Bütünlüklü bakış ve hastalıklı semptomlar... Ulaştırma Bakanlığı'nı sarsan 'rüşvet' iddiası ve diğerleri

Modern düşünce geleneğinin zirvelerinden Hegel, “Bütün olan gerçektir” diyor. Gerek siyasi, gerek ekonomik gerekse toplumsal alanda olan biten hakkında yargıda bulunmak için “bütün”ü görmek zorunludur. Görmek, sadece “bakıp” geçmek değildir. Görmek, yeniyi yakalayacak biçimde nesneye, olaya ya da olguya derinliğine ve açık bir zihinle nüfuz etmektir. Eskinin gölgesinden ve alışkanlıkların rehavetinden sıyrılıp, yeni olanı eskiye indirgemeden kendi özgünlüğünde ve koşullarında bütünlüklü olarak görebilmektir. Diğer bir deyişle görmek, bakışımızı bulandıran, yargımıza etkide bulunan engelleri aşabilme yeteneğidir. Akıl düzeyine çıkabilmektir. 

Kuş bakışı bakmak bütünü görmenin koşuludur. Türkiye’ye, bu açıdan bir bakalım. Cumhuriyet tarihinin eşi benzeri görülmemiş ekonomik kriz sürecinden geçiliyor. Kriz, her geçen gün toplumun daha geniş kesimlerini içine alacak biçimde derinleşiyor. Milyonlar, bir lokma ekmeğe muhtaç, varlık-yokluk mücadelesi veriyor. Başta tarım ürünleri olmak üzere tüm mal ve hizmetlerin fiyatı yukarı yönlü olarak günlük hatta bazen saatlik değişiyor. Ardı arkası kesilmeyen zamlar, vatandaşı canından bezdiriyor. 

Kuşkusuz, işin politik yanı da hiç iç açıcı değil. Zira, politika ekonominin yoğunlaşmış halidir. Ekonomi ve politika, Roma tanrısı Janus’un, biri öne, diğeri arkaya dönük iki yüzü gibidir. Birbirlerini hem besler hem de doğrudan etkilenirler. Bu nedenle ekonomi-politik ifadesi isabetlidir. 
 
Buradan harekete Türk siyasetine ve iktidara da bir göz atalım. Türkiye’de siyaset, üzerinde yükseldiği ekonomik alt yapının yıllardır yaşadığı krizle boğuşurken, bu krize çözüm olacağı inancını da barındıran yönetim sistemindeki değişiklikle adeta felç oldu.  

Nasıl? Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, taşra ve merkezde geleneksel devlet yapısını ve kurumlarını tahrip ettiği için yönetimde ve karar alma süreçlerinde büyük zaaflar ortaya çıktı. Keyfilik; liyakat, yasa-kural, yasak ve gelenekler ile ortak yararın önüne geçti. Ahlak ve edep ise uzun zaman önce tartışma konusu bile olmaktan çıktı. 

Devlette, ince ince parçalara ayırarak, birikimli bilgiye yaslanan analitik düşünmenin yerini savuşturma; dün, bugün ve yarını içerecek üç zamanlı değerlendirmenin yerini ânı kurtarma aldı. Satranç tahtası kaldırıldı, dama ile yetiniliyor. Strateji tümüyle unutuldu, her alanda iç politikaya ve dar bir seçmen çevresine yönelik söylem ve eylemlerle günü kurtarma kaygıları öne çıktı.

Siyasal ve ekonomik düzeyde yaşanan derin krizin ardında, Antonio Gramsci’nin veciz olarak dile getirdiği gibi eskinin ölüyor ve yeninin bir türlü doğamıyor olduğu gerçeği yatıyor. Bu geçiş döneminde de çok çeşitli hastalıklı semptomlar ortaya çıkıyor. İşte, birkaç çarpıcı örnek:

-“Rüşvet” ve “şehvet” operasyonu: Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nda son derecek kritik konumdaki üst düzey bir yetkili, kısa süre önce “rüşvet” ve “şehvet” suçlamaları üzerine görevden alındı. Bu ve benzer iddiaların son yıllarda adeta kanıksanacak biçimde, yaygın olarak dile getirilmesi dikkat çekiyor.  

-Elektrik zammı geri çekildi: Türkiye’de tarifeler, elektrikte 3 ayda bir, doğal gazda aylık olarak gözden geçirilir. Maliyet artışları zam olarak yansıtılır. Küresel düzeyde artan enerji maliyetleri, 1 Ekim’de elektrik ve doğal gaza zammı gündeme getirdi.  Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), 1 Ekim’den geçerli olacak yeni tarifeleri belirlemek üzere 30 Eylül Perşembe günü toplandı. Kurul, günlerdir haberlere konu olduğu ve beklendiği gibi elektriğe konut, sanayi ve ticarethanelerde yüzde 15 oranında zam yapılmasını kararlaştırdı. Karar, yayımlanmak üzere Resmi Gazete’ye gönderildi. 

Ancak, akşam saatlerinde önemli bir gelişme oldu. 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda, EPDK yetkilerinin de katıldığı bir toplantı yapıldı.  Toplantıda, zammın enflasyon artışına neden olacağı konuşuldu. Merkez Bankası’nın da konuya dahil olduğu belirtilen toplantı sonrasında, enflasyon ve faiz indirme hedefini olumsuz etkileyeceği dikkate alınarak zam iptal edildi. Aynı doğrultuda BOTAŞ’ın da doğal gazda konutlara zam yapmaması karara bağlandı. 
Günlerce konuşulan zammın karara dönüştükten sonra iptal edilmesi, devletin karar alma süreçlerinde yaşanan ve giderek derinleşen eşgüdüm sorununu ve yapısal krizini gösteren tipik bir olay olarak öne çıkıyor. 

-Yasaya ve yasağa rağmen özel sektöre hızlı transfer:

Kamuda görev yapan bazı orta ve üst düzey bürokratlar, istifa ediyor ve “Kamu Görevinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun”da yer alan “Görevlerinden hangi sebeple olursa olsun ayrılanlar, ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde hizmetinde bulundukları daire, idare, kurum ve kuruluşlara karşı ayrıldıkları tarihten başlayarak üç yıl süreyle, o daire, idare, kurum ve kuruluştaki görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak görev ve iş alamazlar” hükmüne karşın birkaç gün sonra özel sektörde işe başlıyor. Son olarak yıllardır EPDK’da görev yapan bir daire başkanı, 30 Eylül’de görevinden istifa etti. Birkaç gün sonra da enerji sektörünün önemli oyuncularından, bir akaryakıt dağıtım şirketinde direktör olarak çalışmaya başladı.  Bu durum, yasa ve yasakların görmezden gelindiğine ve adalet mekanizmasının işleyişine ilişkin güven sarsıcı saptamalara ve şikayetlere yeni bir örnek oldu. 
 
Bu üç örnek, kuş bakışıyla olup bitenleri “bütünlüklü” bir temele oturmak için seçildi. Rüşvet ve haksız kazanç iddiaları, karar alma süreçlerinin felç olması, yasa-kuralın yerini keyfiliğin ya da adamına göre uygulamasının alması… Gramsci, ne kadar haklı; eski öldü, yeni bir türlü doğmuyor. Bu geçiş döneminde de çok sayıda hastalıklı semptom art arda ortaya çıkıyor.

YORUM EKLE