BIST 100 10.677 DOLAR 32,22 EURO 34,94 ALTIN 2.418,47
19° İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • İçel
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

İkinci Solingen faciası, şüpheler ve korkular

İkinci Solingen faciası, şüpheler ve korkular

Konuk yazar Özgür Çoban, "İkinci Solingen faciası, şüpheler ve korkular" başlıklı yazısı ile KRT'de...

Özgür ÇOBAN / Hamburg

Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki Solingen kentinde, 31 yıl önce kundaklama sonucu çıkan yangında yükselen alevlerin arasında yitip giden 5 canın ardından yine aynı kentte yine kundaklanan başka bir evde 4 can daha yanarak yaşamını kaybetti.

29 Mayıs 1993 tarihinde yaşanan, "Solingen Faciası" veya "Solingen Katliamı"nda, Türk kökenli Durmuş ve Mevlüde Genç çiftinin müstakil evi neonazi katiller tarafından kundaklanmış, saldırıda Gürsün İnce (28), Hatice Genç (19), Gülistan Öztürk (12), Hülya (9) ve Saime Genç (5) hayatını kaybetmişti. Yakalanan neonazi katiller Markus Gartmann, Felix Köhnen, Christian Reher ve Christian Buchholz, hapis cezalarını çektikten sonra tahliye edilmişti.

Son saldırının ardından akıllara ilk gelen bu facia oldu. Bu saldırıda ise Bulgaristan Türkü 29 yaşındaki İsmail Z, anne Kıymet Z. ve üç yaşındaki Gizem ile 5 aylık Elis yanarak can verdi.

Wuppertal Savcılığı'nın ilk incelemesinin ardından yapılan açıklamada, yangının kundaklama sonucu çıktığı belirtildi. Bilirkişi raporuna göre, yangın oldukça eski olan binanın merdiven boşluğunda başladı ve "baca etkisi" İle 5 dakika içinde çatıya sıçradı. Ahşap merdiven boşluğunda bazı kalıntıların bulunduğu, bu kanıtlara göre yangının kasten kundaklama sonucu çıkarıldığı sonucuna varıldığı belirtildi. Wuppertal Savcısı Heribert Kaune-Gebhardt yaptığı açıklamada, ellerinde olayla ilgili "yabancı düşmanlığı saiki olduğunu gösteren" bir kanıt bulunmadığını ifade etti.

Gelelim meselenin özüne. Almanya'da ne zaman yabancılara yönelik bir saldırı olsa ilk açıklama "saldırıda ırkçı bir iz bulunamadı" oluyor. Medya, yetkililer ve siyasiler koro halinde, "Bakın ırkçılar değilmiş" şarkısına eşlik ediyor. Aslında ülkede hiç neonazi terörist yokmuş gibi davranmaya bayılıyorlar.

Tıpkı Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısının ardından, "Bakın biz size Almanların arasında hiç antisemitik yok demiştik. Antisemitik olanlar sadece müslümanlar" diye koparılan yaygara gibi.

Oysa bu yaygara koparıldığı sırada Alman neonaziler, "Berlin'deki Yahudi Soykırımı Anıtı'nı kaldıralım artık. Bu bizim için çok utanç verici. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle utanç duymayı da bırakalım. Savaşta yitirdiğimiz şehitlerimiz ve hayatta kalan gazilerimizle gurur duyalım" temalı antisemitik propaganda çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyorlardı. Buradan yola çıkarak, Almanya'da medyanın ve siyasi partilerin büyük bir bölümünün neonazilere yataklık ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bunun yanı sıra neredeyse her gün medya ve partiler tarafından kışkırtılan yabancı düşmanlığının hakim olduğu bir atmosferde, son kundaklamayla birlikte insanların aklına "ırkçıların" gelmesinden daha doğal ne olabilir ki? Ne idüğü belirsiz bir parti kurarak başına geçen güya solcu Sahra Wagenknecht daha birkaç gün önce, "Hükümete sesleniyorum, yabancıların işlediği suçlara ilişkin önlem alın" diye bas bas bağırıyorken, Almanya'da ırkçı medyanın lokomotifi olan Bild gazetesi, geçen hafta birinci sayfasını neredeyse kaplayan, "İşte yabancılar tarafından işlenen suçların gerçek sayısı" manşetiyle çıkıyordu.

Tüm bunlar üst üste eklenince oluşan zehirli atmosferde insanların "yangını neonaziler çıkardı" diye düşünmesi için haklı nedenleri olduğuna inanıyorum.

Almanya’da neonaziler tarafından sözlü ya da fiziksel olarak saldırıya uğrayanların sayısı her yıl katlanarak artıyor. AB içerisindeki ülkelerin neredeyse tümünde Neonazi türevi hareketler gelişmeye devam ediyor. Ancak eyleme yönelik ya da şiddet yanlısı en aksiyoner neonazilerin yine bu ideolojinin anavatanı olan Almanya’da yaşadıkları biliniyor. Alman iç istihbaratı, her yıl göçmenlere yönelik binlerce faşist saldırı rapor ediyor. Saldırılarda yaralanan epeyce göçmen kökenli insan var. Alman hükümeti, her zamanki gibi her şey normalmiş gibi davranmaya devam ediyor. Ülkede merkez siyaset özellikle neonazi teröristlerin üzerine "ölçülü" bir şekilde gidilmesi taraftarı. Sanırım bu nazi artıklarına sempati duyan kitlenin oylarını kaçırmak istemiyorlar. Neonazi terörizmi konusunda yaşanan durağanlığın elbette bir bedeli olacaktır ama hepimiz biliyoruz ki "yabancıların suçları" diye ortalığı ayağa kaldıranlar, söz konusu sarışın mavi gözlü teröristler olunca sus pus oluyorlar, elleri ceplerinde havaya bakarak ıslık çalıyorlar o kadar.

Yazıyı, konuya ilişkin yol gösterici olması dileğiyle bir hükümet araştırmasıyla bağlayalım. Araştırmanın adı "Almanya'da ırkçılık, mevcut durum, eylem alanları ve önlemler."

Araştırmanın ardından hazırlanan raporda, "Vatandaşların yüzde 22'si ırkçılığa maruz kaldığını ifade etti. Katılımcıların yüzde 90'ı 'ülkemizde ırkçılık var' dedi" bilgisine yer veriliyor. Soruların yöneltildiği vatandaşların yüzde 90'ı "Almanya'da ırkçılık var" demiş. Başka söz gerek yok. Sadece, bu tablonun faşist yancısı bazı merkez siyasetçiler ve medyanın ortak eseri olduğunu tekraren vurgulamak gerekiyor. Solingen'deki kundaklamada acı bir şekilde yaşamlarını yitirenler için çok üzgünüz, yüreğimiz yanıyor ama "böyle bir facia dileriz bir daha yaşanmaz" demenin, faşizm ve ırkçılıkla zehirlenmiş Almanya politik ikliminde tatlı bir umut olmaktan öteye gitmeyeceğinin farkındayız.