Boğaziçili akademisyenler 100. nöbette: Gerekirse bininci nöbette de buradayız

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, tam kapanma döneminde bile devam ettikleri rektör atamasını protesto nöbetinin 100'üncüsünü gerçekleştirdi. Akademisyenler üniversite yönetimine, "Kampüse alınmayan mezunlarımız ve adli kovuşturmalar ve/veya kurumsal disiplin soruşturmalarıyla bunaltılan öğrencilerimiz kameralar, sivil polisler ve özel güvenlik karşısında "kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz" demeyi yavaşça bırakacaklar mı sanıyorsunuz?" diyerek seslendi.

Boğaziçili akademisyenler 100. nöbette: Gerekirse bininci nöbette de buradayız

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, rektör Melih Bulu’nun atanmasına yönelik protesto nöbetlerinin 100’üncüsünü gerçekleştirdi. Akademisyenler bir kez daha rektörlük binasına sırtlarını dönerek atamayı protesto etti. Akademisyenlerin gündeminde geçtiğimiz günlerde görevinden alındığı açıklanan Boğaziçi Üniversitesi yarı zamanlı öğretim üyesi Feyzi Erçin de vardı. Bugünkü nöbetlerinde akademisyenler, “Feyzi Hoca Yalnız Değildir” yazılı dövizler taşıdı.

Boğaziçili akademisyenler haftalık olarak gerçekleştirdikleri basın açıklamasını yaptı. Akademisyenlerin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

Bugün 1 Haziran Salı. Direnişimizin 149., nöbetimizin 100. günündeyiz. Sizlere hâlen basının ve mezunlarımızın alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği, her köşesinin sivil polis ve kameralarla denetlenmeye çalışıldığı, girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği kampüsümüzden sesleniyoruz.

149 gün önce “Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz!” diyerek yola çıktık ve tam 100 iş günü rektörlük binasına sırtımızı dönerek nöbet tuttuk. Amacımız sadece yukarıdan atanan bir rektörü reddetmek, bunu beğenmediğimizi söylemek ve ne kadar inatçı olduğumuzu göstermek değildi elbette. Amacımız, bin yıllık bir evrensel tarihin ortaya çıkardığı akademik olarak özgür, kurumsal olarak özerk, şeffaf ve hesap verebilir kamu araştırma üniversitesinin tepeden yapılacak atamalardan zarar göreceğine işaret etmekti.

Üniversite senatomuzun 2012’de oybirliğiyle kabul ettiği ve böylece resmi bir belge haline gelen ilkeler metnimiz olması gerekeni açıkça ortaya koymuş ve Boğaziçi’nin bu ilkeler doğrultusunda yönetilmesi gerektiğini ilan etmişti. Üniversitedeki tüm akademik ve idari kadro ile birlikte rektörlük tarafından da uyulması gereken bu ilkeler şunları söylüyordu:

1. Üniversitelerin herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmaması ve siyaset aracı olarak kullanılmaması, bilimsel ve toplumsal gelişim açısından vazgeçilmezdir.

2. Üniversitelerde karar alma yetkisinin demokratik yöntemlerle seçilmiş kurullarda ve akademik yöneticilerde olması özerklik için şarttır. Rektör, dekan, enstitü müdürü, yüksekokul müdürü, bölüm başkanı gibi akademik yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir.

3. Üniversitelerin, özerk anayasal kurumlar olarak, akademik programlarını ve araştırma politikalarını öğretim elemanlarınca ve/veya üniversite kurullarınca kararlaştırılarak belirlemesi, bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın şartlarındandır. Ne var ki, atanmış rektör ve yardımcıları 149 gündür bu ilkeleri ihlal ediyorlar.

İçi boş ve dayanaksız gerekçelerle üniversitemizin çoğulcu, katılımcı, eşitlikçi ve müzakereci bir kamusallığı ilke edinen işleyişine despotik ve antidemokratik müdahale ve yetki gasplarıyla zarar veriyorlar.

Ne yazık ki, her gün yeni hasarlarla karşılaşıyor, bunları kayda geçiriyor ve bunlara karşı doğru olanı savunmaya devam ediyoruz. Bizim olanı, kamusal olanı, toplumun olanı savunurken gücümüzü Boğaziçi’nin 158 yıllık kesintisiz geleneğinden ve bunun son 50 yılını belirleyen kamu üniversitesi pratiğinden alıyoruz.

Buraya öğrenci, hoca, çalışan, mezun ve Türkiye toplumuna ait birer birey olarak geldiğimizde yüzümüzü hamasete, kof ve gerçekdışı vaat ve tehditlere değil, bu kurumun her hücresine işlemiş olan kapsayıcı, kucaklayıcı ve zenginleştirici bir kurumsal bellek ve bilince dönüyoruz. Bunu yaparken yuvamıza verilen zarar ve hasar, tamir etmeye girişeceğimiz müşterek gelecekten güç alıyoruz.

“ARZUNUZ ‘ARTIK BİLİM MERKEZİ’ VE ‘GİRİŞİMCİ FABRİKASI’ MI?”

Sırtımızı döndüklerimize soralım: Kurumuna sahip çıkan üniversite bileşenlerine yaptıklarınız ve yapacaklarınızla Boğaziçi’ni arzuladığınız gibi bir “artık bilim” merkezi, bir “girişimci fabrikası” haline getirebileceğinize gerçekten inanıyor musunuz? Keyfi ve anlamsız hamlelerle okulun en sevilen hoca ve derslerine set çekebilecek misiniz?

Emekli ve/veya sözleşmeli hocalarımızı, hak ettikleri komik ödemelerden ya da belgelerine koyacağınız imzalardan mahrum bırakarak Boğaziçi’nden vazgeçirebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bu dönem ders vermiyorlar diye kampüse aldırtmadığınız ve parçası oldukları projelerde çalışmalarını zorlaştırdığınız yarı zamanlı hocalarımız, ancak yarı açık hapishanelerde görülecek yeni kampüs girişlerinden yılıp çekilecekler mi sanıyorsunuz?

Kampüse alınmayan mezunlarımız ve adli kovuşturmalar ve/veya kurumsal disiplin soruşturmalarıyla bunaltılan öğrencilerimiz kameralar, sivil polisler ve özel güvenlik karşısında “kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” demeyi yavaşça bırakacaklar mı sanıyorsunuz?

“100 DEĞİL TEK NÖBET YETMELİYDİ”

Bunun mümkün olmadığını anlamak için yüz değil, tek nöbet yetmeliydi. Fakat, zararı yok! Boğaziçi’nin bileşenleri olarak gerekirse bininci nöbette de burada oluruz. Bunu anlamak için gerekirse bin fırsatınız daha olur. Şimdilik her hafta söylediklerimizi şu andaki yüzüncü nöbetimizin sonunda da tekrar edelim:

Üniversitemizde tüm birim, fakülte ve enstitülerin müdür ve koordinatörleri seçimle göreve gelmelidir. Şeffaf ve demokratik yollardan belirlediğimiz Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri Enstitüsü müdürlerimiz bir an önce görevlerine atanmalıdır.

Yüzüncü nöbetimizi bitirirken her zamanki talebimizi de unutmayalım: Bir kez daha, yüzüncü defa, atanmış Melih Bulu, Gürkan Kurukatu, Naci İnci, Fazıl Önder Sönmez’in, bir gecede kurulan Hukuk Fakültesi’ne atanmış Selami Kuran ve görevlendirilmiş Muzaffer Eroğlu’nun istifasını talep ediyoruz. Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz!
 

YORUM EKLE