AKP'nin bozulan 'büyüsü' ve iktidara yürümenin yolu

Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ahmet Özer, AKP iktidarının girdiği çıkmazı ve 'zararlarını' yazdı.

AKP'nin bozulan 'büyüsü' ve iktidara yürümenin yolu

Sosyolog ve Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ahmet Özer, "AKP, iktidarda kaldığı her an hem ülkeye hem de kendisine büyük zarar veriyor" diyerek 'baskı' aracını kullanan AKP'nin algılara rağmen 'gidici' olduğunu yazdı. AKP'nin muhalefet bloğunu bozmaya çalıştığını söyleyen Özer, CHP için 'tuzaklara düşmemeli' dedi. 

'AKP'nin bozulan 'büyüsü' ve iktidara yürümenin yolu' başlıklı yazının tamamı;

İçerde yaşanan büyük ekonomik sıkıntılar, mafyozi ilişkiler, dışarda sürüklenmekte olduğumuz savaş bataklığı iyi yönetilemediğimizin en belirgin göstergeleridir. AKP, iktidarda kaldığı her an hem ülkeye hem de kendisine büyük zarar veriyor. Bunu sadece biz söylemiyoruz, realite söylüyor. Yanı sıra uzun yıllar AKP’de genel başkanlık, başbakanlık, meclis başkanlığı, önemli bakanlıklar yapmış, bugün artık yolun sonuna gelindiğini ileri sürenler de söylüyor.

AKP’nin uzun bir süre üst üste seçim alması; alternatifi yok, daha uzun yıllar gitmez algısının “büyülü bir biçimde” yerleşmesine neden olmuştu. Ancak İstanbul seçimleri başta olmak üzere son yerel seçim bu büyüyü bozdu. Alternatifsizliğin uydurulmuş bir masal olduğu ortaya çıktı.

Bugün artık toplumun kahir ekseriyeti iktidarın değişeceği beklentisine girmiştir. Bu bile başlı başına önemli bir değişim dinamiğidir.

"ÖMRÜNÜ BASKIYA DAYANARAK UZATMAYA ÇALIŞIYOR"

Ancak iktidar ve onun nimetlerinde alışanlar iktidarı bırakmak istemeyecektir. Fakat iktidar değişikliği her zaman yönetenlerin istekleriyle uyuşmaz. Şimdi böyle bir uyuşmazlık noktasındayız. Bir geçiş sürecinin tam orta noktasında. Siyasi, ekonomik, diplomatik bir çok sorunun düğümlendiği ve bu düğümün de çözüm beklediği bir noktada... 

Yönetenlerin artık yönetemiyor, yönetilenler de yönetilemiyor. Böyle durumlarda genellikle kaos doğar. Bu durumda ya iktidar gider ya da bunu perdelemek için baskı, sindirme, korkuyu devreye sokar. Böylece hak, hukuk, adalet yerlerde sürünür; rızaya dayanan demokratik yönetme meşruiyeti giderek şiddet ve baskıyla yer değiştirmeye başlar. Bu yaklaşımlarla iktidar(lar) ömrünü bir miktar uzatabilir ama halkın rızası yerine baskı ve hukuksuzlukta meşruiyet arama anlayışı kaçınılmaz sonu engelleyemez. Yaşadığımız durum budur. 

"TEK ADAM YÖNETİMİNE TEPKİ BÜYÜYÜR"

Tek adam yönetimi istikrarı sağlayacak ülkeyi uçuracaktı. Vaat buydu. Ama hiç de öyle olmadı. Bu yüzden tek adam rejimine duyulan tepkiler giderek artıyor, toplum olan biteni şimdilik sessizce not ediyor. 

Yaşanan siyasi, ekonomik, sosyal ve diplomatik başarısızlıklar bu gelişmenin temel belirleyenidir. Mafyanın siyasetle nasıl iç içe geçtiği, siyasetin nasıl kirlendiği bütün toplumun gözlerinin önüne cereyan ediyor. Her şey ayan beyan ortada. 

Bu durum ise kamuoyu vicdanını derinden yaralıyor. 

"KATI MERKEİYETÇİLİK SORUNU BİRİKTİRİYOR"

Güya ademi merkeziyetçi bir yapıya geçilecek ve sorunlar bulunduğu yerde hızla çözülecekti. Bunun yerine ne oldu dersiniz? Merkeziyetçilik oldu. Sorunlar ise çözülmedi, dağ gibi birikti, büyüdü. 

Çünkü bugünkü sisteme hâkim olan katı merkeziyetçi bürokratik yönetim anlayışı sonucu, bütün sorunlar sarayda tespit ediliyor, bütün çözümler sarayda üretiliyor, bütün kaynaklar sarayda toplanıp dağıtılıyor. Merkeziyetçiliğin ana noktası haline gelen Saray artık sorunların üstesinden gelemiyor. 

Halbuki dünya bu anlayışı bırakalı hayli zaman oldu, biz ise bir kişinin isteğine bağlı olarak bunu yeniden tesis ettik. Böylece, sistem sorunları çözmek yerine kendisi çözülmesi gereken bir sorun haline geldi.

"HALKIN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞU BU SİSTEMDEN RAZI DEĞİL"

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi bekleneni vermedi, aksine ülkeyi geri götürdü.  Ülkenin bileşkesinin sembolü durumunda olması gereken kişinin aynı zamanda bir partinin başkanı olması işleri iyice karman çorman hale getirdi. Burada cumhurun gönencinden ziyade gücü ele geçirenin ortağı MHP’nin de yardımıyla ülkeyi istediği gibi dizayn etmesi söz konusu. Ammenin istekleri ile kişinin istekleri çatıştığında kamu yararı gözetilmesi gerekirken güç kuvvettir misali bu husus dikkate alınmadı ve ne olduğu belirsiz “bir şey” ortaya çıktı. 

Bunun ucube bir sistem olduğu, dünyada karşılığının olmadığı, fren ve denge sisteminden yoksun oluğu, kuvvetler ayrımını ortadan kaldırdığı, kişiye mahsus oluşturulduğu tartışmaları kısa sürede haklılık kazandırdı. Buna karşı savunu yapanlar ise bu yönetim biçiminin Türkiye’yi uçuracağını ileri sürüyorlardı, ne oldu? Sonuç; Türkiye uçmadı, çakıldı; her alanda irtifa kaybediyor. 

"RIZA VE ŞİDDET ÇELİŞKİSİ BÜYÜYOR"

Mevcut gidişata rıza gösteremeyeneler, anti demokratik uygulamalar ve mahkemeler bir sopa gibi kullanılarak sindirilmeye çalışılıyor. Rızanın şiddetle üretilmeye çalışıldığı rejimlerin adı demokrasi olamaz. Aydınlar, siyasetçiler, yazarlar, düşünürler, gazeteciler hapishanelerde. Halkın iradesi hiçe sayılarak birçok belediyeye kayyum atandı. Baskılar ve anti demokratik uygulamalar dayanılmaz boyutlara ulaştı. 

Bir yandan bunlar olurken öte yandan, partizanlık, kayırma (nepotizm), siyasi kirlilik, köşe dönme (korropsi) önlenemiyor. Mafya siyaset ilişkisi hiç olmadığı kadar artmış görünüyor. Oy uğruna yaratılan bölünme ve derin kutuplaşmalardan topluma gına geldi, 19 yıllık AKP yönetiminden duyulan bıkkınlık zirveye ulaştı. 

Hasılı kelem sistem tıkındı, siyaset kirlendi iktidar kayması had safhaya ulaştı. Bu anlayış sadece içeriyi etkilemiyor, ister istemez dışarıya da yansıyor. 

SURİYE BATAKLIĞI VE BAŞARISIZ DIŞ POLİTİKA

Suriye bataklığına savaş naraları ile girildi, ne oldu? İdlib’te, Libya’da bizimle ilgilisi olamayan bir savaşın içine çekildik. Nusra’ya silah gönderildiği iddiası ortalığı sardı. Savunma ve iç işleri bakanı sürekli öldürdükleri adam sayısı ile durumu kotarmaya çalışıyorlar. Buna rağmen maalesef her gün birçok şehit haberi geliyor. Bu gidişat düzeltileceğine iç politikada hamasetle kullanılıyor. 

Türkiye bu konularda tek başına kaldı, adeta dünyadan tecrit oldu. Buna bile “değerli yalnızlık” diyerek hem kendilerini hem toplumu kandırmaya çalışıyorlar.

Rusya ile gerilimli, inişli çıkışlı ilişkiler sürüyor, buna karşın Yeni Avrasyacılık tehdit olarak batıya karşı kullanılıyor. Dün Ergenekoncu diyerek içeri attıklarının misyonuna bugün kendisi soyunmuş bir iktidarla karşı karşıyayız. 

Tek müttefik; dün ayağımın altına alırım dediği milliyetçilik ve onu savunan ultra milliyetçiler ile daha önce ergenekoncu diye hapse tıktığı Doğu Perinçek kaldı. 

ABD ile bir düzen tutturulamadığı gibi, AB tamamen rafa kaldırılmış durumda. İran ile gerilim sürüyor. Suriye’de sonu belirsiz can ve mal kayıplarına neden olan ve bizim olmayan bir savaşın içine itildik. Krize rağmen kişisel hırs ve duygularla s400’lerin alınması Türkiye’yi ekonomik ve siyasi olarak zora soktu. 1,5 milyarını ödediği F 35 projesinden çıkarıldı Türkiye. Doğu Akdeniz’de yalnızlaştık, tecrit edildik. Üstüne üstlük bütün bu başarısızlıklar başarı olarak lanse edilmeye çalışılıyor.

"AFGANİSTAN HEVESİ"

Taliban’ın Afganistan darbesi iktidarı heveslendirmiş durumda. ABD ve NATO çekildiği halde Türkiye orda kalmakta ısrar ediyor. Taliban’ın şeriatçı yönetimini meşrulaştırma konusunda aceleci ve pek hevesli davranıyor. Bu durumun Türkiye’ye ne yarar getireceği ise açıklanmış değil. Doğu sınırlarında uygulanan açık kapı politikası ile gelen Afgan göçmenleri de cabası. Daha Suriyeli sığınmacılar meselesi çözülmeden üstüne bir de bu bindi. 

"SOSYO EKONOMİK YAPI BOZULDU, SOSYAL DENGE SARSILDI"

Göçmen politikası yanlış olan iktidar, pandemiyi de iyi yönetemedi. Ekonomi kriz içinde, gelir dağılımındaki bozulma had safhada, işsizlik dayanılmaz boyutlarda. Esnafın kepenk kapatması, üretimin durma noktasına gelmesi, inşaat sektörünün çökmesi, faiz ve dövizde bir türlü istikrarın sağlanamaması, enflasyonun, zamların ve vergilerin ha bire artması yoksulluğu daha da artırdı. 

Nüfusun yarıya yakını yoksulluk sınırında onun da yarısı neredeyse açlık sınırında geziniyor. Aşı zamanında bulunmadı, maske dağıtılamadı. Burada maske dağıtamayanlar her ne hikmetse Venezüella’ya maske götürdüğünü iddia ediyorlar. Kutuplaşma, otoriterleşme at başı gidiyor; siyasi bölünmüşlük artıyor, din siyasallaştı, göç ve kaç hareketleri ile kentlerin altı üstüne geldi.
 
Suç oranları, kadın cinayetleri, tecavüzler her geçen gün artıyor. Adalet arayanalar mafyozi ilişkilerle ortaya çıkıyor, kimi mafya artıklarının suç teşkil eden söylemleri görmezden gelinerek adeta teşvik ediliyor. İktidar partisi, eline geçirdiği devlet gücünü toplumun refahı ve huzuru için kullanacağına kendi iktidarını sürdürmek için kullanıyor.

"MUHALEFETİ BÖLMEK İÇİN TUZAKLAR KURULUYOR"

CHP yalnızlaştırılmaya, HDP ise kriminalize edilerek meşru siyasi kulvarın dışına sürülmeye çalışılıyor. PKK üzerinden yıllardır HDP’ye yapılanın benzeri bugün HDP üzerinden CHP’ye uygulanıyor. Bütün bunlara bakınca Erdoğan’ın bir seçime gitmek zorunda olduğu düşünülebilir. Ancak bu koşullarda bile iktidara şu ya da bu şekilde halkın gittikçe yoksullaşmasına rağmen iktidarını yasaklar ve baskılarla sürdürmeye çalışacaktır.

İktidar, kendine uygun bir ortam oluşturduktan sonra ancak seçime gidebilir diye düşünüyorum. Bunun için de olağan dışı bir şey olması lazım, olmazsa da kendisi yaratacaktır. Suriye meselesini bu minvalde bir kez daha düşünmek yersiz olmayacaktır. Bir kere ekonomideki negatif algıyı değiştiren, dış politikadaki başarısızlıklarını örtecek, kendince kahramanlığa çevirecek ve bunun propagandası ile toplumu yönlendirecek bir şey olmalı.

Yetmez, muhalefeti de birbirine düşürecek, özellikle de CHP’yi yalnızlaştıracak bir strateji söz konusu. Adaylık meselesini bir sinerji yaratma yerine bir çatışma noktasına sürükleyebilirler. Bu noktada her kesin tarihi bir durumla karşı karşıya olduğumuzun sorumluluğu ile hareket etmesi gerekir.

SONUÇ: MUHALEFET NE YAPMALI? 

Yukarıda sayılan faktörlere bakılırsa ana muhalefet partisi CHP bugün her zamankinden daha çok iktidara yakındır. İktidara yürümek, güçlü bir parlamenter demokratik sisteme dönmek, başta CHP olmak üzere, muhalefetin maharetine bağlı. Öncelikle muhalefet, kendisini bölmek için hazırlanacak tuzaklara düşmemeli. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yerel seçimlerde bu konuda yürüttüğü başarılı çalışmaları burada da kesintisiz sürmelidir. 

CHP iktidarın tuzaklarını boşa çıkarmakla birlikte iki şeyi daha başarmak zorunda: 

1) Referandumda başlattığı, yerel seçimde sürdürdüğü, 23 Haziran İstanbul seçimlerinde zirveye ulaştırdığı partiler arası iş birliğini mutlaka sürdürmeli.
 
2) AKP ve MHP’den alınmış büyükşehirler başta olmak üzere belediyelerde mutlakla başarı sağlanmalı. Unutmayalım AKP yerelden genel iktidara gelirken CHP yereldeyken iktidardan düşmüştü. Yiğit düştüğü yerde kalkar.

3) Değişimin eşiğindeki cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi bir çekişmenin ve çatışmanın değil bir birleşmenin ve büyümenin aracı haline getirilmelidir. 

Koşullar hiçbir zaman olmadığı kadar uygun.  
CHP bu koşullarda artık iktidara yürümelidir. 
 

Güncelleme Tarihi: 10 Eylül 2021, 20:56
YORUM EKLE