BIST 100 10.644 DOLAR 32,20 EURO 35,01 ALTIN 2.500,70
22° İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • İçel
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Yargı skandalının içler acısı serencamı

AKP öncesi Türkiyesinde olsaydı, İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar’ın HSK’ye gönderdiği ve adliyedeki rüşveti anlattığı mektubu yayımlandığında ortalık ayağa kalkardı. O mektubu yazan savcıyı ve suçlanan yargıçları, o sabah adliye önünde gazeteci ordusu karşılardı.

Ama öyle olmadı, BirGün’de Timur Soykan imzalı “Adaletin çarkı rüşvetle döndü” manşetinin yayımlandığı 13 Ekim sabahı adliyenin önüne tek bir gazeteci bile gitmedi. Muhalif haber sitelerinde manşetler arasında yayımlandı bir süre. Ama o akşam iktidar kanallarını geçtim; Halk TV, Flash Haber’in ana haberlerinde bile değinilmedi rüşvet mektubuna. KRT TV başsavcının şikayetini haber bülteninde duyurdu. FOX TV kısa bir haber olarak verdi. Tele1’de de sadece “18 dakika” programında konuşuldu.

Ertesi gün sadece dijital yayımlanan Gazete Pencere ve Gazete İkinci Yüzyıl’da “Başsavcı’dan HSK’ya rüşvet yazısı” haberi vardı. Ama iktidar gazeteleri gibi Cumhuriyet, Evrensel, Karar, Sözcü ve Yeniçağ’da da savcının mektubu tek satır bile haber olamamıştı. Düşünün bir başsavcının, uyuşturucu ve gasp sanıklarının, bahis baronlarının tahliyesi, erişim engelleme kararları için adliyede tarife oluştuğunu somut örnekler vererek yaptığı şikâyeti hem iktidar yanlısı medya hem de muhalif medya duymazdan gelmişti!

6 Ekim’de gönderilen mektupla ilgili işlem yapmayan yargı ise haberden sonra harekete geçti. Ama ne hareket! BirGün’ün haberi ve Timur Soykan’ın sosyal medyadaki paylaşımları hakkında erişim engelleme ve içerikten kaldırma kararları verildi. Artı Gerçek, Gazete Duvar, Gerçek Gündem, Diken, Evrensel, Journo, Medyascope, Politik Yol, Serbestiyet, Odatv ve T24 sitelerinde yayımlanan haberler ile Gökçer Tahincioğlu’nun “Çürüme: Yargıda temiz eller mi, güç savaşları mı?” yazısı gibi birkaç örnek dışında muhalif medyanın büyük bölümü bu engelleme kararlarından sonra da sessiz kaldı.

Ancak iki gün sonra hava biraz olsun değişti. Muhalefet milletvekillerinin tepkilerinin ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, mektuptaki iddialar için soruşturma açıldığını duyurunca haberler ve yazılar arttı. Ama Seyhan Avşar’ın halktv.com.tr’deki “O dilekçe Saray’ı da karıştırdı” ve Elif Çakır’ın Karar’daki “Bakalım HSK ne yapacak?” yazılarında BirGün ve Timur Soykan’a atıf yoktu.

17 Ekim’de tepkiler hızlandı; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda konuştu; 82 baronun yanı sıra Barolar Birliği de açıklama yaptı. Suçlanan yargıçlardan Sidar Demiroğlu’nun suçlamalara yanıt dilekçesi de ANKA ve Halktv.com.tr’de yayımlandı. Bu gelişmelerden sonra muhalif medyada Başsavcı’nın mektubuyla ilgili haber ve yazılar arttı. Ama kaynak göstermekteki özensizlik sona ermedi maalesef. T24’teki Mehmet Y. Yılmaz ve Gökçer Tahincioğlu’nun, Cumhuriyet’te Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın, Karar’da Ahmet Taşgetiren’in ve Sözcü’de İsmail Saymaz’ın yazılarında BirGün ve Timur Soykan’a atıfta bulunuluyordu ama Cumhuriyet’te Emre Kongar, Karar’da Akif Beki ve Figen Çalıkuşu’nun yazılarında kaynak yoktu.

Bu kadar büyük bir yargı skandalı karşısında medyamızın hali bu. Bir yanda skandalı yok sayan iktidar medyası, öbür yanda önem atfetmeyen, yüklenmeyen ve emeğe saygı bile göstermeyen muhalif medya. Bu skandal da öncekiler gibi kapanıp giderse tek suçlusu AKP iktidarı olmayacak, emin olun…

Yargı skandalının içler acısı serencamı - Resim : 1

Polat çiftini alt eden gazetecilik

Gazetecilik devreye girmese, Dilan ve Engin Polat, lüks yaşamlarına dair fotoğraf ve görüntüleri sosyal medyadan paylaşmaya, takipçileri de gıptayla izlemeye devam edecekti. Milyonlarla oynadıklarını sergilemekten zevk alan bu çiftin foyasını ortaya çıkaran ilk adım, Almanya’da yaşayan gazeteci Erk Acarer’den geldi.

14 Mayıs seçimleri öncesinde yayımladığı “ifşa” videolarıyla iktidarın tepkisini çektiği için yurt dışına kaçmak zorunda kalan, İspanya’da yakalanıp sonra da serbest bırakılan “Delilerin Delisi” lakaplı Muhammet Yakut ile kimseler konuşmazken Erk Acarer, söyleşi yaptı. Yakut, 22 Eylül’deki bu söyleşide Polat çiftinin “mail order yolu ile kara para akladığını” öne sürdü.

Polat çifti bu iddiayı reddetti ama bu kez halen İtalya’da olan gazeteci Seher Yaşayacak (Seher Sultan) ortaya çıktı. “Günde 750 bin lira harcadığını” söyleyen Dilan Polat’ın şirketlerini araştıran Yaşayacak, “Dilan Polat’ın şirketlerinden Dilan Mücevherat’ın 6 aylık vergi ödemesinin sadece 15 bin 535 lira olduğunu” belgeledi. Dilan Polat ve kardeşi, Seher Yaşayacak’ı hedef aldı; koruma kararları, hakaretler, tehditler birbirini kovaladı.

Ama Dilan ve Engin Polat, artık objektiflerin altındaydı. Magazin basını, Avukat Feyza Altun, Prof. Dr. Özgür Demirtaş, Fatih Altaylı ve sonra İsmail Saymaz ile Murat Ağırel bu çifti gündemine aldı. Erk Acarer ve Seher Yaşayacak da peşini bırakmadı onların. Acarer, Polat ailesi hakkında iki ayrı soruşturma olduğunu; Seher Yaşayacak da kozmetik şirketinin sahte belge düzenlediği tespitine yer verilen MASAK raporunu yazdı.

Bu gelişmelerin ardından Polat çifti sosyal medya hesaplarını kapatıp gözlerden kaçmaya çalıştı ama bu o kadar kolay değildi. Haklarında soruşturma yürüten İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı malvarlıklarına el koydu; yurt dışına çıkmalarını yasakladı.

Gelinen nokta, bütün olumsuz koşullara rağmen gazetecilik yapılabildiğini bir kez daha gösteriyor. Kötü olan, Erk Acarer ve Seher Yaşayacak’ın Polat çifti hakkında ortaya çıkardığı somut bilgileri alıntılayan bazı gazetecilerin kaynak gösterme konusunda titiz davranmamaları…

Dedikodu kopyalama

Sanatçı Metin Akpınar’ın evlilik dışı iki kızı olduğunu ortaya çıkaran Ankara Masası sitesinden Fatih Atik’in haberi bir mahkeme kararına dayanıyordu.

Ama tam da Akpınar’ın 36 yıl önceki bir ilişkiden doğan kızları konuşulurken yayımlanan “Metin Akpınar’ın bir de oğlu mu var?” haberleri ne bir yargı kararına dayanıyordu ne de bir bilgiye. Bu haberlerin kaynağı, “Ses sanatçısı ve magazin yazarı” Onur Akay’dı. “Metin Akpınar’ın bir oğlu da mı var!” başlıklı yazısından üç cümle aktarayım:

“Metin Akpınar’ın 1984 doğumlu bir de oğlu olduğu senelerdir yakın çevresinde konuşuluyor. Şu anda 39 yaşında olan ve iki isimli olan oğlunun göbek adı da Metin ve Almanya’da yaşıyor. Genç Metin’in annesinin de (ikiz kızlarının annesi) Suphiye Orancı olduğunu söyleyenler var.”
Görüldüğü gibi, Akay’ın elinde somut hiçbir veri yok. O nedenle sadece “konuşuluyor” ve “söyleyenler var” diyebiliyor. Yazdığı bir iddia bile değil, tamamen dedikodu. Zaten Onur Akay, web sitesine “Onur Akay Medya” adını verse de bir gazeteci değil…

Üzücü olan, onun bu dedikoduyu yazması da değil, koca koca gazetelerin, haber sitelerinin, televizyonların hiçbir araştırmaya, sorgulamaya gerek görmeden aynen aktarmaları. Oysa bir sitede yazılmış olması “haber” için yeterli “kanıt” kabul edilemez. “Metin Akpınar’ın bir de oğlu varsa nerede?” diye aranması, soruşturulması, doğrulanması gerekir. Başlığa soru kipi koyunca ya da iddia deyince kopyalanan metin habere dönüşmüş olmuyor. Gazeteciler, parmaklarını sadece kopyalamak için kullanmamalı…

Yargı skandalının içler acısı serencamı - Resim : 2

Turistik ziyaret mi, gazetecilik mi?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geleneği bozmamış, diplomasi muhabirleri yerine medya kuruluşlarının Ankara Temsilcilerini davet edip, Gazze’deki gelişmeleri değerlendirmiş.

Toplantıyla ilgili haberlerde Bakan Fidan’ın o gazetenin temsilcisiyle çektirdiği ikili fotoğraf yer alıyordu. Anlaşılan toplantı bitince Bakan Fidan bayrağın yanında durmuş, gazeteciler tek tek yanına geçerek kameraya poz vermişti.

Aslında Fidan’ın ikili fotoğraflar çektirmesine gerek yoktu. Toplantı sırasında çekilen ve tüm gazetecilerin göründüğü bir fotoğraf vardı zaten. Hatta Türkiye gazetesinde o toplu fotoğraf kullanılmıştı. Geçen hafta basın toplantısı düzenleyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da tek tek poz vermek yerine gazetecilerle toplu fotoğraf çektirmişti.

Fidan’ın gazetecilerle ikili pozlar vermesi bakan için zaman kaybı olması kadar gazeteciler için de gereksiz ve haber kaynağı ile eşitlik ilişkisini bozan bir eylem. O basın toplantısından genel bir kare, haberi tamamlamak açısından yeterlidir. Çünkü orada haber değeri olan gazetecinin ne yaptığı değil, bakanın basın toplantısında söyledikleri.

Neticede gazetecilerin, bakanlarla toplantılara katılmasında amaç, turistik bir ziyaret değil. Ünlü bir film yıldızıyla karşılaşmış gibi sahte gülücüklü fotoğraflar çektirmelerine ihtiyaç yok. Bakanlar istese bile gazetecilerin reddetmesi gerekir bu tür fotoğraf çektirmeyi.

Küçültücü bir davranış olduğunu fark etmedikleri gibi, ikili fotoğraf koymalarının bir basın toplantısını iki gün yazmanın absürtlüğünü de örttüğünü sanıyorlar galiba.

Yargı skandalının içler acısı serencamı - Resim : 3

Sputnik grevine destek

Biz gazeteciler, haksızlığa uğrayanların savunucusu, sessizlerin sesi, kimsesizlerin kimsesi olarak anılırız. Ama artık kimsenin hakkını, hukukunu savunma gücümüzü bırakın kendi haklarımızı bile savunamıyoruz. Demokrasinin “dördüncü gücü” olmaktan çıktık son yıllarda.

Holding medyası gazetecilerin sendikal örgütlenmesini dağıttı; ortalama maaşları zaman içerisinde asgari ücret düzeyine düşürdü; iş güvenliğini ortadan kaldırdı. Bir de üzerine siyasi iktidar ile bütünleşmiş patronlar gelince gazeteciler iyiden iyiye güçsüzleşti işveren karşısında.

Son 20 yılda gazetecilerin örgütlenip patronlara karşı direnebildiği, haklarını sonuna kadar savunabildiği ender örneklerden biri Sputnik’teki meslektaşlarımızın 68 gündür süren grevi. Orada da maalesef Ceyda Karan, Ali Çağatay, Erdal Kaplanseren, Fethi Yılmaz, Serhat Sarısözen, Güçlü Özgan, Okan Aslan’ın da aralarında bulunduğu bir grup meslektaşımız greve rağmen çalışmaya devam ediyor. Medya da grevi haber yapıp, Sputnik’teki gazeteci arkadaşlara destek bile vermiyor. Mesleki dayanışma da sizlere ömür anlayacağınız…

Yargı skandalının içler acısı serencamı - Resim : 4

Tek cümleyle:

· Anadolu Ajansı foto muhabiri Mustafa Al-Kharouf, 9 Ekim’de çektiği fotoğrafla İsrail’in Gazze’de fosfor bombası kullandığını kanıtladı.

· Milliyet, “Hamas’ın iki komutanının öldürülmesi” haberinde Genelkurmay Başkanlığı’nın terör açıklamalarındaki ifadeyle Hamas komutanlarının “etkisiz hale getirildiğini” yazdı.

· Sanıklar “nitelikli yağma” ve “hürriyeti yoksun kılma” suçundan mahkûm oldukları için Sabah’ın, “İşkence var cezası yok” başlığı doğru; Hürriyet’in “Rezidanstaki işkenceye 10’ar yıl hapis” başlığı yanlıştı.

· Karar, “Dip gaz faciası can aldı” başlığındaki “dip gaz”ın anlamını haberde açıklamadı.

· Akşam, Hürriyet, Milliyet ve Sabah’ta 15 Ekim’de kullanılan “Halkbank’a 30 ödül birden” haberini Yeni Şafak, aradan üç gün geçtikten sonra aynı başlık ve içerikle yayımladı.

· Türkiye gazetesi, bir e-ticaret firmasının hazırladığı tanıtım metnini, haber görünümü altında reklam uyarısı da koymadan tam sayfa yayımladı.

· Cinsel istismar suçlamasıyla yargılanan Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel ve yakınlarını aklamaya çalışan Yeni Akit, “Sapkınlığa dost İslam’a mesafeli” haberiyle psikiyatrist Ayça Can Uz’u hedef gösterdi.

· Akşam, Milliyet ve Yeni Şafak, Selçuklu Belediyesi’nin yatırımlarıyla ilgili tanıtım metnini “Bu bir reklamdır” uyarısı koymadan haber görünümü altında tam sayfa yayımladı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: medyaombudsman@gmail.com