İzmir’de sinema ve müzik dolu bir hafta... “Memuru Yoksa Lütfen Zili Çalınız”  

Sevginin “Emek” olduğunu öğrendiğimiz filmdi “Selvi Boylum Al yazmalım”. Atıf Yılmaz’ın yönettiği, başrollerini Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın paylaştığı filmde, İlyas’ın Asya’ya büyük bir aşkla baktığı anı ölümsüzleştiren Cahit Berkay’ın müziği idi.

Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın yine birlikte rol aldığı bir diğer Türk Sineması klasiği ise “Dönüş”. İnanır’ın hayat verdiği İbrahim, Almanya’ya işçi olarak gider, ardında eşi Gülcan’ı (Türkan Şoray), yaşam mücadelesiyle baş başa bırakır. Eşini büyük bir özlemle bekleyen Gülcan’ın duygularını yansıtan bu kez Yalçın Tura’nın bestelediği “Hasretinde Yandı Gönlüm”dür. 

Yaşar Kemal’in “Teneke” adlı romanından uyarlanan, İhsan Yüce ve Tuncel Kurtiz’in senaryolaştırdığı ”Kanal” filminde de sömürülen topraksız köylülerin ağa düzenine karşı verdikleri mücadeleye tanıklık ederiz. Erden Kıral’ın yönettiği filmde kaymakam rolünü Tarık Akan canlandırır. Köylülerin ağaya başkaldırısının sesi, bu kez Arif Erkin’dir. Her ne kadar genç kuşak, oyuncu olarak tanısa da o, unutulmaz film müziklerinin yaratıcısıdır.

Yaşayan bu üç büyük usta, İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali’nde bir araya geldi. Türk sinemasına iz bırakmış "Umut", "Ağıt", "Değirmen" (Arif Erkin). “İstanbul'da Aşk Başkadır”, Umutsuzlar, “Cemo”, Bir Yudum Sevgi (Yalçın Tura) “Çiçek Abbas” ,”Devlerin Aşkı” “Dila Hanım” (Cahit Berkay), bu filmlerden sadece birkaçı.

Usta isimlerin unutulmaz eserlerini, Hakan Şensoy yönetimindeki İzmir Büyükşehir Belediyesi Ele Ele Müzik Senfoni Orkestrası, seslendirdi. Geçtiğimiz yıl yitirdiğimiz iki değerli besteci Atilla Özdemiroğlu ve Timur Selçuk da konserde unutulmadı.  

Müziğin sesinin kısıldığı, müzisyenlerin taleplerine kulak verilmediği şu günlerde İzmir’de başlayan festival, pandeminin ağır yükünü çeken kültür sanat alanı için bir nefes oldu. Üç büyük ismi aynı sahnede görmek ise hafızalarımda yer edinen unutulmaz bir gün…

Yaşımızın yetmediği, beyazperdede izleyemediğimiz filmleri, festivalde izleme fırsatı bulduk. Hümeyra ve Kadir İnanır’ın başrollerinde yer aldığı “Kırık Bir Aş Hikayesi”, 12 Eylül darbesi sonrası ülkemizin üzerine çöken kasveti, arka fonuna alırken serbest piyasa, liberalleşme günümüzde yaşadığımız sorunların ilk adımı gibi.. 

Peki ya “Muhsin Bey”? Kalitesiz müziğe karşı verdiği mücadeleyi, günümüzde “müziği gürültüyle eşdeğer kılanlar”a karşı verebilir miydi? Sorularıyla sinemadan ayrılırken açık havada gösterimi yapılan ulusal yarışma seçkisinde ise  “Hayaletler”, “Nasipse Adayız”, “Aşk Büyü Vesayre”, “Ölü Ekmeği” gibi ödüllü filmlerle festivali takip etmeye devam ediyoruz.  

Ünü, ülke sınırlarını aşmış, elektronik müzik bestecisi Güngör Mimaroğlu’nun hayatını anlatan “Mimaroğlu” belgeselini izlemediyseniz, tavsiye ederim. Yönetmen Serdar Gökçeoğlu, özgün bir anlatımla belgeseli seyircisiyle buluşturuyor.

Festivalin en heyecan verici etkinliği ise “Memuru Yoksa Lütfen Zili Çalınız” başlıklı sergi açılışıydı… İzmir’in bir zamanlar en popüler sinema salonlarından biri olan Yıldız Sineması’nda, kalan projeksiyon makinesi, film makaraları, film kutuları, koltuklar, film afişleri gibi fiziki anılar sergileniyor. Gişeden biletinizi aldıktan sonra bize ikram edilen gazoz ve beyaz leblebi eşliğinde Yıldız Sineması anılarına bir gezinti yapıyoruz.

Sinema yazarı Sadi Çilingir ve Cumhuriyet yazarı ve oyuncu Emre Kolukısa ile birlikte serginin açılış devam ederken Yıldız Sineması’na kadar yürüyüp binanın durumuna bir bakalım istedik. Giriş kısmı bir otoparka dönüşen binayı gezerken Türk Sineması’nın İzmir hafızası olan mekanın bilardo salonu ve spor tesisine dönüşmesine şaşkınlık ve hüzünle baktık. 

Neyse ki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Yıldız Sineması ve Tarihi Bıçakçı Han'ı restore ederek ayağa kaldıracaklarını duyurmasıyla umutlandık. Yıldız sineması, Sinema  Müzeye dönüşecek.

Peki Yıldız Sineması neden önemliydi?

Yıldız Sineması ilk kez 1853 yılında açmış kapılarını. Kazmirci ailesinin işlettiği salonun ilk yıllarda birinci vizyon Amerikan ve Avrupa filmleri başta olmak üzere Zeki Müren ve Ayhan Işık gibi isimlerin rol aldığı yerli filmler gösterilmiş. Raj Kapoor’un ünlü “Avare” filmi de ilk defa 22 Kasım 1954’de burada izleyiciyle buluşmuş. 1956 yılında yeniden inşa edilmek üzere yıkılan salon 22 Mart 1957’de Zeki Müren’in verdiği bir konserle yeniden hizmete açılmış. Mavi renkli badanası yüzünden “Mavi Boyalı Sinema” olarak da ünlenen Yıldız sineması 70’li yıllarda baş gösteren krizler sonrasında uzak doğu dövüş filmleri, erotik filmler, arabesk furyası derken farklı kulvarlara savrulmuş. Hatta 80’li yıllar boyunca sadece yerli filmler gösterilir olmuş. Ve nihayet 1988 perde son kez kapanmış. Bir yıl sonra ise artık Yıldız Spor Tesisleri adıyla anılmaya başlanmış.

“İzmir’i bir sinema kenti haline getireceğiz” diyen Tunç Soyer, ilk adımı İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali ile atmış buluyor. İstanbul Film Festivali Kurucularından olan ve Cannes, Venedik, Berlin gibi pek çok uluslararası festivali takip eden sinema yazarı Vecdi Sayar, İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali’nin yönetmenliğini üstlenerek, deneyimlerini, belediyenin bünyesinde bulunan Sinema Ofisi’nde çalışan gençlerle birleştiriyor.

Festivali takip ettiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gece 24.00'ten sonra müzik kısıtlaması olacağını açıklarken "Kusura bakmasınlar, gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yoktur" demiş.

 "#KusuraBakıyoruz" etiketiyle binlerce kişi tepkilerini dile getirirken usta müzisyen Cahit Berkay, cevabını sahnede muhteşem konserle veriyordu.

 Bir Moğollar klasiği olan “Dinleyiverin Gayri” ve “Bir şey yapmalı” şarkıları, bu kez film orkestrası eşliğinde seslendirildi. Müzisyenler sahnede seyircileriyle buluştu. Alkışlar, müzik susmaz seslerine karıştı.  

Festivalin en güzel yani ise tüm etkinlikler ücretsizdi. Sinema perdesi, müzik sahnesi ne kadarda çok özlemişiz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
1
1 - 1 ay Önce

1

1
1 - 2 hafta Önce

1