Hikaye Bergen’in gerçekler Türkiye’nin…

Hep erkekler tarafından yazıldı kadınların hikayeleri!

Tecavüz ettiklerinde “tahrik etti”, şiddet uyguladıklarında “kadın kısmısı çok konuşmaz”, öldürdüklerinde ise “namusum için yaptım” dediler…

Hep bir bahaneleri vardı ve onları koruyup kollayan sistemleri. 

Bir kadın cinayete uğradığında tüm hayatını didik didik ettiler. Her cümlenin başına bir “ama” koydular! “O da açık giyiniyormuş, o da şununla bununla geziyormuş, ne işi varmış orada”….

“Bergen: Acıların kadını” diye bir mit yarattılar kendilerine, yüzüne atılan kezzap nedeniyle bir gözünü kaybeden, defalarca şiddet gören bu genç kadını, dinledikçe acıyı kutsadılar. Erkeklerden “baba” kadınlarda ise “Acıların Kadını” yaratan arabeskin “kaderine” tek ettiler Bergen’i, 25 yaşında hayatını kaybeden Esengül gibi…

1989‘da Adana Pozantı'da konser dönüşü aracının önü kesilerek eski eşi Halis Serbest tarafından kurşunlanarak öldürülen Bergen’in cinayeti için “Çok kıskanmış, çok sevmiş” yorumları yaptılar.  Katili suçlamak yerine yine bir kadına annesine kızdılar “Büyük aşkın arasına girdi” diye.

Çünkü onlara göre ideal bir kadın vardı, önüne koydukları sıfatlarla; sadık eş, kutsal ana, namuslu kadın, onların çizdiği sınırların dışına çıkmayan.

Eril yapıya sahip dönemin medyası, en büyük destekçisiydi bu zihniyetin. 29 yaşında öldürülen genç kadını konuştular günlerce, katiliyle röportajlar yaptılar, cinayete haklı bir neden aradılar.

Kimse sormadı katilin neden sadece 7 ay cezaevinde kaldığını?

45 gün hastane kalmak zorunda kalan, tehdit edilen bir kadının travması umurlarında olmadı. Bergen yerine katille empati kurmaya çalıştılar.

Bu kez kadınlar tarafından yazıldı bir kadının hikayesi. Sema Kaygusuz, Yıldız  Beyazıt senaristliğini,  Mine Şengöz ise yapımcılığını üstlendi Bergen filminin. Ezberleri bozdular şarkı söylemekten vazgeçmeyen genç bir kadını yazdılar.

Konservatuar öğrencisiyken maddi sıkıntılar nedeniyle pavyonda çalışmak zorunda kalan genç bir kızın, darbe sonrası savrulan bir ülkede arabesk figürüne nasıl dönüştüğünü anlattılar.   

Defalarca tehdit edilen karakola şikayette bulunduğunda hiçbir şekilde güvenlikleri sağlanmayan kadınlardan biriydi Bergen...

Muhafazakar bir toplumun içerisinde erkek şiddetinin neredeyse meşru kılındığı, erkeğe itaat etmek istemeyen kadının suçlu sayıldığı sistemin içerisinde yer alan, hayatını kaybetse dahi suçlanan bir kadının hikayesiydi onunki…

Bergeni öldüren Halil Serbest yine magazin programlarına çıkıyor. Yine Bergen’i suçluyor “namus cinayet”i diyor. Halen Bergen’e saldırmaya devam ediyor. Yetmiyor küfrediyor.

 Bergen’in katilini televizyona çıkaranlara sormak istiyorum, ‘Ne duymak istiyorsunuz?’ diye.

Kadını öldüren her katil gibi “namus cinayeti” bahanesine sığınan bir erkeğin, öldürdüğü kadına dair ne sözü olabilir?  Bergen’in hayatının filme konu edilmesinde ne hak iddia edebilir?

Namus olgusu ve namus cinayetleri kadınların cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldığı şiddet türlerinden biridir. Kadınlar kimsenin namusu değildir, kendi kararlarını veren, özgür bireylerdir tıpkı erkekler gibi.

“Bergen” filminin Adana’nın Kozan ilçesinde sansürlenmesi başka bir trajedi.  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde farklı yollarla kadının cezalandırılması devam ediyor. Belediye Başkanı Kasım Özgan film şiddet içerdiği için yapılan proje kapsamında "yayınlamama" kararı alındığını belirtmesi inandırıcı oldu mu bilinmez ama tarihe Bergen filmini sansürleyen belediye başkanı olarak geçti. Keşke, filmin arkasında durup kadına yönelik şiddetin karşısında olsaydı.

Filme dair birkaç not

Mehmet Binay ve Caner Alper sinemasını yakından takip eden biri olarak, Bergen’in trajik hayatını perdeye yansıtırken ajitasyondan uzak duran, arabeskin ‘kaderci’liğine değil de kadın sorununa dikkat çeken yönetmenleri tebrik edelim.

Farah Zeynep Abdullah hayat verdiği karakter için elinden geleni yapan bir oyuncu. Rol yaptığı kişiye bürünüyor adeta. 

Erdal Beşikçioğlu için asıl rolün zorluğu ondaydı diyebiliriz. Bu kadar sevilen bir oyuncunun Bergen’in katilene hayat verirken onu sempatikleştirmeden canlandırması benim için çok önemliydi.

Nergis Öztürk’ün rolü ise filmin sürpriziydi. Zeki Demirkubuz’un “Kıskanmak” filminden bu yana ülkemizin başarılı oyuncuları arasında gösterilen Öztürk, hayat verdiği dansöz Nadire karekteri ile başarılı bir oyunculuk sergiliyor.

Tilbe Saran, Şebnem Sönmez, Ahmet Kayakesen, Ali Seçkiner Alıcı, Ahmet Kayakesen, Nurcan Eren, Suzan Kardeş ve Arif Pişkin filme dokunan oyunculardı.

YORUM EKLE