Meral Akşener: Kendisi de, damadı da, her şeyi güllük gülistanlık sanıyor

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında konuştu. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Cibuti'deki cami açılışına gitmek için 744 bin lira harcadığına dikkat çeken Akşener,  "Be vicdansızlar! EYT’liye geldi mi, metelik yok; ama vatandaşımın yokluktan intihar ettiği memlekette, şatafatlı özel uçaklarla Afrika seyahati yapıyorsunuz. Tarifeli seferle gitseniz, sırmanız mı dökülür? Tarifeli seferle gitseler, maliyet 70 bin lira. Ama beyler israfsız, şatafatsız yapamıyor, 10 katı parayı savurmadan rahat edemiyorlar." ifadelerini kullandı.

Akşener toplantıda çok konuşulacak Yüzüklerin Efendisi benzetmesi de yaptı. Akşener, "Yüzük Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Erdoğan yüzüğün sahibi. Almış yanına, ak sakallı Saruman’ı, Damat Gollum’u ve inşaatla uğraşan 5 Nazgul’u, mutlak gücün peşinde" dedi. 

Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

"Biz şuna inanıyoruz:  Hayatın ve kaderimizin karşımıza çıkardığı engeller, azimle, mücadeleyle aşılır. Ancak, beceriksizliğin, nasipsizliğin çıkardığı engeller, hayatlarımızda büyük yaralar açar, büyük izler bırakır. Bir toplumun medeniyet ölçüsü, o toplumun, dezavantajlı bireylerinin karşılaştığı zorluklardır. Onlar ne kadar zorlanıyorsa, medeniyet o kadar yaralı demektir. Onların hayatı ne kadar kolaylaşıyorsa, o ülkede medeniyet yükseliyor demektir. Bu noktada adım atarken, kararlı olmak, cesur olmak gerekir.

Daha önce de defalarca ifade ettiğim gibi; medeniyet yolunun taşlarını, sadece cesurlar döşer. Biz, eğitimden, günlük yaşama kadar her alanda, engelli kardeşlerimizin hayatını kolaylaştırmanın, bu yola taş döşemek olduğuna inanıyoruz. Bunun gereğini yapacağımızdan hiç şüpheniz olmasın…

Bugün grup toplantımızda, ülkemizin kanayan bir başka yarasının mağdurları var. Emeklilikte “Saray’a” takılan kardeşlerimiz aramızda. Yandaş vakıflara, derneklere, ajanslara akıtacak milyonları bulabilen, geçmediğimiz köprüler, gitmediğimiz yollar, yatmadığımız hastaneler için müteahhitlere ödeyecek parayı bulabilen, kendine saray yaptıracak parayı bulabilen, Sayın Erdoğan’ın,  “Seçim kaybetsek dahi o iş olmaz.” diyerek, itip kaktığı EYT’liler aramızda. Sizler de hoş geldiniz, şeref verdiniz…

EYT meselesi, ailelerle birlikte, milyonlarca vatandaşımızı mağdur ediyor. İtip kakarak, yok sayarak, her şeye bulduğun parayı milletinden esirgeyerek, sonuç alamazsın Sayın Erdoğan. Kademeli bir çözüm planı mümkün. Sağlık hizmetlerinden yararlanmalarını sağlamak, ilk adım olabilir. Türkiye’nin, bu kadar büyük bir yarayı tedavi edecek imkanları var. Yeter ki niyet olsun.  Yeter ki yüreğiniz, milletimizle birlikte atsın…

 “Bizden önceki bir uygulama” diyerek işin içinden sıyrılamazsınız. Ülkeyi yönetiyorsanız, sizden önce ya da sizden sonra, bütün dertlere çare bulmak zorundasınız."

“SİZİ PARA BABALARI SEÇMEDİ”

EYT’li kardeşlerimi rahatlatmak, dertlerine deva olmak,  öyle anlatıldığı, öyle şişirildiği gibi zor değil.

Evet, bir maliyeti var. Ama Türkiye’nin, o maliyeti göğüsleyecek imkanları da var. Bakın ben maliyet diyorum, onlar yük diyor. Milleti, kendi hazinesine yük görmek de ne demek? Para milletin, hak milletin. Siz kim oluyorsunuz da, benim milletimi, kendi hazinesine yük sayıyorsunuz?

Kodaman 5 müteahhit sıkışmaya görsün, Kamu bankalarını seferber edip, bir kalemde 500 milyonluk vergiyi silip, çare buluyorsunuz. Sıra vatandaşa, sıra millete geldi mi, “Olsa dükkan senin.” deyip sıyrılmaya çalışıyorsunuz.

Sizi, para babaları seçmedi efendiler! Sizi millet seçti. Ya milleti göreceksiniz, ya da yoldan çekileceksiniz. Bunun başka yolu yok.

Bu kürsüden açıkça ilan ediyorum;

İYİ Parti iktidarının ilk yılında, millete nasıl el uzatılırmış,  EYT’li kardeşlerim nasıl ferahlatılırmış göreceksiniz.

Eş, dost, kodamanlar değil, “Önce milletim” derseniz, bu yarayı tedavi edersiniz. Nasıl geçen haftaki sözümü dinleyip, Fabrika bacalarına filtre takmayı erteleyen kararı veto ettiniz, Ve milletin yararına bir karar verdiniz; EYT’liler konusunda da;  ya sözümü dinleyip, gerekeni yapacaksınız, Ya da biz geleceğiz, biz yapacağız!"

“İSRAFSIZ, ŞATAFATSIZ YAPAMIYORLAR”

Değerli milletvekilleri; Milletimizin derdine, sözüm ona kaynak bulamayanlar, şatafata kaynak bulmakta çok becerikliler. Şimdi sizi çok uzaklarda bir yere, Afrika ülkesi Cibuti’ye götüreceğim.

Peki neden? Bir açılış töreni için. Cibuti’de, Afrika Parlamentolar Birliği’nin bir toplantısı varmış. Meclis Başkanı ve bazı milletvekilleri oraya gidiyor. Devlet işidir, gidecekler tabi. Bu arada, Diyanet İşleri Başkanı ve ekibi de gidiyor… Neden? 2. Abdülhamid Han’ın adının verildiği bir Cami yaptırmışız. Onun açılışını yapacaklar. Ne güzel, Allah razı olsun. Ama nasıl gidiyorlar biliyor musunuz? Özel bir uçak kiralıyorlar. 22 bin dolar yakıt masrafı, 108 bin dolar da kiralama ücreti var, Toplamda 744 bin liralık bir seyahat.

Be vicdansızlar! EYT’liye geldi mi, metelik yok; ama vatandaşımın yokluktan intihar ettiği memlekette, şatafatlı özel uçaklarla Afrika seyahati yapıyorsunuz. Tarifeli seferle gitseniz, sırmanız mı dökülür?

Tarifeli seferle gitseler, maliyet 70 bin lira. Ama beyler israfsız, şatafatsız yapamıyor, 10 katı parayı savurmadan rahat edemiyorlar.

Bir asgari ücretli çalışanımız, ayda 326 lira vergi veriyor. Bu seyahat, 2280 işçimizin, bir aylık vergisi demek. Yazıktır, günahtır. 10 kişi bir yere gideceksiniz, 2280 işçinin vergisini harcıyorsunuz. Millete gelince de “Para yok”

CİBUTİ’YE BARAJ HİBE EDİYORMUŞUZ”

Aziz milletim; Bu heyetin gezisinden öğrendik ki, Cibuti’ye, bir de baraj hibe ediyormuşuz. Öyle gıda yardımından falan bahsetmiyorum, bildiğiniz baraj. El insaf. Memlekette, “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana”, bu beylerin işi caka satmak… Kim bilir hangi yandaş müteahhit, kaç milyona yapacak? Baraj demişken, şu İstanbul’un su meselesine de değinelim.

Biliyorsunuz, Sayın Erdoğan, çıktı dedi ki; “İstanbul’un durumu hiç iyi değil.

Bu gidişle birkaç aya suyu kalmaz.” Aynı Sayın Erdoğan, 30 Mart 2019’da, yani daha 8 ay önce demişti ki; “İstanbul’un su sorununu çözdük. Taaa Sakarya’dan su getiriyoruz.

2040 yılına kadar İstanbul’un su sorunu yok.” Aynen böyle demişti.

Melen Çayı üzerine bir baraj yapmaya kalktılar. 2 milyar liraya yakın para harcadılar. Zemin çalışmaları iyi yapılmadığı için, baraj bir türlü devreye girmiyor. 16 milyonluk kente, nefes aldıracak barajı yapamayan iktidar, Afrika’nın Cibuti’sine baraj yapmakla övünüyor. Sen önce İstanbullunun işini, milletinin işini hallet, sonra gider Cibuti’de hava atarsın…

“UCUBE SİSTEMLE HESAP VEREMEYECEKLERİNİ SANIYORLAR”

Aziz milletim; Öyle ucube bir sistem uydurdular ki, senin olan her şeyi kendilerinin zannediyorlar. Öyle ucube bir sistem uydurdular ki, hiç hesap vermeyeceklerini, milletin bu hesabı görmeyeceğini zannediyorlar. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye bir icat uydurduk; Memleketi iki dudağımızın arasına mahkum ederiz, Meclisi yok sayar, adaleti geciktirir, Kimseye kulak vermez, kimseye hesap vermez,

Saraylarımızda, uçaklarımızda, lüks arabalarımızda günümüzü gün ederiz.” diye düşünüyorlar. Bu devran böyle gidecek sanıyorlar…

Hayır! Bu devran böyle gitmeyecek. Aziz Türk milleti, adı üzerinde, Milletin Meclisi’nin,  Yani iradesinin saf dışı bırakılmasına rıza göstermeyecek. Yüzbinlerce dolara mal olan, şatafatlı gezilere daha fazla sessiz kalmayacak. Dişinden tırnağından artırdıklarıyla, “Devletimi iyi temsil etsinler.” diye her türlü imkanı veren bu aziz millet,  devlet saygınlığını yerle bir eden, bu şımarıklığa artık geçit vermeyecek. Artık “Yeter!” diyecek. “Söz benimdir, söz milletindir!” diyecek. Değerli milletvekilleri, sevgili gençler;

Bakın;  bu nobranlığın, bu şımarıklığın, bu israfın, bu had bilmezliğin,  milletçe yaşadığımız, bu geçim sıkıntısının sebebi; Devleti çiftliğe çeviren;  bu ucube yönetim biçimidir, bu sempatikleştirilmiş tek adam rejimidir, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir. Ak Parti hükümetleri içinde, en büyük sıkıntı ve zorluklarla karşılaşılan dönem, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dönemidir.

 “Bu sistemle Türkiye şaha kalkacak.” dediler,  milletimizin de, ülkemizin de, belini büktüler, sırtını yere vurdular. Türkiye’ye şampiyonluk vadettiler, ama memleketi küme düşürttüler.

“SICAK PARAYA MAHKUM EKONOMİK SİSTEM ÇOKTÜ”

Bu sistem yüzünden; Demokrasi ağır yara aldı. Yargı sistemi ağır yara aldı. Bu ne demek? Yurt içindeki güvensizliği geçtim, yatırımcıda büyük güven sorunu demek. Demokrasinin işlemediği, yargının, iktidarın memuruna dönüştürüldüğü bir ülkeye, kimse yatırım yapmaz. Yatırımcı güvenli liman ister.  O güvenin adı, demokratik bir işleyiş, şaibesiz bir yargıdır. Ama Türkiye’de, bu sistemle birlikte, her iki olmazsa olmaz değer, maalesef yerle bir edildi.

Yerli ya da yabancı, hiçbir yatırımcı, güvenli bulmadığı bir limana demir atmaz. Atmazsa ne olur? Yıllardır “sıcak para”ya mahkum ettikleri ekonomik sistem çöker.  Nitekim çöktü. Gelin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 500 günlük karnesine birlikte bakalım: 500 günde; Yüzde 4’ün üzerinde daraldık. Kişi başı milli gelirimiz, 8811 Dolara düştü. Bir sene önceye göre, yüzde 10 fakirleştik.  İşsizlik oranı yüzde 10’dan, yüzde 14’e çıktı.  Tabi bunlar resmi rakamlar.  Hayatın gerçeği, çok daha vahim…

İşsiz sayımız, 3 milyon 315 binden, 4 milyon 650 bine çıktı.  Yani, 1 milyon 335 bin vatandaşımız daha işsiz kaldı. Üniversite mezunu işsizlerimizin sayısı, 369 bin kişi arttı,  907 binden, 1 milyon 276 bine çıktı. 506 bin kadınımız daha işsiz kaldı.  Sayıları 1 milyon 916 bin oldu. Genç işsizlerimizin sayısıysa, 470 bin arttı. Artık, 1 milyon 518 bin genç işsizimiz var.

“TANZANYA’NIN BİLE GERİSİNE DÜŞTÜK”

Hani kötü bir işle karşılaştığımızda, “Burası Tanzanya mı?” denirdi ya…  Bu ucube sistem bizi, işte o Tanzanya’nın bile gerisine düşürdü.  Bakın beğenmediğimiz Tanzanya’da, işsizlik yüzde 9.  Türkiye’deyse, TÜİK’in tüm manevralarına rağmen, yüzde 14. Tanzanya’da enflasyon, yüzde 3.6.  Bizdeyse, damadın tüm hilelerine rağmen, yüzde 8 buçuk.

1 ay içinde 1 liralık patatesin fiyatı, 2 buçuk liraya çıkmış. Sütün fiyatı, yüzde 37 artmış.  Tereyağı, yüzde 24 zamlanmış.  Beyaz Peynir’in fiyatı, yüzde 31 yükselmiş.  Salça fiyatları, yüzde 88 artmış.  Elektriğe, doğalgaza, yüzde 60’lara varan zam yapılmış.  Böyle bir ülkede, enflasyonun yüzde 8 buçuk olduğuna kim inanır, söyler misiniz?

Dava arkadaşlarım; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk 500 gününde; Otoyol ücretleri, yüzde 41 zamlandı.  Hac ücreti yüzde 35, Umre fiyatları yüzde 23 arttı. Dövizin hali ortada.  Türk Lirası pula döndü, vatandaş ve kurumlar gitti, döviz aldı. Büyük umutlarla başlattıkları, “döviz bozdur” kampanyası da fiyaskoya dönüştü. Vatandaşımız bu sisteme güvenmediği için,  137 milyar dolar olan döviz mevduatı, 58 milyar dolar arttı, 195 milyar dolara çıktı. Toplam mevduattaki döviz oranı, yüzde 53’e çıktı.

Bu sisteme geçtiğinden beri, Türkiye bütçesi dipsiz bir kuyuya dönüştü. Bütçe açığı 152 milyar lira oldu.

Bakın, bir noktaya dikkatinizi çekerim: Eğer Merkez Bankası yedek akçesiyle, İmar Affı ve bedelli askerlik gibi bir defalık gelirler olmasa, bütçenin açığı 235 Milyar lira olacaktı. Bu neye benzer biliyor musunuz?  Evin ekonomisini ayakta tutmak için, hanımın kolundaki bileziği, parmağındaki yüzüğü satmaya benzer.

İş dünyasında da durum farklı değil.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen, Haziran 2018’den bu yana, ödenemeyen, takibe düşen krediler, 68 Milyar liradan, 140 milyar liraya çıktı.  Yüzde 105 arttı.

“MEMLEKETİ ORTA DÜNYA’YA ÇEVİRDİLER”

Değerli milletvekilleri; Ben bu gerçekleri söyleyince, Sayın Erdoğan çok kızıyor… Diyor ki; “Rakamları çarpıtıyor.” Halbuki; Benim verdiğim tüm rakamlar, devletin resmi rakamları. Kendi bakanlıklarının, kendi bürokrasisinin, hatta Cumhurbaşkanlığı sitesinin rakamları. Daha hangi rakamla, nasıl anlatayım ki?...

Sayın Erdoğan’ın çevresinde, doğruları söyleyecek kimse kalmadığı için, Kendisi de, damadı da, her şeyi güllük gülistanlık sanıyor. Şaka maka, buna inanıyorlar. Bu kafayla, bu beceriksiz, bu ciddiyetsiz yönetim anlayışıyla gidince de, sonuç bu oluyor…

Memleketi “Orta Dünya’ya” çevirdiler. Sanki Yüzüklerin Efendisi setinde yaşıyoruz… Yüzük, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; Sayın Erdoğan, yüzüğün sahibi; Almış yanına, ak sakallı Saruman’ı, Damat Gollum’u, ve inşaatla uğraşan 5 Nazgul’u, mutlak gücün, mutlak iktidarın peşinde…

Millet perişan, farkında değil. Türkiye uçurumun eşiğinde, umurunda değil. Gel, bu güç sevdasından vazgeç Sayın Erdoğan. Hem kendi iyiliğin, hem de milletimizin iyiliği için gel, bu yüzükten vazgeç.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri; Türkiye bu girdaptan çıkar. Türkiye’yi bu girdaptan çıkarmanın ilk adımı, bu sistemden kurtulmaktır. İyileştirilmiş Parlamenter Sistem, Türkiye’nin çıkış yoludur.

İYİ Parti olarak, ilk günden beri, bütün bunların olacağını öngördük ve bu ucube sisteme karşı çıktık. Şimdi de, bu acı sonuçları yaşarken diyoruz ki; “Gelin vakit kaybetmeden, bu yanlış yoldan dönün.” “Türkiye’yi yeniden, demokratik bir hukuk devletine dönüştürelim.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.