNCE UTANDIM”

Ahmet Taşgetiren: Siz herkesi etkilemiş olabilir misiniz?

Ahmet Davutoğlu: O kadar kuvvetli miyim? (Gülüyor) O zaman benim vizyonumda dış politika nereye geldi ona bakalım. Suriye denkleminden bakmayalım bu dış politikaya sadece. O dış politikayla Türkiye AB sürecini en üst düzeye getirdi. Ben başbakanlıktan ayrıldığımda Türkiye ile AB arasında vize muafiyeti anlaşması imzalanmak üzereydi. O zaman onu da haneye yazın.

Dış politikada benim dönemimde de ABD ile gerilimler çıktı. Ama bugün olduğu gibi Trump’tan bir ABD başkanından bu kadar rezil bir mektup almadı Türkiye. Aksine gerektiğinde 1 Mart tezkeresindeki gibi parlamentonun saygın kararıyla ABD ile karşı tavır da aldı ama kriz yaşamadı. Mavi Marmara krizini yaşadık. Nükleer anlaşmayı yaşadık İran ile. Ama ABD ile öyle bir kriz yaşamadık. Eğer böyle bir mektup ben Dışişleri Bakanı iken bizim bir büyükelçimiz tarafından bana getirilseydi, ben önce o büyükelçiyi görevden alırdım. Nasıl bu mektubu kabul edersin diye. Sonra da aynen iade ederdim. Eğer Dışişleri Bakanı bana getirseydi onu görevden alırdım. Her şey geçer, o mektup Türkiye Cumhuriyeti’nin kayıtlarında kalır. Bütün dünya kayıtlarında kalır. O mektup iade edilirken Cumhurbaşkanı’nın kullandığı tabir Türkçe’den İngilizce’ye çevrildiğinde bu sefer uluslararası alanda utandım. “Takdim ettim mektubu” diyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kimseye böyle bir mektubu takdim etmez. Bu mektup ancak iade edilir. Çok kriz yaşadık ama hiçbiri bunu yapamadı. Benim eleştirildiğim dönemde Rusya ile olan politikalara bakarsanız. Vize muafiyeti anlaşmasını imzalayan benim. Stratejik işbirliği anlaşmasını imzalayan benim. Dış ticaret ilişkilerimiz en yüksek seviyeye çıktı. Konjonktürel olarak bir uçak düşürülme krizi yaşadık. O krizin tırmanmasının temel sorumlusu, o sabah bizim talimatlarımıza rağmen Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamadır. “Rus uçağını biz düşürdük” açıklaması. Rusya ile gizli diplomasi yapma şansımız varken, o şansı yok eden o açıklamadır.

TÜRKİYE SAVUNMA HATTINA ÇEKİLİYOR

Yıldıray Oğur: Rusya ile dış politikada bağımlılık ilişkisine ne diyorsunuz?

Ahmet Davutoğlu: Türkiye AB ilişkilerini rayına oturtmak için küresel anlamda 3 kanatla uçması gereken bir ülkedir. Bunun iki kanadı da bölgesel. Birisi NATO-ABD, birisi AB, birisi de Rusya ve Çin olmak üzere Asya devletleri. AK Parti iktidara geldiğinde tek kanatla uçuyordu. ABD ve İsrail destekli kanatla. Avrupa ile demokrasi ile çelişki yaşıyordu. Rusya ile Çeçenistan ve Bosna Hersek üzerinden rekabet halindeydi. Bizim bu dengeleri kurmamızın zirve noktası 2010’dur 2011’dir. Bu dengeyi, üçünü bir arada götürebiliyorduk. Şu anda ise tekrar tek kanada düştük. ABD ile ilişkiler inişli çıkışlı, Avrupa ile kötü, tek kanatlı sadece Rusya ile uçmaya çalışıyoruz. Rusya ile ilişkiler kötü olmamalı aksine derinleşmeli ama bu 3 aktörden birisi ile ilişkiler derinleşirken diğerleri ihmal edilmemelidir. Türkiye’nin bu dengeyi süratle yeniden rayına oturtması lazım. Ve üç kanatla iyi ilişkiler geliştirmesi lazım. Benim dışişleri bakanlığım döneminde Türkiye Irak içindeki bütün Şiilerle, bütün partilerle, Kürtlerle yoğun ilişkiler içindeydi, her şeyi takip edebiliyorduk. Türkmenlerin haklarını koruyorduk. Şimdi Erbil’de Kürtlerle aramızda mesafeler var. Son 3-4 yıl içinde Irak fiilen İran etkisine terk edildi. O yüzden de Irak, İran ve ABD geriliminin alanı haline geldi. Türkiye’nin etkin olduğu 2010 yılında Irak’taki herhangi bir hükümet oluşumunun bütün aktörleri Türkiye’ye gelirdi. Seyit el Hakim en önemli Şii liderdir o yıllarda kaç kere gelmiş, şimdi bakın en son zaman gelmiş? Şimdi niye gelmiyor? Barzani Türkiye’ye son olarak etkili bir şekilde ne zaman gelmiş? Bütün liderler Türkiye’ye geliyorlardı. Türkiye’nin soft powerı iyi kullanması lazım ancak kullanamıyor. Dahası soft power diye kullanılan araçların çoğu bizim dönemden kalan ve şimdi etkinliğini kaybetmiş araçlar. Üzülüyorum mesela, Türkiye-Sırbistan-Bosna Hersek üçlüsü eskisi kadar etkin değil. Bölgesel etkinlikler bozuldu ve açıkça zikredeyim 90’lı yıllarda olduğu gibi Türkiye giderek bir savunma hattına çekiliyor. Bütün dış politika meselemiz yakın sınırlarımız üzerindeki PKK varlığı ile ilgili. Tabii ki bu önemli bir meseledir. 3 konusu var Türkiye’nin Kıbrıs, PKK ve Ermeni meselesi. Türkiye birkaç meseleye indirmeyecek kadar büyük bir ülke. Türkiye’yi kendi sınırlarına hapseden bir baskıyla karşı karşıyayız dışarıdan. İçerideki iktidar da bunu memnuniyetle kabul ediyor. Ve bütün diğer küresel alanlarından çekiliyor. Çünkü beka sorununu iç siyasette kullanılan sağlam bir malzeme olarak görüyor. Bu Libya politikasında da böyle, maalesef Suriye politikasında da.

Yıldıray Oğur: Dış politikada sizinle ilgili öz eleştiri bekleyenler genel olarak sizin dış politikadaki idealist yaklaşımınızı eleştiriyorlar. Türkiye dış politikada pek çok meselede taraf oluyor, açıklamalar yapılıyor ve sanki o meseleler dış politikanın değil iç politikanın parçası haline geliyor. Mısır’da darbe oluyor, kanlı darbeye haklı olarak karşı çıkılıyor ama bir noktada ilişkiler tamamen ortadan kalkıyor. Şimdi Türkiye’nin Akdeniz ve Libya meselesinde bu ortaya çıktı. İsrail, Mısır, Yunanistan, Kıbrıs, Suudi Arabistan, BAE ile Türkiye’nin pek çoğunda haklı sebeplerle ciddi sorunları var. Fakat Türkiye bu kadar çok ülkeyle aynı anda, idealist bir dış politika izleyip, sorun yaşama lüksüne sahip olan bir ülke mi?

Ahmet Davutoğlu: Aksine bu idealist olarak nitelenen politika bir sürü ülke ile ilişkilerin derinleşmesine yol açtı. Türkiye Sırbistan ilişkileri daha önce nasıldı şimdi nasıl? Eğer Osmanlıcılık ve İslamcılık yapsaydık ilk karşı çıkacağımız ülkenin Sırbistan olması gerekmez miydi? Salt politika olsa ilk karşı çıkılması gereken Ermenistan olmaz mıydı? Ermenistan ile protokol imzaladık ama Azeri kardeşlerimizin haklarını hiçbir zaman gündemden düşürmedik. Türkiye Suriye ilişkilerinde vizeleri kaldıran, sınır kapılarını kaldıran, Asi’de dostluk barajını yaptıran politikalar bizim dönemimizdeydi? Suriye ile İsrail arasında barış görüşmelerini gerçekleştirdik. Böyle bakıldığında idealist olarak nitelenen politikalar neticesinde bütün taraflarla ilişkilerimiz daha iyi noktaya geldi. Ama kontrol edilemeyen faktörler oldu. Nitekim Arap Baharı’nın doğurduğu büyük dalga hepimizi içine aldı. Arap Baharı’nın büyük dönüşümü hala bitmiş değil. Suriye ile ilişkileri o derece derinleştiren takip ettiğimiz politikalardı ve gerçekleştirdik de. Mesela İran ile nükleer anlaşma yapmamız, Türkiye’yi küresel bir aktör haline getirdi.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.