Biri “Vesayet” mi dedi?

Türediklerinden bu yana dillerine sakız ettikleri, üstüne üstlük yedeklerine yetmez ama evetçi liboş tayfasını da alarak koro halinde terennüm ettikleri bir türkü var:

“Vesayet de, Vesayet…

Aman da Vesayet. Yaman da Vesayet…”

Kast ettikleri şey, tam olarak şuydu:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kimin yöneteciğine, nasıl yöneteceğine, neyi isterse yapacağına, sadece ve sadece sandıktan milletin verdiği oylarla çıkan siyasetçiler karar verir. Onlar ki, sandıktan çıkmıştır. Herşeyin üstündedirler. İstediklerini yapma özgürlükleri vardır. Gerekirse, bu Cumhuriyet’i yıkıp yerine yeni bir Cumhuriyet, hattâ isterlerse yeni ve farklı bir rejim tesis edebilirler. Daha da ötesinde, isterlerse hilâfeti, saltanatı bile geri getirebilirler. Kimsenin de ağzını açmaya hakkı yoktur…”

“Türkü”nün açılımı böyle. Türkünün öznesi ise (adını da koyalım), Atatürk Cumhuriyeti’ne bağlı olan tüm kişi ve kurumlar, en başta da Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Temel ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda var olan, “laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” olarak kalmasından yana tavır alan ve omuzlarında Atatürk ilke ve inkilâplarını koruyup kollamak gibi bir görev hisseden bir kesimi kast etmekteydiler.

Zaten bu amaçla da, 10 yıl önceki kumpaslar sürecini (yedeklerinde YetmezAmaEvetçi vatan pazarlamacıları, FETÖ kadroları ve Soros’undan, Fuller’ine, Barkey’ine, Karen Fogg’una kadar o çok dillerine doladıkları) dış güçlerle ile birlikte hazırlayıp icra ettiler. Sonrası mâlûm.

Peki, şimdi gelin bugüne bakalım.

Vesayet kalktı mı? Yoksa başka biçimde devam mı ediyor?

O çok kutsal diye lanse ettikleri “sandık”tan çıkanlar mı yönetiyor bu ülkeyi? Kimse kimseyi kandırmasın. Bu millet salak değil.

Şaibeli ve hileli bir referandumla kabul edilen Anayasa üzerinden seçilmiş bir “Şahıs” ve onun Saray’ında kurulmuş, “Milli irade”yi temsil etmeyen, seçilmemiş bürokratlar, “Sandığın” temsilcilerinin üzerinde abuk bir vesayet kurmuş durumdalar. Yalan mı?

TBMM’de yapılan bütçe görüşmelerine bir bakın göreceksiniz. O “seçilmemiş – atanmış” bakanların, seçilmiş milletvekillerine ağız dolusu küfür ettikleri oturumları izliyor musunuz?

Adam “Cumhurbaşkanı”nın sekreterlerinden biri konumunda. Gelmiş komisyona, milletvekillerine neredeyse “Ana avrat” girişiyor. En hafif ve kibar(!) sözleri “Şerefsiiiiiz! Alçaaaak!.. Namussuuuuuz!.. Teröriiiist!..”

E hani sizin “Sandık fetişiniz”? Nereye saklandı? TBMM çatısı altında TBMM üyelerine, yani “Kutsal seçilmişlerine” küfür edilirken, bunun adı “Vesayet” değil mi? Saray vesayeti değil mi?

Açıyorsun yandaş, besleme, yılışık, yalaka TV kanalını. Beslemelerden biri, “Seçilmiş” milletvekiline yani “Kutsal Sandığın kutsal mümessillerinden” birine “Seni konuşturmaaaaaam” diye avaz avaz bağırıyor. Programın sunucusunu da azarlıyor. “Bunu nasıl bağlarsın yayınaaaa!” diye ağzından köpükler saçarak höykürüyor.

Bakıyorsun sokağa.

Herhangi bir hak arama eyleminde, demokratik bir gösteride en ön safta yürüyen muhalif milletvekiline, polisler tekme tokat girişiyor. Karga tulumba kenara atıyor. “N’olmuş lan vekilsen?” diye küfrediyor. Niye? Çünkü “Saray Vesayeti” adına, seçilmişlere “had bildirme hakkı”nı kendinde görüyor.

Bir nevi “Sen kimsin ki, rejime yani müesses nizama karşı söz söylemeye cür’et edersin?” tavrı.

Ee? Üniforma mı lazımmış “Vesayet için”?

Haki, lacivert, beyaz (kışın siyah)

Güldürmeyin insanı.

Şu “vesayet söylemini” de al ve git lütfen.

Hiç komik değilsin artık. 

YORUM EKLE