Kara para aklayıcılarının başbakanla toplantısı

Eski Başbakan Turgut Özal'ın, kara para aklayıcılar ile yaptığı ve ülkedeki döviz dar boğazına çözüm bulmak için düzenlediği ifade edilen toplantı bir kez daha gündeme geldi. Söz konusu toplantının ardından döviz suçlarına ağır ceza kaldırıldı, altın ve kıymetli taş kaçakçılarına af geldi, 1567 sayılı yasada yapılan değişiklikle, yasada var olan hapis cezaları 100 bin lira para cezasına çevrildi...

Kara para aklayıcılarının başbakanla toplantısı

Cumhuriyet'ten Miyase İlknur, Zehra Özdilek ve Tuğba Özer'in haberine göre, Başbakan Turgut Özal’ın ekonomi politikası “ülkeye döviz gelsin de nereden nasıl gelirse gelsin” anlayışına dayanıyordu. Bu anlayışı devlet felsefesi olarak meşrulaştırmak için de gerekli yasal düzenlemeleri yapmakla kalmayıp karaparacıların üzerine giden İzmir Emniyet Müdürü Lütfü Tomuş gibi bürokratları da görevden uzaklaştırarak karaparacıların önündeki taşları tek tek temizledi.

Yasalarda yapılan düzenlemeden önce Davos’ta ünlü silah ve uyuşturucu kaçakçılarıyla zirve düzenledi. Ülkenin içinde bulunduğu döviz sıkıntısına çözüm aranan toplantı Zürih’teki Dolder Oteli’nin bir odasında gerçekleşti. Toplantıya uyuşturucu kaçakçısı Berber Yaşar, karapara trafiğini yöneten Lübnanlı Muhammed Şekerciyan, hayali ihracatçı Uğur Süzer, Dündar Kılıç’ın madencilik şirketindeki ortağı olan eski Genelkurmay Başkanı Necret Üruğ’un oğlu Hadi Üruğ, karapara aklayıcısı Yakup Kefeli ile Suphi Aşıcıoğlu, altın ve döviz kaçakçısı, hayali ihracatçı, Turan Çevik ve Behçet Cantürk’ün ortağı Emin Görpe ile altın kaçakçısı Yaşar Aktürk katılıyor. Masanın karşı tarafında ise devleti temsilen de Özal’ın ekonomi danışmanı Güneş Taner, Ahmet Özal, milletvekili Mehmet Perçin ve Emlakbank Genel Müdürü Bülent Şemiler oturuyordu. Bazı iddialara göre Başbakan Özal ile Tekirdağ Milletvekili Ahmet Karaevli de bu toplantıya iştirak etti.

CEZALAR KALKTI

Bu görüşmeden hemen sonra 1985 Mayıs ayında döviz suçlarına ağır ceza kaldırılır, altın ve kıymetli taş kaçakçılarına af gelir. 1567 sayılı yasada yapılan değişiklikle, yasada var olan hapis cezaları 100 bin lira para cezasına çevrildi.

Hemen ardından İsviçre’den milyonlarca dolarlık döviz girişi başlar. ANAP iktidarı yükselen ihracat rakamlarıyla övünürken ‘‘hayali ihracat’’ başını alır gider... Kaçakçılar hem affa uğrar hem de milyonlarca dolarlık vergi iadesi ile ödüllendirilir.

İsviçre polisi yaptığı incelemede Aşıcıoğlu, Görpe ve Aktürk’ün ‘uyuşturucu parası aklayarak bunları Türkiye’ye prefinansman dövizi adıyla gönderen kişiler’ olarak rapor etti ve bu rapor İtalyan ve Amerikan adli makamları tarafından Türkiye’ye gönderilerek Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde yargılanan Behçet Cantürk ve arkadaşlarının dosyasına konuldu.

Ahmet Özal ve danışmanı Güneş Taner İsviçre’de Shacargo Şirketi’nin sahibi Muhammed Şekerci ile görüşerek, İsviçre’deki sarraflık işini Türkiye’de de yürütmesi için uygun koşullar yaratılacağını, gerekirse Lübnan asıllı Şekerçi’ye çifte vatandaşlık sağlanacağını vaat ettiler.

KAÇAKÇI İÇİN YASA

Hazine kontrolörlerinin yaptıkları araştırmada, İsviçre, İtalya ve ABD yetkililerinden adli müzaheretle sağlanan bilgilere göre, Şekerci’nin sahibi olduğu Shacargo şirketi Türk mafyasının altın, uyuşturucu ve silah kaçakçılığından sağladığı dövizleri, Türkiye’deki hayali ihracatçılara ‘prefinansman dövizi’ adı altında göndererek karaparayı aklayan bir şirket olduğu belirtiliyordu.

Mustafa Kefeli, bu görüşmenin içeriğini basına şöyle anlatıyordu:

“Başbakan Turgut Özal, banker Şekerciyan’a önce Türk vatandaşlığına geçmeyi teklif etti. Bu teklifi iki kez yaptıysa da Şekerciyan, ‘No minister, no minister’ diye reddetti. Bu arada kendisine bir banka kurması teklif edildi. Hatta Kıbrıs’taki bir bankanın adı verildi. ‘İstersen bu bankayı hemen senin üzerine yapalım’ denildi. Şekerciyan biraz düşündükten sonra bunu da reddetti.” (Sabah, 3 Haziran 1989)

KAÇAKÇIYA PASAPORT

Pasaport Yasası’nın ünlü 22. maddesi 1984 yılında değiştirilerek ‘döviz, altın, uyuşturucu ve gümrük kaçakçılarına’ pasaport verildi. Bir yıl sonra da Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 1983 başlarında oluşturulan Kaçakçılık ve İstihbarat Dairesi’nin yurtiçi birimleri, sonrasında da yurtdışı birimleri kapatıldı. Kimliklerinden silah ve uyuşturucu sabıkası silinenler bir süre sonra böylece saygın işadamı kimliğine kavuştu.

Uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde edilen karapara artık hayali ihracat yapanlar aracılığıyla prefinansman dövizi olarak oluk oluk akıyordu. Perde arkasında yapılan anlaşmadan habersiz namuslu bürokratlar ise hayali ihracatın üzerine gidiyordu. Bunlardan biri de İzmir Emniyet Müdürü Lütfü Tomuş’tu. İzmir’de Ertan Sert, Berber Yaşar, Necdet Ulucan ve Turan Çevik’in başını çektiği hayali ihracat çetesinin üzerine giden Emniyet Müdürü başka yere sürüldü. Tomuş’un başını Berber Yaşar’ın yediği konuşuluyordu. İddiaya göre Berber Yaşar ANAP’ın 1989’daki seçim harcamalarını finanse etmişti. Masraflarına harcadığı dedikoduları ortalıkta dolaşıyordu. Tomuş daha sonra bir televizyon programında ‘‘Benim tayinimle ilgili olarak 1 milyon dolar kimin cebine girdi?’’ diye sormuştu.

SEMRA ÖZAL’IN FİNANS DANIŞMANI

Özal’lı yıllarda daha önce hiç tanımadığımız yeni zenginler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunlardan biri de Nasrullah Ayan’dı. Altın kaçakçısı ve karapara aklayıcısı Muhammed Şekerci ile Berber Yaşar’la ortak iş yapan Nasrullah Ayan’ın adı sahibi bulunduğu Savaş Dış Ticaret A.Ş’nin gerçekleştirdiği hayali ihracat olayına da karışmıştı. İMKB’de büyük portföye sahip olan Ayan, havayolu ve film şirketleri kuruyor ve ekonomi sayfalarının manşetlerinden inmiyordu. Borsada spekülatif işlemler yapması nedeniyle ceza alan Ayan Semra Özal’ın İMKB’deki portföyünü yöneten kişi olarak da biliniyordu.

ÜLKÜCÜ MAFYA SAHNEYE ÇIKIYOR

Yeraltı dünyasına önce 12 Eylül sonrasında belli aralıklarla operasyon düzenlenmiş sonrasında da hayali ihracat olayı patlayınca bu kez bu suçtan bazılarına cezaevi yolu görünmüştü. Rantın merkezi olan İstanbul’un rantını yiyen yeraltı dünyasının ünlü isimlerinin hemen hepsi hakkında davalar, soruşturmalar sürerken meydan boş kaldı. Bu arada adı daha önce Ülkücü gençlik örgütlenmelerinde geçen isimler birbiri ardınca haraç, çek-senet tahsilatı ve arazi mafyası olarak piyasaya çıktı. Çoğunluğu hapisten çıkmış bu ülkücü mafya babaları, eğitimsiz, silah kullanmaktan başka meziyeti olmayan isimlerden oluşuyordu. Ülkücü olmalarının dışında bir ortak özellikleri de Drej Ali dışında hepsinin Karadenizli olmasıydı. Bu yeni mafya üyelerinin en bilinenleri Alaattin Çakıcı, Drej Ali, Semih Tufan Gülaltay, Kürşat Yılmaz, Hadi Özcan, Enis Karaduman, Tevfik Ağansoy, İbrahim Cici, Ümit Ölmez ve Sedat Peker’di.

Darbe öncesinde pek çok öldürme, bombalama olaylarının faili olarak aranan Abdullah Çatlı, Oral Çelik, Haluk Kırcı gibi isimler ise devletle yaptıkları anlaşma gereği önce ASALA sonra da PKK ile mücadele için kullanılacaktı. Ancak MİT adına önce Mehmet Eymür, sonra da Mehmet Ağar ve Korkut Eken tarafından kullanılan bu eski katiller, teröristlerle mücadelede “rutinin dışına çıkmak”la kalmayıp, soygun, haraç ve para sahiplerini öldürerek mallarına çökmek için de kullanılmıştı.

‘ÂLEMİN YENİ KRALI’ ALAATTİN ÇAKICI

Çakıcı, 12 Eylül’den sonra tutuklandı. 1982’de serbest bırakılınca ülkücü arkadaşlarını etrafına topladı. Önce tefecilerin alacakları ile kumar borcu tahsilatını iş edindi. Sonra çek-senet tahsilatına girişti. İmzası, bacaktan tek kurşundu. Eğlenmesi de bir başkaydı. Gece kulüplerine 10-15 kişilik kalabalık bir güruh halinde gidiyorlardı. Çakıcı, istediği sanatçıyı sahneden indirtiyor; “Çırpınırdı Karadeniz” adlı türküyü defalarca söyletiyordu. Hayali ihracatçı Turan Çevik’ten koruma görevi karşılığında haraç alıyordu. Kemal Horzum’dan da haraç aldığı dava dosyalarına girmişti.

13 Eylül 1989 tarihinde İstanbul’u haraca boğan yeni yetme babalara bir operasyon düzenlendi. İstanbul’da zorla alacak tahsili, haraç isteme, pavyon kurşunlama, adam yaralama gibi işlere karıştıkları savıyla gözaltına alındı.

Artık Çakıcı adı sürekli gasp, yaralama, haraç, zorla tahsilat kavramlarıyla anılır olmuştu. Sürekli bir içeride bir dışarıdaydı. Bu arada Mehmet Ağar ve MİT Kaçakçılık ve İstihbarat Daire Başkanı Mehmet Eymür’le ilişkiye geçerek onlar adına çalışmaya başladı. Zeynep Özal’ın davulcu Asım Ekren’le aşk yaşaması nedeniyle Özal MİT’ten yardım istemiş, MİT de Asım Ekren’i bu evlilikten vazgeçirmek için kaçırma operasyonuna imza atmıştı. Mehmet Eymür’ün kaçırma operasyonu başarısızlıkla sonuçlanınca bu kez devreye Alaattin Çakıcı girmiş Asım Ekren’in dükkanına ateş açmıştı.

Civangate olayının da ta göbeğinde olan Çakıcı, Semra Özal’ın isteği üzerine Emlakbank eski Genel Müdürü Engin Civan’dan müteahhit Selim Edes’in ödediği rüşveti tahsil etmesi ricasında bulunmuştu. Civan’ı bacağından vurdurtan Çakıcı, mahkemede eşi Uğur Kılıç’ın olaya Semra Özal’ın ricası üzerine bulaştıklarını açıklayınca öfkelendi vea bu kez de eşi Uğur Çakıcı’yı öldürtüp yurtdışına kaçtı. Eymür, daha sonra Alattin Çakıcı’yı hem MİT’in hem de Emniyet’in kullandığını açıklamıştı. Eymür’ün yazdığı I.MİT raporunda Tarık Ümit gibi Çakıcı’nın da katkıları vardı.

KÜRŞAT YILMAZ: 12 Eylül Darbesi öncesinde Ülkücü Gençler Derneği’nde yönetici olan Kürşat Yılmaz, İstanbul polis memuresi Tülay Çetin‘le evlenmesiyle tekrar adını duyurdu. Yılmaz’ın adı ilk olarak ‘Banker Kastelli’ olarak bilinen Cevher Özden’i vurma olayında gündeme geldi. 17 Nisan 1999’da Türkiye’ye iade edilen ve Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi’ne konulan Yılmaz, 1999’da Kuşadası eski Belediye Başkanı Lütfi Suyolcu’nun öldürülmesinde azmettirici olarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Kürşat Yılmaz, işadamı Korkmaz Yiğit, şarkıcılar İbrahim Tatlıses ve Alişan ile manken Tuğba Özay gibi ünlü isimlerle birlikte yağmacılık amacıyla çete kurmaktan da 66 yıl hapis cezası aldı.

Yılmaz’ın, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davanın duruşmasında, tanıklığına başvuruldu. Yılmaz, “Hrant Dink’in resmini getirdiler, cinayetle ilgili ‘Bunu da öldür’ dediler.” diye ifade verdi.

DREJ ALİ: Gerçek adı Ali Yasak’tı. Kürtçede uzun anlamına gelen Drej lakabı ile tanınmaktaydı. Şanlıurfa Ülkü Ocakları Yönetim Kurulu’nda olduğu 1978 yılında, İstanbul Hukuk Fakültesi’nde öğrenci iken izinsiz gösteri yürüyüşüne katılmaktan tutuklandı. Aynı yıl içerisinde bir çatışmada silahla yaralandı.

Abdullah Çatlı’yla 1979’dan beri tanışan yasak, 88’de kardeşi hakkında çıkan bir haber nedeniyle adamlarına Milliyet gazetesini bastırıp kurşunlattı. 1989’da mafya lideri İnci Baba’yı vurduktan sonra yeraltı dünyasında ismini duyurmaya başladı. İsmi Susurluk çetecileriyle anıldı. Susurluk kazası sonrasında olay yerine ilk giden kişinin Drej Ali olduğu, Veli Küçük’ün olay yerinde bulunan görevlileri arayarak Çatlı’nın cenazesinin teslim edilmesini istediği iddia edildi. 

Drej Ali, Susurluk skandalının baş aktörlerini bir araya getiren kız kardeşinin düğünüyle de gündeme geldi. Bahçelievler Belediye Başkanı Saffet Bulut’un kıydığı nikâhta Sedat Bucak, hemşehrisi olan damadın nikâh tanıklığını üstlenirken, gelinin tanıklığını ise Altun aşireti lideri İmam Bakır Altun yaptı.

Düğüne AKP’li Metin Külünk ile beraber birçok siyasi katıldı. Ocak 2000’deki törene DYP, MHP ve ANAP’lı siyasetçiler, polis müdürleri, bazı askerler ile Susurluk’un ünlü simaları Sedat Bucak, İbrahim Şahin, Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir de katılmıştı. Sahnedeki isim ise İbrahim Tatlıses’ti.

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2021, 10:50
YORUM EKLE