Uzmanlardan yangın söndürme çalışmalarına katılan yurttaşlara uyarı

Orman yangınlarını söndürmek için insanlar bireysel olarak çalışmalara katılıyor. Uzmanlar ise uyarıyor: "Bu kişilerden pasif müdahale beklenir."

Uzmanlardan yangın söndürme çalışmalarına katılan yurttaşlara uyarı

Orman yangınlarını söndürme çalışmaları 9'uncu gününe girdi. Özellikle Antalya’nın Manavgat ve Muğla’nın Bodrum ilçelerinde başlayan orman yangınları şehir merkezlerine sıçradı, birçok mahalle ve köy boşaltıldı.

Yangınlarda ölen insan sayısı ise 8’ye yükseldi. Yangına müdahale sürerken kurtarma çalışmalarına sivil halk da katılıyor.

Hatta bu çalışmalara katılmak için sosyal medyada çağrılar yapılıyor. Peki afet durumlarında sivillerin kurtarma çalışmalarına katılması ne kadar doğru, bu çalışmalara katılan kişiler ya da gruplar nelere dikkat etmeli?

Gazete Duvar'dan Hacı Bişkin'in haberi şöyle:

‘KURULUŞLARIN GÜVEN VERMESİ LAZIM’

Afet Uzmanı Kubilay Kaptan, afetlerin meydana geldiği ilk 3 günde insanların bireysel olarak müdahalede bulunmak istemesinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Yurtdışında ve yurtiçinde meydana gelen afetlere katılan Kaptan, ilk 3 gün içerisinde insanların psikolojik olarak kendi yakınını, malını mülkünü, hayvanını kaybetmiş olan insanların daha duygusal davrandığını söyledi.

Kaptan şöyle konuştu: 

“Afetin meydana geldiği ilk üç günde bu yaşananlar tehlike yaratır. Örneğin deprem sırasında çöken binaların üstüne çıkmak gibi ya da taşkın sırasında azgın sulara kendini atmak veya yangın bölgelerinde yoğun dumanın, ateşin olduğu bölgeye çok yaklaşmak gibi… Tekrar söylüyorum: Bunların önüne geçemezsiniz. Bunların önüne geçmek için o an daha önceden planlanmış olan, resmi veya gayrı resmi yardım kuruluşlarının bölgede olması lazım ve bu kuruluşların güven vermesi lazım. Eğer bölgede değillerse yetersiz bir yardım yapıldığı fark ediliyorsa halk doğal olarak kendisi bir şey yapmak ister. Bu bir şey o anda başladığı için koordinesiz olur. Birdenbire işin içerisine kötü niyetliler de karışabilir. Tamamı koordinasyon bozukluğu yaşayan ama bireysel olarak yardım etmek isteyen gruplar oluşmaya başlar.”

‘EKİPMAN YETERSİZ OLUNCA…’

“Bunun tehlikeleri var” diyen Kaptan bu tehlikeleri şöyle anlattı: 

“Yardıma katılmak isteyen kişiler uzman olmadıkları için kendileri kurtarılacak duruma gelir. Sonra da kurtarma ekipleri onlarla da boğuşmak zorunda kalır. İkinci bir problem de bu kişiler yanlış bir müdahalede bulunabilirler. Doğal olarak bu dönemlerde en önemli konu koordinasyonu yapacak olan merkezi bir birim olması gerekiyor. Kimlerin olduğu, kimlere hangi yetkilerin verilmiş olduğunun belirlenmiş olması gerekiyor. Türkiye’de sorun onların belirlenmemiş olması değil çoğu yerde bunlar belirlenmiştir. Sorun bunların hiçbir zaman uygulamaya geçirilmemiş olmasıdır. Tatbikat yapılmamıştır ya da ellerinde olduğu raporda yazılı olan ekipman aslında yoktur. Yangın çıktığı zaman emir komuta zinciri bu siyasi sebeplerden dolayı bozulur. Araya birileri girer ve kargaşa meydana gelir. Kargaşa olduğu zaman da, ‘O mu benden emir alacak ben mi ondan emir alacağım’ davası başlar. Ekipman yetersizliği de ortaya çıkınca iyice panik başlar ve olay bizdeki gibi tamamen programsız, plansız özel şahısların işe karıştığı bir kurtarma çalışmasına döner.”

‘KURTARMA İŞİNİ EHİL KİŞİLERE BIRAKMAK LAZIM’

Devlet desteğinin yetersiz kaldığı afetlerde insanlar gönüllü olarak yardıma gitmek için birçok platformda çağrılar yapıyor. Bazı yerel yönetimler de halktan destek istiyor. Denizli Belediyesi de bu desteği isteyen belediyelerden biri oldu.

İstanbul Üniversitesi Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programı Başkanı Erhan Bakırcı, “Bireysel olarak böylesi kurtarma operasyonlarına katılmak oradaki operasyonu yöneten kişilerden bihaber olarak bu operasyonlara katılmak son derecek tehlikeli ve operasyonun güvenliğini sıkıntıya sokar” diyor: “Çünkü bu işlerde öncelikle koordineli hareket etmek gerekiyor. Eğer kişiler oraya kendi inisiyatifleriyle bir görev yüklenirlerse bu kez oradaki kurtarma ekipleri o kişinin can güvenliğini sağlamak zorunda kalır. Bu da kurtarma ekiplerinin güçlerini dağıtır. O kişinin sahada yarattığı eylemsellik nedeniyle oradaki görevliler asli işlerini yapmaktan maalesef engellenmiş oluyor. Kurtarma işini ehil kişilere bırakmak lazım.”

'PASİF MÜDAHALE BEKLENİR'

Peki insanlar bu tür müdahalelere katıldıklarına neler yapmalı? Bakırcı bu soruya şu yanıtı verdi: 

“Afetten etkilenen birini tehlike yerinden alıp güvenilir bir yere götürmekle bir sınır koyulabilir. Kontrolsüz bir şekilde oradaki müdahalenin içinde olan kişiler tehlikenin içinde olan bir kişiyi alıp eğer can güvenliğini sağlayarak güvenli bir yere götürebiliyorsa bu kabul edilebilir. Ancak buradaki genel yöntem şudur: Sahadaki operasyonu yöneten kişiler bazı bilgilere ihtiyaç duyarlar. Örneğin bir yerde mahsur kalan birisi var mı? Eğer çöken bir evde operasyon yürütülüyorsa oturma odası tam olarak neresi, mutfak nerede, bu çöken evde kaç kişi vardı gibi nokta atışları yapabilir. Eğer bu bölge yangın bölgesiyse kaçıncı katta engelli vatandaş var gibi kişileri kurtarmaya yönelik bilgiler temin etmek isterler. Bu operasyonlara katılan sivillerden pasif müdahale beklenir.”

Son Afet Kanunu’yla birlikte birtakım kuruluşların afet esnasında asli afet görevlilerine yardım etmeleri konusunda madde eklendi. Bu kişiler afet görevlilerinin koordinasyonu içerisinde operasyonlara katılabilir. Ancak bunun da bir sınırı var. 

Bakırcı bu sınırları da şöyle açıkladı:

“Görevleri operasyonu yöneten kişiler veriyor. Emir komuta zinciri içerisinde hareket etmeleri gerekir. Aksi durumda bu bölgede kalmamaları lazım. Örneğin yangın bölgelerinde yaralanan, ölen bir sürü hayvanımız var. Bazı gönüllü veteriner kuruluşları orada hemen yer aldılar. Operasyon şefine, ‘Biz buradayız’ dediler. Operasyon şefi de ‘Yaralı bir hayvanımız varsa kuruluşa teslim edelim’ diyerek bu koordinasyon sağlanmış oldu. Çalışmalar mutlaka birbiriyle iletişim halinde ve koordineli olmalı.”

YORUM EKLE