Cumhuriyet Gazetesi 98 yaşında

Cumhuriyet Gazetesi, 7 Mayıs 1924’ten beri gerçeği ve doğruyu aktarmaya devam ediyor. 98 yıldır bağımsız gazeteciliğin mihenk taşı haline geldi. Başyazarlardan usta isim İlhan Selçuk'un da deyimiyle, "Cumhuriyet gazetesinin tarihçesinde Ulusal Kurtuluş Savaşı direnişiyle Kemalist devrimin harcı karılmıştır." 

Cumhuriyet Gazetesi 98 yaşında

2 Eylül 1918’de, mütareke İstanbulu’nda yayın yaşamına başlayan Yeni Gün, yayınını aralıklarla 12 Nisan 1920’ye kadar sürdürdü. Mondros Mütarekesi dönemindeki sansür nedeniyle kapatılınca bir süre Eski Gün adıyla da çıktı. 27 Mart 1919’dan sonra altı buçuk ay kadar kapalı kalan gazete, 11 Ekim 1919-12 Nisan 1920 tarihleri arasında çok zor şartlarda yayın yaşamına devam etti. 

Gazete, kurucu başyazarı Yunus Nadi’nin Ulusal Bağımsızlık Savaşı’na destek olmak için Ankara’ya geçmesiyle “Anadolu’da Yeni Gün” olarak Ankara’dan yayımlanmaya başladı. Milli Mücadele’nin en zor döneminde kuruluşun ve kurtuluşun sesi oldu. Cumhuriyet gazetesi,  7 Mayıs 1924’ten beri tarihsel sorumluluğunun bilinciyle 98. yılında da mücadelesini Atatürk devrimlerinin çizdiği yolda kararlılıkla sürdürüyor.

YAŞIT VE ANLAMDAŞ

Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt, anlamdaş ve özdeş olan; adı, Kurtuluş Savaşı’nın devrimci önderi Atatürk tarafından konulan Cumhuriyet gazetemizin 98 yıllık tarihi, yalnızca bir gazetenin tarihi değil, bir devrimin de tarihi aynı zamanda. Gücünü adının anlamından, bilimden ve aydınlanmadan alan, okurlarıyla bütünleşmiş tek gazete. Çağdaşlaşma savaşını bugüne kadar ödünsüz sürdüren Cumhuriyet bu uğurda pek çok saldırıya uğradı, yazarlarını şehit verdi. Ancak yolundan asla dönmedi... 

Yunus Nadi, Yeni Gün’ü 1918’de çıkarmaya başlamıştı. Mütareke yıllarıydı. İngilizler, ulusal davayı savunan bu gazeteyi sık sık kapatıyorlardı. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan sonra Yunus Nadi de Anadolu’ya kaçtı. Bu işi yapmasaydı yakalanıp Malta’ya sürülecekti. 

Yunus Nadi, İstanbul’dan 2 Nisan 1920 tarihinde ayrılmıştı. Ankara’da Karaoğlan Caddesi’nde hapishaneye bitişik ahşap bir ev bulunmuş, alt kattaki odaya elle çalıştırılan bir köhne baskı makinesi konulmuştu. Ancak mürettip yoktu. 

“Ankara’da Vilayet matbaasında yerli birkaç ihtiyar mürettip vardı. Akşam ezanından sonra eşeklerine binerek bağlarına gidiyor, gece çalışmayı kafalarına sığdıramıyorlardı. O zaman Matbuat Müdürü Umumisi (Basın Genel Müdürü) Muhittin Birgen olmuştu. İstanbul’da gizli surette çalışmaya başlamış bulunan ‘M.M.’ grubundan mürettip istendi. Fakat kimse Babıâli’yi bırakıp Ankara’ya gelmedi. Yalnız Ahmet adında bir mürettip geldi. Muallim yapılarak yerli çocuklara mürettiplik öğretildi. Bu mürettiplerden bir kısmı Hâkimiyet-i Milliye gazetesine, bir kısmı da Yeni Gün matbaasına verildi.” (Enver Behnan Şapolyo, 20.8.1945, Cumhuriyet)

NADİR NADİ, YUNUS NADİ’NİN ANADOLU’YA GEÇİŞİNİ ANLATIYOR

Nadir Nadi, babası Yunus Nadi’nin İngiliz işgalindeki İstanbul’dan Ankara’ya, Milli Mücadele’ye gidişini şöyle anlatıyor: 

Bir gün evimizi polisler bastı. Her yanı didik didik ediyorlardı. Dolapları açıyorlar, tabak çanağa kadar her şeyi ortalığa saçıyorlardı. 

O sırada babam sandık odasındaydı. Büyücek bir sandığın içine girmişti... Polisler sandık odasına da geldiler. Annem babamın saklandığı sandığın üzerine oturmuştu... Her yeri didik didik etmiş olan polislerin hiçbiri de nedense anneme, “Kalkın hanımefendi, oraya da bakacağız” demediler... 

O zamanlar annem, olsa olsa 28-30 yaşlarındaydı. Ben de 10 yaşındaydım. Ben bu olayı sonradan şöyle değerlendirdim: Babamı arayan polisler herhalde ulusal kurtuluştan yana polisler olmalıydılar. Yoksa büfelere kadar evi arayan bir insanın koca sandığı açtırmaması gibi başka bir neden olamazdı.. 

Babam tabii evde duramazdı artık. Evi terk etti... Yakalanmamak için sık sık yer değiştirmeye başlamıştı. Arkadaşlarının evinde kalıyordu. Kardeşlerim küçük olduğu için annem onlardan saklardı babamın nerede olduğunu. Fakat beni daima yanında götürürdü. Babamı saklandığı yerlerde görürdüm. Sonra babam Anadolu’ya kaçtı. Milli Mücadele’ye katılmak için... Onun bu kaçışında annemin büyük yardımı oldu tabii... Babam yalnız gitmişti Anadolu’ya, Beykoz üzerinden... Babamın sahibi bulunduğu Yeni Gün gazetesi de bu arada kapanmıştı. Hayli güç durumdaydık bu nedenle. 

Üstelik bir gün İngiliz işgal kuvvetleri oturduğumuz eve de el koydular. Evi beğenmişler. Bir gün anneme gelip “Burada oturacağız, siz buradan çıkacaksınız” dediler. Yapılacak bir şey yoktu. Ayrıca annemi, “Evden hiçbir şey götüremezsiniz” diye tembihlemişlerdi. Ön ve arka kapılara nöbetçiler yerleştirilmişti... (15 Ocak 1975, Cumhuriyet)

BAŞYAZARLARIMIZ

YUNUS NADİ (1924-1945)

1880’de Fethiye’de dünyaya gelen Yunus Nadi, Rodos Adası’ndaki Süleymaniye Medresesi’nde ve Galatasaray Lisesi’nde okuduktan sonra hukuk öğrenimi gördü. Gazetecilik ve yazarlık hayatına Malumat gazetesinde başladı. 

1901’de yönetim karşıtı gizli bir derneğe katılmak suçundan üç yıl hapse mahkûm oldu ve Midilli Kalesi’ne gönderildi. Meşrutiyet’in ilan edilmesi üzerine İstanbul’a döndü. İkdam ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinde yurt sorunlarını işleyen yazılarıyla dikkat çekti. 

1910’da Selanik’te çıkan İttihat ve Terakki’nin yayın organı Rumeli gazetesinde başyazarlık yaptı ve ertesi yıl Mebusan Meclisi’ne Aydın milletvekili olarak katıldı. 1918’de kurduğu Yeni Gün gazetesinde işgal devletlerine karşı yazdığı yazılardan dolayı tutuklanacağını anlayınca 1920’de Ankara’ya geçti ve gazetesini Anadolu’da Yeni Gün adıyla orada çıkarmaya devam etti. Muğla milletvekili olan Yunus Nadi, Cumhuriyet’in kurulduğunu bildiren kanun maddesini Meclis’te okudu; 28 Haziran 1945’te yaşamını yitirdi.

NADİR NADİ (1945-1991)

Yunus Nadi’nin ardından başyazarlık görevini devralan Nadir Nadi, 23 Haziran 1908’de Fethiye’de doğdu. 1950’de bağımsız Muğla milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1954’te de bağımsız İstanbul milletvekili seçildi. 9 Haziran 1964’te Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından Kontenjan Senatörlüğü’ne seçildi. Ancak senatörlük süresi daha dolmadan 3 Nisan 1970’te görevinden ayrılarak yine Cumhuriyet gazetesine döndü. 13 Ağustos 1961’de yayımlanan “Tuhaf Bir Tasarı” başlıklı yazısının 23 Ocak 1983’te beliren yeni durumlar karşısında yeniden yayımlanması dolayısıyla 12 Eylül sıkıyönetiminin 1 No’lu mahkemesince 2 ay 20 gün hapse mahkûm oldu. 

Hapse girmeden iki gün önce Milli Savunma Bakanı’nın son anda temyiz hakkını kullanmasıyla Yargıtay kararı bozdu ve aklanmasına karar verdi. Nadir Nadi, güzel Türkçemizi kullanmada usta bir yazar olduğu gibi özleşen dilimizin gelişmesine, anlatım gücünün yeni olanaklar kazanmasına önemli katkılarda bulundu. Nadi, 1991 yılında yaşamını yitirdi. 

İLHAN SELÇUK (1992-2010)

1925’te Aydın’da dünyaya gelen İlhan Selçuk, 1950’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre avukat olarak çalıştıktan sonra, önce yayıncılığa sonra da gazeteciliğe yöneldi. Kardeşi Turhan Selçuk’la birlikte 41 Buçuk (1952) ve Dolmuş (1956), Aziz Nesin ve Karikatür (1958) adlı mizah dergilerini çıkardı. İlk yazıları 1952 yılında 41 Buçuk dergisinde çıkan Selçuk, 1961’den itibaren Yeni İstanbul, Akşam, Tanin ve Vatan gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Nadir Nadi’nin çağrısı üzerine 1963’te Cumhuriyet’te yazmaya başladı. 1991 yılından ölümüne kadar Cumhuriyet’in başyazarlığını yaptı. Selçuk 08 Mayıs 2009 tarihli köşesinde, "Cumhuriyet gazetesinin tarihçesinde Ulusal Kurtuluş Savaşı direnişiyle Kemalist devrimin harcı karılmıştır" der.  

İlhan Selçuk, “9 Mart Cuntası” içerisinde yer almak savıyla tutuklandı ve Ziverbey Köşkü’nde işkence gördü. 21 Mart 2008’de, saat sabah 04.30 sıralarında FETÖ kumpası Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındı ve iki gün sorgulandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Gözaltı sonrası sağlık durumu kötüleşen Selçuk, 21 Haziran 2010 tarihinde çoklu organ yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER