Erdoğan'a sunulan deprem raporunu açıkladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu... Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en kapsamlı raporu sunan, CHP'dir. Dönemin Başbakanı Erdoğan'a bu rapor sunuldu. Kasım 2005'te..." dedi.

Erdoğan'a sunulan deprem raporunu açıkladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu konuşmasının büyük bir bölümünü depreme ayırdı. Kılıçdaroğlu, 2005'te dönemin Başbakanı Erdoğan'a CHP'nin sunduğu 'Deprem Raporu'nu açıkladı. Kılıçdaroğlu, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en kapsamlı raporu sunan, CHP'dir. Dönemin Başbakanı Erdoğan'a bu rapor sunuldu. Kasım 2005'te..." dedi.

TBMM gündeminde olan torba yasa teklifinin çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri hakkında Kılıçdaroğlu, "25 yaş üstü, 50 yaş altı çalışanlara kurulan bir kumpas var" ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, 35 milyar doları bulan deprem vergilerine ne olduğunu sordu ve, "Suriyelilere gelince para çok. 50 milyar dolar para harcadılar. Bizim insanımız da kendi evinde, tabutlukta depremi bekliyor. İktidar bunu duymuyor" dedi.

Kılıçdaroğlu, “Sosyal devlet değil, 5’li çeteye hizmet veren bir devlet var” diye konuştu. “Artık CHP’nin devleti yönetme zamanı gelmiştir” diyen Kılıçaroğlu, “Hiç kimse karamsar olmasın, bunlar aşılır” dedi.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

Zor bir haftanın, acılarla dolu bir haftanın içindeyiz. İnsan oğlunun özelliği bütün acılara katlanmış olmasıdır. Ama bir başka özelliğimiz de, önleyebileceğimiz türden benzer acıların yaşanmaması için aklımızı kullanmaktır, gerekli önlemleri almaktır.

Sayın Mesut Yılmaz hayatını kaybetti. Ben ve arkadaşlarım ailesini ziyaret ettik, başsağlığı dileklerimizi ilettik. 3 kez Başbakanlık yapmış, bu ülkeye hizmetleri olan önemli bir devlet adamıydı. Başsağlığı diliyorum.

Depremin 5. günü. Halen enkaz tümüyle kaldırılmış değil. Bütün umutlarımız, nasıl 65 saat sonra sevgili Elif, 91 saat sonra minik kızımız Ayda kurtarılıyorsa, inşallah şu anda enkaz altında olanlar da kurtarılır. 
İzmir'e gittiğimde de ifade etmiştim. Arama kurtarma ekiplerine, Jandarma'nın, AFAD'ın, belediyelerimizin, İzmir Büyükşehir Belediyemizin, Kızılay'ın ekiplerine teşekkür etmek görevimizdir. 24 saat disiplin içerisinde, sessizliği koruyarak çalışıyorlar. Aslında onların uğraşı alanı kurtarmaktı, bu nedenle hepsine yürekten teşekkür ediyorum.
Hastaneleri ziyaret ettik, yaralı yurttaşlarımız depreme nasıl yakalandıklarını ve nasıl kurtulduklarını anlattılar. Acil şifalar diliyorum.

TÜM CHP'LİLERE TEŞEKKÜR

Genelde, Genel Başkan kendi partisine teşekkür etmez ama, izin verirseniz İzmir'de yaşanan afet dolayısıyla CHP'nin bütün üyelerine yürekten teşekkür etmek isterim. Depremin olduğu andan itibaren arkadaşlarımız seferberlik içerisinde İzmir'e gittiler. 91 Milletvekili arkadaşımız görev yaptı. MYK üyelerimiz, Milletvekillerimiz oradaydı, sevgili Özgür Özel de koordinasyonu yaptı. Her enkazın başında Milletvekillerimiz bekledi. Çadırların tümü ziyaret edildi ve bizim bir eksiğimiz, sizin bir eksiğiniz var mı diye soruldu. Çadırlar süratle kuruldu, ekmek, çorba, su, yemek bütün belediyelerimizin desteğiyle sağlandı ve hiçbir sorun olmamasına özen gösterildi. 

"56 BELEDİYEMİZ HEMEN ORGANİZE OLDU"

Çabamız sadece İzmirliler için değildi aslında. Bir risk en hafif nasıl atlatılabilir çabası içerisindeydik. 2588 çadır kuruldu, 25 bin battaniye dağıtıldı, uyku tulumları, maskeler dağıtıldı. 6 bin personel, 267 iş makinesi, binek araç desteği verildi. 9 ayrı alanda şarj istasyonları oluşturuldu, ücretsiz mobil internet erişiminin altyapısı oluşturuldu. Bunlar İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir'deki belediyelerimiz tarafından yapıldı. 56 belediyemiz desteğini hemen organize etti ve İzmir'e ulaştı.

Bir yerde sorun varsa, sorunun giderilmesi için her türlü çaba gösterildi. Bir şikayet hattı duyuruldu ve buraya gelen her talebin cevaplandırılması sağlandı. Çadırların tümü ziyaret edildi, kimlik bilgilerinden ayakkabı numaralarına kadar büyük bilgiler alındı ve gerekli eksikler giderildi. Şu an İzmir'de hiç kimse aç, açıkta değil. Bunlar CHP'li Belediyeler aracılığıyla yapıldı. Jandarmanın, Afad'ın, İzmir Valiliğinin çabalarına teşekkür ederiz.

"HER DEPREMDEN SONRA AYNI ŞEYLERİ YAPIYORUZ"

Bir deprem gerçeği var ve bunu sürekli yaşıyoruz. Eğer biz ülke olarak deprem gerçeğini kabul ediyorsak, gerekli önlemlerin alınması konusunda çaba harcamak zorundayız. Depremde hayatını kaybedenlerin partileri hiç önemli değil, onlar bizim insanlarımız. Arkalarından Fatiha okuyoruz, gözyaşı döküyoruz, dua ediyoruz. Ya sonra ne yapıyoruz? Her depremden sonra aynı şeyleri yapıyoruz. Değişen bir şey yok, siyaset dünyasında da, sivil dünyada da değişen bir şey yok.

Deprem olduğunda can kaybını nasıl minimize edebiliriz, bunu düşünmek zorundayız. Mal kaybımız nasıl olmaz, bunu düşünmek zorundayız. Yaralı sayısını nasıl azaltabiliriz, bunu düşünmek zorundayız. Bu üç sorunun cevabını siyaset kurumu bulmak zorundadır. Bilimle, akılla bunu yapmalıyız. Deprem mühendisliği var, depremin şiddetini ölçüyorlar. Bilim bize bütün bunları sunmuş vaziyette. Fay hatları nerede, nerelerde insan yerleşimleri olsun, bunları saptamak mümkün. 

Yasalar çıkardık ama yasaların kendi içerisinde tutarlılığı yok. Önce 1959'da kanun çıkardık, Erzincan depreminde gördük ki bu kanun ihtiyaca cevap vermiyor. Arkasından 1999 depremini yaşıyoruz, on binlerce insanın hayatını kaybettiği depremi yaşıyoruz, orada da bir kanun çıkarıyoruz. Yaraları sarmak için ek vergiler getiriyoruz, politikacılar konuşuyor, deprem sigortası kanunu çıkarılıyor. Kentsel dönüşümle ilgili de bir kanun çıkarılıyor. İstenirse yapılabiliyor.

YASALARIN DAĞINIK OLMASI MÜCADELEYİ ZORLAŞTIRIYOR

Hep beraber soralım; bugüne kadar nerede, ne kadar riskli alan belirlendi? Merak ediyorum. Çocuğunu, evladını, annesini, babasını depremde kaybeden depremzede de merak ediyor. Riskli alanları herkes bildiğine göre, herkes Cumhurbaşkanlığının bu kararını beklemiştir. 

Riskli alanların yıkımına kim karar verecek? Belediye mi? Hayır belediyenin böyle bir yetkisi yok. 

Yasaların bu kadar dağınık olması, aslında deprek riskiyle mücadelede bürakrasiyi de zorluyor.

DEPREMLE MÜCADELE 2 AŞAMALIDIR

Deprem konusunda biz ne yaptık? Anamuhalefet partisi olarak bizim de sorumluluğumuz var. Özellikle bunu anlatacağım bu bölümü, bize oy vermeyen vatandaşların dinlemesini isterim.

Bürokrasisi gelişmiş ülkelerde, devlet terbiyesi olan ülkelerde, kaynağının nereye harcandığının vatandaşa anlatıldığı ülkelerde depremle mücadele iki aşamalıdır. Birinci aşama şudur; afeti nasıl önleyebiliriz... Yani depreme dayanıklı yol, tünel, bina, havaalını, baraj yaparsınız. Riskli alanlarda öyle yapılaşmalar yaparsınız ki, depreme dayanıklı olur, kimsenin burnu kanamaz.

İkinci aşama nedir? Önlem aldık ama beklediğimizden çok daha şiddetli deprem oldu. Bu durumda da ortaya çıkan riski nasıl giderebiliriz çalışması yapılır. 

Türkiye'de hangisi yapılıyor? Birincisi yapılmıyor. İstanbul'daki konutların büyük kısmı depreme dayanıksız, bunu hepimiz biliyoruz. Bunu her partiden insan biliyor ama önlem alınmıyor. Neden?

Depremden sonra gözyaşları döküyoruz, dualar ediyoruz, gözyaşları döküyoruz, bir daha inşallah olmaz diyoruz. Peki deprem öncesi neden önlem almıyoruz? Allah bize akıl vermiş, aklımızı kullanacağız. Bilim adamları var ve çaba harcıyorlar.

Bugün bir gazetemiz haberin başlığını şöyle yapmış; "iktidarıyla - muhalefetiyle bilimin sesine kulak tıkayan Türkiye..". Pes yani. İktidar kulağını tıkıyor, bunu hepimiz biliyoruz. Ölem ölür kalan sağlar bizimdir diyor, bunu hepimiz biliyoruz. Ama bizi bununla itham edemezsiniz.

58 ARAŞTIRMA ÖNERGESİ İKTİDAR TARAFINDAN REDDEDİLDİ

Kim görevini yapıyor, kim yapmıyor, bu önemli bir sorun. Deprem gerçeği var ve bundan sonra da deprem olacak, bilim insanları bunu söylüyor. Peki, parlamento görevini yaptı mı? Evet yaptı. Gelen bütün teklifler geçti. Ama 17 yılda depremle ilgili 58 araştırma önergesi vermişiz, iktidar bunu reddetmiş. Parlamentonun oturup araştırma yapması lazım. Demek ki muhalefet 17 yılda 58 kez deprem gerçeğine dikkat çekmiş.

Bilim insanları görevlerini yapıyorlar mı? Evet yapıyorlar. Çok sayıda bilim adamı yıllardır televizyonlarda önlem alın diyorlar. Önlem alan var mı? Hayır yok.

SİVİL TOPLUM ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI

Sivil toplum örgütleri görevini yapıyor mu? Evet yapıyor. Deprem gerçeğine dikkat çekiyor, alınması gereken önlemler konusunda çalışmalar, paneller yaptılar.

Üniversiteler görevini yapıyor mu? Evet yapıyor. Toplantılar, bilim çalışmaları yaptılar. Bilim insanlarının anlattıkları, yazdıkları, çizdikleri onlarca kitap var. 

Peki, muhalefet olarak biz görevimizi yaptık mı?

2005'TE ERDOĞAN'A SUNULAN DEPREM RAPORU

Açık yüreklilikle söylüyorum, deprem konusunda Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en nitelikli, en kaliteli raporu hazırlayıp hükümete sunan tek parti var, bu da CHP'dir.

Diyeceksiniz ki, bundan niye kimsenin haberi yok. 1999 depremi yaşandı, on binlerce insan hayatını kaybetti, insanlar sakat kaldı, evler yıkıldı. Milli gelirimizde büyük bir düşüş oldu. Ne yaptık? Mühendis Ersin Arıoğlu, İstanbul Milletvekilimizdi. Amerika'dan, Japonya'dan ve Türkiye'den deprem mühendislerini bir araya getirdi. Bu konudaki en önemli kaynakları hazırlayan hocaları bir araya getirdi. ODTÜ'den 2, Japonya'dan 4, Amerika'dan 2 hoca bir araya geldiler ve rapor hazırladılar. 

Raporu 2005 Kasım ayında, dönemin Genel Başkanı sayın Deniz Baykal'a sunuldu. Deniz Baykal raporun önemini gördüğü için, hükümetin bu raporu bilmesini istedi. 'Gidin sayın Başbakana bu raporu anlatın, brifing verin' dedi. Sayın Baykal diyor ki, 'Bu raporu verirken kamuoyuyla paylaşmayın, CHP'nin raporu olarak algılanmasın. Çünkü depreme karşı önlem almamız lazım, bu bizim görevimiz. Bu raporun Meclis'ten çıkması için CHP olarak her türlü desteği vermeye hazırız' diyor.

Ersin Arıoğlu ve ekibi Başbakanlık Müşteşarı Ömer Dinçer'i ararlar, raporu anlatırlar, sayın Başbakana bilgi vermek istediklerini ifade ederler. Ömer Dincer, sayın Başbakanın yoğun olduğunu ama 20 dakika ayırabileceklerini söyler. 

Bu rapor 3 bölümden oluşur. Birinci bölüm, İstanbul Deprem İhtimalinin Bilimsem Analizi. İkinci bölüm, Muhtemel Hasar Senaryoları. Üçüncü bölüm de, Risklerin En Aza İndirilmesi İçin Yapılması Gerekenler.

Randevu günü Arıoğlu ve ekibi Başbakana giderler, görüşürler.

Açık yüreklilikle söylüyorum, deprem konusunda Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en nitelikli, en kaliteli raporu hazırlayıp hükümete sunan tek parti var, bu da CHP'dir.

Diyeceksiniz ki, bundan niye kimsenin haberi yok. 1999 depremi yaşandı, on binlerce insan hayatını kaybetti, insanlar sakat kaldı, evler yıkıldı. Milli gelirimizde büyük bir düşüş oldu. Ne yaptık? Mühendis Ersin Arıoğlu, İstanbul Milletvekilimizdi. Amerika'dan, Japonya'dan ve Türkiye'den deprem mühendislerini bir araya getirdi. Bu konudaki en önemli kaynakları hazırlayan hocaları bir araya getirdi. ODTÜ'den 2, Japonya'dan 4, Amerika'dan 2 hoca bir araya geldiler ve rapor hazırladılar. 

Raporu 2005 Kasım ayında, dönemin Genel Başkanı sayın Deniz Baykal'a sunuldu. Deniz Baykal raporun önemini gördüğü için, hükümetin bu raporu bilmesini istedi. 'Gidin sayın Başbakana bu raporu anlatın, brifing verin' dedi. Sayın Baykal diyor ki, 'Bu raporu verirken kamuoyuyla paylaşmayın, CHP'nin raporu olarak algılanmasın. Çünkü depreme karşı önlem almamız lazım, bu bizim görevimiz. Bu raporun Meclis'ten çıkması için CHP olarak her türlü desteği vermeye hazırız' diyor.

Ersin Arıoğlu ve ekibi Başbakanlık Müşteşarı Ömer Dinçer'i ararlar, raporu anlatırlar, sayın Başbakana bilgi vermek istediklerini ifade ederler. Ömer Dincer, sayın Başbakanın yoğun olduğunu ama 20 dakika ayırabileceklerini söyler. 

Bu rapor 3 bölümden oluşur. Birinci bölüm, İstanbul Deprem İhtimalinin Bilimsem Analizi. İkinci bölüm, Muhtemel Hasar Senaryoları. Üçüncü bölüm de, Risklerin En Aza İndirilmesi İçin Yapılması Gerekenler.

Randevu günü Arıoğlu ve ekibi Başbakana giderler, görüşürler. Bu raporu sayın Baykal'ın isteği doğrultusunda kamuoyuna açıklamayacaklarını söyler ve raporu sunmaya başlarlar. Erdoğan ilgili bakanları ve müsteşarları da davet eder, raporun önemini hisseder. Tam 3.5 saat brifingi dinler. 

Biz bugüne kadar çıkıp 'Raporu biz yazdık sen gereğini yapmadın' demedik, bekledik. Çünkü deprem önlem alınması gereken bir şeydir. Kim alacak önlemi? Parlamento... Bir bütünlük içerisinde bu olayın çözülmesi lazım. 

RAPOR İBB'YE DE SUNULDU

Erdoğan, Başbakanlık Basın Merkezi'ne talimat verir, Erdoğan'ın depremle ilgili çok önemli bir brifing aldığını kamuoyuna duyurur, Ersin Arıoğlu ve ekibinin çalışmasını dinlediğini de duyurur.

Rapor İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, İstanbul Valiliği'ne sunulur, Bayındırlık Bakanlığına da birer örnek gönderilir. 

Ne oldu? Başbakan 3.5 saat dinler, bakanlar, müşteşarlar ilgilenirler ama bu rapor sadece raflarla yer alır. Bu anlattığım, muhalefet partisi ne yapıyor diyenlerin kulağına küpe olsun.

Yapılması gereken her şey biliniyor da, neden yapılmıyor? Bu bir siyasi tercihtir. Bir daha ifade edeyim, bu bir siyasi tercihtir. Siyasi tercihte bulunan ise iktidar partisidir.

İktidar diyor ki, deprem olabilir, cenazeleri defnederiz, yıkılan bina varsa yaparız, yıkılmayanı da bir dahaki depremde izleriz.

İnsanların o binalar içinde ölümü beklemesi hangi viçdana, hangi ahlaka sığar?

35 MİLYAR DOLAR NEREYE HARCANDI?

Deprem riskini sıfıra indirip insanların hayatını kurtarmak mı istiyorsun, yoksa uçak geçmeyen bir havaalanı yapıp 20 sene onu mu ödeyeceksin? Ak Parti siyasi tercihini bundan yana kullanmıştır.

Binalar yıkılmış, gidiyorsunuz oraya. Güzel, gittiniz. Burada bir yıkım olacağı yıllardır söyleniyordu da, niye önlem almadın? Bina yıkılır, içindekiler ölür, ben de onlara derim ki, üzülmeyin, ben size yeni daire vereceğim.

Rahmetli Ecevit 1999 depreminden sonra vergiler getirdi. Bunlardan birisi sürekli hale geldi, Özel İletişim Vergisi. Çıktığı tarihten bu yılın Eylül ayına kadar toplanan para 35 milyar dolar. Bu parayla siz İstanbul'da, İzmir'de yaşanacak olan deprem riskini en aza indirebilirsiniz. Soruyorum bu para nerelere harcandı, kıyamet kopuyor. Erdoğan diyor ki, "Harcanması gereken yere harcadık, bundan sonra da Bay Kemal'e bunların hesabını verecek vaktimiz yok"... Bana değil, millete vereceksin bunun hesabını.

SURİYELİLERE GELİNCE PARA ÇOK

Ama Suriyelilere gelince para çok. 50 milyar dolar para harcadılar. Bizim insanımız da kendi evinde, tabutlukta depremi bekliyor. İktidar bunu duymuyor. Şu soruyu sormamız gerek, insan hayatı değerli midir? Bunu devleti yönetenlerin bilmesi lazım. İnsan hayatı değerli ise, insanı yaşatmak için alınması gereken önlemleri siyasi iktidar alıyor mu, almıyor mu? İnsan deprem bilerek nasıl ölür, bunu görüyorsunuz, biliyorsunuz ama önlem almıyorsunuz. 

Devletin insanı yaşatmak gibi bir görevi var mı? Depreme karşı insanı korumak gibi bir görevi var mı? Bizim böyle bir görevimiz yok diyebilirler. Anayasa'nın 57. Maddesi, Konut Hakkı var. Bu devletin görevi arkadaşlar. Riskli alanları belirleyecek, riski sıfıra indirecek tedbirleri almak zorundalar. Bu ülkeyi 18 yıldır yönetenler, Anayasa'nın bu maddesinden haberdar değiller, adımın Kemal olduğu kadar eminim bundan.

Devlet ahlak, liyakat olarak doğru yönetilmiyor. Deprem vergilerini alıp başka yerde kullanmak vatandaşları kandırmaktır. Senin aylığını, vatandaş veriyor. Hakim arkadaşa söylemek isterim, senin aldığın aylığı da benim aldığım aylığı da vatandaş ödüyor.

Bu paralar nereye gitti, neden bu can kayıpları? Bu soruların cevap bulması gerekir.

CHP'nin devleti yönetme zamanı gelmiştir. Ayaklar altından bir devlet olmaz, herkesin tehdit ettiği şantaj yaptığı bir devlet olmaz. Onurumuz ve gurumuz ile yaşamak istiyoruz.

Yerel yönetimle, merkezi yönetim arasında sağlıklı bir iletişim sağlanmalı. 

25 yaş üstü, 50 yaş altı çalışanlara kurulan bir kumpas var. 

Güncelleme Tarihi: 03 Kasım 2020, 16:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER