Altın Portakal, 'tuzluk' ve kadın...

 58. Antalya Film Festivali sona erdi. KRT olarak festival heyecanını film ekipleriyle yaptığımız söyleşilerle ekrana taşımaya çalıştık.  Pandemiden en çok yara alan sinemamız için festival büyük önem taşıyor. Bağımsız sinemanın kendisine yer bulduğu, seyircisiyle buluştuğu bu alan, yeni filmlerin de çekilmesi için sektöre alan sağlıyor.

Uzun yıllardır konuşulan konuların başında geliyor bağımsız sinemanın maddi sıkıntıları. Muhalif sinemacıların Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alamadığı, ya da sansürü aşıp, filmini beğendirmeyi başardılarsa, aldıkları rakamın yeterli olmadığı herkes tarafından bilinmekte. Eğer Nuri Bilge Ceylan veya Semih Kaplanoğlu değilseniz tabi.  “Kültür Bakanlığı’ndan destek alacaksanız bağımsız sinemayı nasıl çekeceksiniz?” diyeceksiniz. Ancak tüm gelişmiş ülkelerde devlet kültür-sanata destek verir ve bizlerin vergileriyle bu bütçe oluşturulur.

Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesine baktığınızda Sinema Genel Müdürlüğü’nde misyonunu şu sözlerle açıklıyor. Tek satırına dokunmadan alıntılıyorum: Misyon:

Ulusal sinema eserlerinin yaygın olarak izleyiciye ulaştırılmasını sağlamak ve sanat bilincini yükseltmek yönünde politikalar üreterek, bu amaca hizmet eden projeleri desteklemek, nitelikli eser üretimini teşvik etmek, kültür mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak ve uluslararası boyutta Türk Sinemasının yerini ve rolünü güçlendirmek.

TÜRK SİNEMASI’NIN BELLEĞİ ALTIN PORTAKAL

Antalya Film Festivali de yarım asrı aşmış geçmişiyle Türk Sineması’nın belleğini oluşturuyor. Yaptığımız programlarda sıklıkla dile getiriyoruz. Sinemamızın ülkemiz gerçeğini yansıtma sıkıntıları olduğunu. Ancak bu yıl Antalya’da izlediğimiz filmlerde inanç, vicdan ve sistem üçgeninde muhafazakâr sermayenin iki yüzlülüğünü göstermesi oldukça umut vericiydi.

Jüri Başkanı Emin Alper’in dediği gibi “Çağına yeterince tanıklık etmemekle eleştirilirdi sinemamız. Belki de ilk kez suçun giderek alenileştiği, sıradanlaştığı, adalet arayışının anlamsızlaştığı, vicdanlarımızın her gün susturulmaya çalışıldığı, köreltildiği bir baskı atmosferinde sinemacılarımız insanlığın vicdani muhasebesinin hiçbir zaman bitmeyeceğini ve susturulamayacağını usul usul göstermeye başladılar.

 Ancak “Zuhal”, ''Diyalog'' ve “Birlikte Öleceğiz” filmleri dışında kadın karakterlerin 3- 4 dakika kendine yer bulduğu filmlerde yönetmenlerin kadın karakter tahlili konusunda biraz kafa yormaları gerektiğinin altını çizelim…

 “Okul Tıraşı”, “Kerr” , “İki Şafak Arasında”, “Anadolu Leoparı” ve “Zuhal” beğendiğim filmler arasındaydı. En iyi film konusunda iki görüş etrafında toplanılıyordu; “Okul Tıraşı” ve “Kerr”… Benim tercihim en iyi yönetmen ödülü alan Tayfun Pirselimoğlu’nun “Kerr” filminden yanaydı. Distopik bir atmosfer yaratan yönetmen Pirselimoğlu, yaşanan adaletsizliklere karşı, nasıl duyarsız ve sesiz kaldığımızı perdeye yansıtıyor.

Açık hava sinemasında film izlemek, filmlerin üzerinde konuşmak sektör bileşenleriyle bir araya gelmek, sinema dolu bir hafta geçirmek, filmleri tartışmak festivalin en güzel yanlarından biriydi.

SANATÇILIĞINI DA KANITLADI DURUŞUNU DA…

Gelelim ödül töreni gecesine! Nihal Yalçın oyunculuk başarısını kanıtlamış, dizi, sineme ve tiyatroda oynadığı karakterlerle ses getirmiş başarılı bir sanatçı. Kentli, orta -üst sınıf bir kadının karakterini canlandırdığı “Zuhal” filminde Altın Portakal’da en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görüldü. Festival seçkisinin ilk günü, ikinci film olarak gösterildiğinde henüz diğer yapımları görmemiştik. Bu nedenle kimse filmlerdeki kadın karakterlerin azlığından haberdar değildi. Bu nedenle kara mizah türündeki filmde Nihal Yalçın’ın, Zuhal’de ki inandırıcılığı herkes tarafından takdir topladı. İlk gün favorilerin arasında yerini aldı.  

“Zuhal” filmindeki rolüyle ‘En İyi Kadın Oyuncu’ seçilen Nihal Yalçın’a ödülünü Tamer Karadağlı takdim etti. Ancak Yalçın’ın konuşması sırasında Karadağlı’nın sergilediği tavır, geceye damgasını vurdu. Tamer Karadağlı’nın tuhaf tavırları kısa sürede sosyal medyada en çok paylaşılan video oldu.

Katıldığı bir magazin programında Karadağlı, “3 buçuk dakika tuzluk gibi kaldım. Saçma bir durum değil mi bu?” Diyerek kendisine yapılan eleştirileri doğruluyordu adeta.

Sunucunun ‘daha hoş görülü olamaz mıydınız?’ sorusuna “söyledikleri hoşuma gitmedi” yanıtını vererek mimiklerini gizleyemediğini söylüyor. Olayın politize edildiğini belirtiyor ve Nihal Yalçın’ı hedef gösteriyordu.

Nasıl mı? “Pervin Buldan sahip çıktı. Demek ki başka şeyler var arkasında.  Yalçın’ın, Selahattin Demirtaş’a özgürlük twitini hatırlatıyor. Benim duruşum belli, ben PKK’nın terör örgütü olduğuna inanan bir insanım. Bir anda HDP’li milletvekilleri sahip çıktı. Politik bir duruş çünkü. HDP’yi sahiplenen bir insan olarak linç kampanyası başlattı. “diyor…

Şimdi Nihal Yalçın’ın ödül aldığında yaptığı konuşmaya bakalım: Bana kadın oyuncu ödülü vermezler sanıyordum açıkçası, ne yazık ki güçlü rakiplerim yoktu. Çünkü filmlerde çok az kadın karakter vardı. Artık erkeği oynamak istiyorum, önümüzdeki yıl erkek oyuncu ödülüne aday olmak istiyorum(!) Benim için çok kıymetli; bu ödül, o kadar uzun zaman sonra sektördeki arkadaşlarla bir arada olmak. Ülkemizin atmosferinde işimizi yapmak, işimizi konuşmak lükse dönüşüyor. İşimi yaptığım ve ödüllendirildiğim için çok mutluyum.  Ekibime teşekkür ederim.

Tamer Karadağlı, bu sırada ödülü Nihal Yalçın’ın eline tutuşturuyor.

Yalçın “Kim verdi bana ödülü, artık sus mu diyorsunuz?” Gülerek, Karadağlı yanıt olarak “zafer konuşmasını ödülünüzle” yapın diyor.

Yalçın, konuşmasına kaldığı yerden devam ederek, “Bir kez daha söylüyorum İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyelim, İstanbul Sözleşmesi yaşatır” sözleriyle bitiriyor.

Olayı bu kadar detaylı yazmamın nedeni; 3 dakika bekletilmeyi ve ödülü almadan önce konuşma yaptığı için kendisine saygısızlık yapıldığını düşünen Karadağlı’nın, hem Antalya Film Festivali hem de Nihal Yalçın’ı nasıl hedef göstermesi... Görüldüğü gibi konuşmada herhangi bir ‘vatanın bölünmez bütünlüğüne’ dair bir açıklama yok. Buna dair bir alt metin de yok!

Programın sunucuları ise, “sanata politika karıştırmayalım” derken bir sanatçıyı kendi politik görüşünü açıklayan, karşı tarafı politika yapmakla suçlayan Karadağlı’yı dinleyip hak vermesi başka bir vahim olay.

Kadına yönelik ayrımcılığın en ölümcül biçimi olan “kadının yaşam hakkının ihlali” ile ilgili bir kadın sanatçının, İstanbul Sözleşmesi’ni savunmasından daha doğal ne olabilir? Kaldı ki bir sanatçının politik görüşü de olabilir. Bunu dile de getirebilir. Kendisine her şeyi hak görüp, kendinden olmayana her tür suçlamayı yapanlara bu itiraz. Kadınların başarısını dinlemeye 3 dakika sabrı olmayan erkeklere bu itiraz! Sayın Tamer Karadağlı, bir mahalleye yaranma çabasıyla yaptığınız açıklama, belki karşılığını bulmuştur ama, bir sanatçıyı hedef göstermenin vicdani yükünü nasıl taşıyacaksınız?

Bir notum da ödül törenlerinde politik açıklama yapanlara itiraz eden ve bunu OSCAR töreninde Ricky Gervais’in “ödülünüzü alın ve gidin, kimseye bir şey öğretecek halde değilsiniz!” sözünü örnek gösterenlere. Belki sizi hayal kırıklığına uğratacağım ama, o açıklamanın tamamı politikti…

YORUM EKLE
YORUMLAR
GÜVEN BROWN
GÜVEN BROWN - 7 gün Önce

sayın karadağ ın bir psikoloğa gidip sorununu öğrenmesi lazım.dost tavsiyesi.