BIST 100 9.530 DOLAR 32,47 EURO 34,78 ALTIN 2.477,55
16° İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • İçel
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Prof. Özgenç: Yargıtay bana tetkik hakimi gönderdi; birtakım çakallar devreye girdi

Prof. Özgenç: Yargıtay bana tetkik hakimi gönderdi; birtakım çakallar devreye girdi

2005’te yürürlüğe giren TCK’nın mimarlarından Prof. Dr. İzzet Özgenç, Can Atalay’la ilgili hak ihlali kararından sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı’nın kendisine dosyaya bakan tetkik hakimini göndererek görüşünü sorduğunu ifade etti. Özgenç, "AYM’nin kararına uyulmalıdır dedim. Görüşüm memnuniyetle karşılandı ama birtakım çakallar devreye girdi" dedi.

Can BURSALI / KRT TV

Gezi Parkı eylemleri nedeniyle açılan davada hüküm giyen Can Atalay'ın 14 Mayıs 2023'teki seçimde Türkiye İşçi Partisi'nden Hatay Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girmesi, yüksek yargıda bir 'sistem krizine' yol açtı.

Anayasa Mahkemesi'nin verdiği hak ihlali kararları uygulanmadı, yüksek yargı kararlarıyla birbirine adeta savaş açtı. Kriz, kararı uygulamayan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına kadar gitti.

Süreç içinde iktidar kanadından 'çatlak sesler' çıksa da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'i eleştirirken kullandığı "Teröristi cezaevinden tünel kazarak çıkartmak istiyor" açıklamasıyla son noktayı koydu.

Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nun mimarlarından Prof. İzzet Özgenç, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mesut Özdemir'in, Anayasa Mahkemesi kararını üst yazıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne göndermesiyle başlayan süreçte en çok itiraz eden isimlerin başında geliyor.

Mesajlarını sosyal medya hesabı üzerinden paylaşırken Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "Sevgili ağabeyim" diyerek söz etmesiyle de dikkat çeken Özgenç, KRT'nin sorularını yanıtladı.

Can Atalay'la ilgili ilk hak ihlali kararından sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı Muhsin Şentürk'ün kendisine dosyaya bakan tetkik hakimini yolladığını ifade eden Özgenç'in sorularımıza yanıtları şöyle:

- Can Atalay hakkındaki hak ihlali kararından sonra yaşananları hep birlikte izledik. Anayasa'nın 83. maddesinde bir tutarsızlık mı var?

Bu uzun zamandan beri konuştuğumuz bir konu. Diyoruz ki 83. maddenin 14. maddeye yaptığı atıfta bir belirsizlik var. Hangi suçların bu kapsama girdiğini açık seçik net göremiyorsunuz. Dolayısı ile mesela böyle bir atıf karşısında terörizmin propagandasının dahi dokunulmazlık haricinde değerlendirilmesi yoluna gidilebilir. Bu, milletvekili seçilmiş olan bir kişinin düşünce açıklamasını ciddi ölçüde kısıtlayan bir durum olarak karşımıza gelebilir. Bunu siz kanunla netleştirmeniz lazım gelir. Demeniz gerekir ki; “şu şu şu” suçlar milletvekilliği dokunulmazlığı kapsamı dışında tutulmuştur. Bunu kanunla belirlemeniz gerekiyor. Anayasa Mahkemesi de Ömer Faruk Gergerlioğlu'yla ilgili verdiği hak ihlali kararında bunu işaret etti.

Ve bunun gereği TBMM tarafından yerine getirilmedi. Yani şimdi bu Adalet Bakanlığı’nın işi mi? Bakanlığın şu anda bir kanun tasarısı hazırlama görevi yok. Milletvekillerinin var. Tamam, yine fiiliyatta Adalet Bakanlığı bünyesinde bir hazırlık çalışması yapılıyor. O hazırlık çalışması Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu’nda görülüyor. Uygundur görüşü üzerine Cumhurbaşkanı’nın da formel olmayan, informel onayını aldıktan sonra birkaç milletvekiline altına imza attırarak kanun teklifi şeklinde Meclis’e veriyorlar bunu. Ama milletvekillerinin o kanun çalışması ile hiçbir ilgisi yok. Teklif onlar adına, onların imzası ile veriliyor ama metni hazırlayan, metnin fikri muhtevası onun altında imzası olan milletvekillerine ait değil.

"Sistem TBMM Başkanı'nı siyasi parti temsilcisi yaptı"

- Bu yeni sistemin getirdiği bir şey mi?

2017 sonrası durum bu şekilde yürüyor. Şimdi bunu niye gündeme getiriyorum? Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına istinaden çalışmayı kimin yapması lazım? Normalde Adalet Bakanlığı harekete geçip yapması gerekli. Yapabilir bunu. Ama Adalet Bakanlığı’na bu anayasal düzenleme karşısında ‘Yükümlülüğünü yerine getirmedin’ diyemiyoruz. Niye? Çünkü kanun teklifini hazırlama görevi Adalet Bakanlığı’nın değil. E Hukuk Politikaları Kurulu’nu mu suçlayacağız? Onu da suçlayamıyorsunuz. Çünkü ona bu yeni sistemde bir kanun teklifi hazırlama görevi, yetkisi verilmemiş. Cumhurbaşkanı'na da verilmemiş. Ama fiilen işleyen bir yol var, fiilen işleyen yol ilgili bakanlıkta bir hazırlık yapılıyor, aynı şekilde gerektiğinde Adalet Bakanlığı’nda da bir hazırlık yapılıyor. O hazırlık Hukuk Politikaları Kurulu’na veya ilgili politika kuruluna götürülüyor, oralardan onay alarak Cumhurbaşkanı'nın önüne gidiyor. Cumhurbaşkanı da tamam diyorsa o zaman partide bir takım milletvekillerine bunu imzalattırarak, Meclis Başkanı’na imzalattırarak meclise veriyoruz. Normalde Meclis Başkanı’nın da bir kanun teklifinin altını imzalamaması lazım. Görevi gereğince tarafsızlık konumu içinde olmalıdır. TBMM’de grubu olan veya TBMM’de temsilcisi olan bütün siyasi partilere eşit mesafede davranması gerekir. Ama siz getirdiğiniz bu sistem ile Meclis Başkanı’nı bile Türkiye’de yönetimi elinde bulunduran siyasi partinin bir temsilcisi gibi hareket edebilir duruma getirdiniz.

"Can Atalay krizi bir sistem sorunu"

- Can Atalay krizi aslında bir sistem krizi mi?

Evet, bir kişi üzerinden yürüyen bir sorun ama bir sistemin sorunu. TBMM’de bu teklifi kimin hazırlayıp Meclis’e sunması lazım gelir? Herhangi bir milletvekili yapabilir bunu. Ama kim yükümlü? Şimdi Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdi. Bu karar üzerine, Anayasa Mahkemesi’nin kararı TBMM’yi de bağlar diyoruz. Bana göre doğru bir ifade değil bu. TBMM Anayasa Mahkemesi’nin kararını göz önünde bulundurur. Meclis’i bağlar demememiz lazım. Millet iradesini Anayasa Mahkemesi ile sınırlandırmamak, Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile sınırlandırmamalıyız. Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını mutlaka TBMM yaptığı yasama düzenlemelerinde göz önünde bulundurması lazım gelir.

- Yargıtay 3. Ceza dairesinin verdiği son kararda bir “jüristokrasi” vurgusu vardı. Siz de sanırım buna atıf yapıyorsunuz.

Ben o kavramları kullanmak istemiyorum. Ama Anayasa Mahkemesi bir hukuki görüş beyan edebilir. Anayasa Mahkemesi’nin 83. maddenin 14. maddeye yaptığı atfın açıklık taşımadığı yönünde verdiği kararı ben doğru bulmuyorum. Bunun bir kanuni düzenleme ile açıklığa kavuşturulması gerekliliğine inanan bir insanım. Bunu daha önce Anayasa Mahkemesi karar vermeden önce de biz bunu kitaplarımızda yazmışız, öğrencilerimize derslerimizde anlatmaktayız. Bu sorunun Anayasa Mahkemesi tarafından dile getirilmiş olması TBMM üzerinde bir hâkimiyet kurma anlamına gelmiyor. O bir bağlamadan ziyade, bir göz önünde bulundurma sorunudur. Mutlaka bunu TBMM'nin göz önünde bulundurarak bir kanuni düzenleme yapması lazım.

"TBMM yapması gerekeni yapmadı"

- Sistem krizi mi yargı krizi mi?

Bu olay iki yargı mercii arasında ortaya çıkmış bir kriz değil bu artık bir devlet krizi olarak karşımıza çıkmıştır. Bunu böyle görmek lazım gelir.

- Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi, geçmişte benzer örnekler yaşandığında karşı karşıya gelmemişti…

Orada böyle bir şey yoktu. Gene yanlışlar vardı. TBMM’nin yaptığı yanlışlar da vardı. Mesela, bir milletvekilinin milletvekilliğini düşürebilirsiniz. Meclis’e Anayasa bu yetkiyi vermiş. Ama burada Meclis bir karar almıyor. TBMM sadece milletvekili hakkında verilmiş olan mahkûmiyet hükmünün TBMM Genel Kurulu önünde okunması, Genel Kurul’a bu konuda bilgi verilmesi konusunda TBMM Başkanlığı’na takdir yetkisi tanımış. Meclis Başkanlığı bu yetkisini kullanmayabilir. Kullanmadı da zaten bir süre. Ne dedi? Yargıtay her ne kadar bu kararı onaydıysa da bir de Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru denetimi de var. Bu bireysel başvuru denetiminin sonucu bekleyin dedi. Bu doğru bir yaklaşımdı. Ama Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru denetimi sonucunda bir hak ihlaline karar vermesine rağmen TBMM yapması gerekeni yapmadı.

"Tekrar milletvekili sıfatı veremez"

- Yapması gereken neydi?

Bu kanunda düzenleme yapması lazımdı. Meclis Başkanı’nın şu anda böyle bir yükümlülüğü var. Bu kanunu düzenlemeyi bir an evvel yapıp bu soruna çözüm getirmesi lazım gelir. Tamam, sen milletvekilliğini düşürdün, düşürdükten sonra düşmüş olan milletvekilliği tekrar geri alınabilir mi? Hukuk sistemimizde böyle bir yol yok. Bir milletvekilinin milletvekilliği sıfatı kaldırıldıysa, onu tekrar TBMM karar alarak ben sana tekrar milletvekilliği sıfatını veriyorum, iade ediyorum diyemez.

"Gergerlioğlu'nun yeniden vekil olması yanlıştı"

- Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun aynı dönem içinde milletvekilliği düşürüldü, hak ihlali kararından sonra tekrar yemin ederek görevine döndü…

Bana göre bu da yanlış olmuştur. Benim hukuki görüşüm bu. Ayrı bir konu ama yanlış olan bir yol, yöntem takip edildi. Hukukta iki yanlış bir doğru etmiyor. Hukuken olmayan bir yetkiyi TBMM kullanamaz. Meclis’in böyle bir karar alma yetkisi yok. Anayasa bunu Meclis'e vermiş değil. Aynı durum burada da söz konusudur. Artık Can Atalay’ın milletvekilliği düşmüştür. Hukuka aykırı bir şekilde düşmüştür. Hukuka aykırı bir şekilde kesinleştirilmiş bir mahkûmiyet hükmüne binaen milletvekilliği düşürülmüştür. Burada bir hak ihlali vardır. Ama bu mahkûmiyet hükmünün hukuka aykırı bir şekilde kesinleştirilmiş olması bu düşme kararı veya düşürülme sürecinin gerisin geri işletilerek tekrar bu kişiyi bizim yeniden milletvekilliği sıfatını iade etme imkânımız yok. Bu tazminat ödemesini gerektirir.

"AYM 'Tekrar milletvekili yap' diyemez"

- Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış yeni bir başvuru daha var, TİP, CHP ve DEM Parti Can Atalay ile ilgili bir hak ihlali başvurusu yaptı. Anayasa Mahkemesi bir hak ihlali kararı verirse uygulanması gereken sadece tazminat ödenmesi ile bu hak ihlalinin giderilmesi mi diyorsunuz?

Şimdi ben şunu söylüyorum; bir defa Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği iki hak ihlali kararının gereğinin yerine getirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi’nin bundan sonraki başvurular çerçevesinde vereceği kararın da bu çerçevede olması lazım. O dururken meclisin milletvekilliği sıfatını düşürme yönündeki işleminin bir hak ihlali sonucunu doğurması yönünde bir değerlendirme yapmamalıdır. Çünkü ondan önce gelen bir hukuka aykırılık var. Önce o hukuka aykırılığı gidermelisin. O hukuka aykırılık orada dururken ben TBMM'nin kararı ile bir hak ihlali gerçekleşti, buna işaret ederek dolaylı da olsa sen bu kişiye milletvekilliği sıfatını tekrar geri ver diyemem. Böyle bir yetkim yok benim.

Anayasa Mahkemesi bunu diyemez. Anayasa Mahkemesi'nin vermesi gereken şey hukuka aykırı bir şekilde kesinleştirilmiş olan bu mahkûmiyet hükmüyle bağlantılı olarak yeniden yargılama kararı verilmesidir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin İstanbul’da mutlaka bir yeniden yargılama sürecini işletmelidir.

- Bu süreçte Can Atalay tahliye edilebilir mi?

Şu andaki yapı itibarı ile edilebilir. Ama eğer benim fikrim, Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine bir fıkra konularak hangi suçların dokunulmazlık kapsamı dışında tutulması gerektiği kanuni düzenleme ile açıklığa kavuşturulduktan sonra o düzenlemeye bağlı olarak Can Atalay’ın tutukluluk halinin devamına da karar verebilir mahkeme. Yani yeniden yargılama kararı verir, ama o düzenlemeye bağlı olarak tutukluluk halinin devamına karar verebilir.

- Böylece bir hak ihlali doğmasının önüne mi geçiliyor?

Önüne geçilir. Süreci böyle işletmek lazım: Eğer bir gömlek düğmelemesinde bir yanlışlık yapılmış ise, onun düzeltilmesi o yanlış iliklemeden başlayarak düzeltilebilir. Düzeltilme bu şekilde yapılmalıdır. Oradaki yanlış dururken sadece Meclis’in yaptığı işle Meclis Başkanlığı’nın yaptığı işlemin bir hak ihlali doğurduğu gerekçesi ile bir karar verilmemelidir. Önce bu meclisin kararına ön gelen Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından hukuka aykırı bir şekilde kesinleştirilmesi sağlanmış olan kararın yeniden yargılama yoluna gidilerek kaldırılmalıdır.

"Yargıtay 3. Ceza Dairesi görüşümü sordu, ama..."

- Can Atalay’la ilgili iki hak ihlali kararı verildi ama bu kararların uygulanmadığı bir süreç yaşadık. Hak ihlali kararlarına uyulmayan dönemde sizin itirazlarınız vardı. O süreçte görüşlerinizi kimlerle paylaştınız?

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Yargıtay’a gönderilince, Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanı 30 Ekim’de dosyayı inceleyen tektik hâkimini bana gönderdi.

- Sizden mütalaa almak için mi?

Böyle bir durum karşısında biz hukukçu olarak ne yapabiliriz diye informel görüşümü sordular. Ben hukuki görüşlerimi Daire'yle paylaştım. Benden hukuki görüş soran Daire'ydi, ben kendiliğimden menkul bir inisiyatif ile daireye görüş beyan etmedim. Daire'ye açıkladığım görüş şuydu, bu böyle olmaz. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı tartışabiliriz. Doğru diyebiliriz, yanlış diyebiliriz. Doğru yönleri var, yanlış yönleri var. Bana göre yanlış yönleri de var kararın ama bu ayrı bir konu. Bunu biz kendi aramızda konuşabiliriz. Ama nihayetinde verilmiş bir karar var. Anayasa Mahkemesi’nin kurumsal kimliğine izafe edilen verilmiş bir karar var. Bu da hak ihlali kararı… Bu hak ihlali kararının gereğini yerine getirmesi gereken Yargıtay 3. Ceza Dairesi değil, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekir. Görüşümüzü bu şekilde açıkladık. Ve bu açıklamaya karşı da memnuniyetle cevap verildi.

3. Ceza Dairesi’nin tereddüdü yoktu aslında. Onlar da yani burada ilk karar vermesi gerekenin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu düşünüyorlardı. Fakat bir gelişme var. O gelişme de sadece şu kadarını söylüyorum; sadece İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde izafe edilen bir inisiyatife bağlı bir gelişme değildir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi böyle bir yola giderken, bir yerlere dikkat etmiştir.

"Birtakım çakalların devreye girmesi sonucunda verilmiş bir karardır"

- Mahkeme kendi kararını vermedi mi diyorsunuz?

Hayır, bu mahkemenin kendisine has bir karar değildir. Kurumsal olarak mahkemeye ait bir karardır. Ama bu karar o mahkemenin tam bir bağımsızlık içinde kendi inisiyatifi ile verdiği bir karar değildir. Açık söyleyeyim, ondan sonra siz kimi, nereden, ne sonuç çıkarırsanız onun takdirini size bırakırım. Ben onu sadece ‘çakal’ ifadesi ile dile getirdim. Bunu da bilerek söylemişimdir. Sadece ‘çakal’ ifadesini kullanmışımdır burada. Bir takım çakalların devreye girmesi sonucunda verilmiş bir karardır bu. Hepsi o kadar. Ondan sonra bu işin buradaki yanlışın düzeltileceği yerin Yargıtay 3. Ceza Dairesi olması lazımdı. Ama Yargıtay 3. Ceza Dairesi verdiği kararla buradaki hukuka aykırılığı daha da derinleştirdi.

"Yargıtay Başkanı'nın etkisi vardır"

- Sizin tabirinizle yine ‘çakallar’ mı devreye girdi?

Ben Yargıtay ile öyle bir suçlamada bulunamam ama Yargıtay 3. Ceza Dairesi böyle bir karar verirken o kararın verilmesinde Yargıtay Başkanı’nın da etkisi vardır. O kadar söyleyeyim size. Çünkü Yargıtay 3. Ceza Dairesi böyle bir karar vermeden de verdikten sonra da Yargıtay Başkanı’nın birtakım açıklamaları vardır. Yargıtay Başkanı’nın böyle bir açıklama yapmaması gerekirdi. Yargıtay Başkanı’na düşen, böyle bir hukuki sorun ortaya çıktı ise Anayasa Mahkemesi’yle görüşüp bunun çözümü için hukuk zemininde bir çözüm bulması lazımdı. Yargıtay Başkanı bunu yapmadı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi de bu duruma göre karar verdi. Ve verdiği kararla sorunu çözmedi, daha da derinleştirdi. Nitekim daha sonra Anayasa Mahkemesi’ne gidildi. Anayasa Mahkemesi, tekrar hak ihlali kararı verdi. İkinci hak ihlali kararı vermesine rağmen, ne İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ne de Yargıtay 3. Ceza Dairesi hukuken yapılması gerekeni yapmadı.

"Görüşlerimi Ala ve Yazıcı'yle paylaştım"

- Cumhurbaşkanı, ilk hak ihlali kararından sonra Özbekistan dönüşü yerel mahkeme ve Yargıtay’ı destekleyen bir açıklama yaptı. Türkiye’ye döndüğünde ise “Biz hakemiz” dedi…

Ben dönerken kendisine ulaşamadım. Ulaşsaydım, görüşümü kendisine arz edecektim ama kime arz ettim ben bu görüşümü? Partinin başkanvekili kim? Efkan Ala. Partinin Hukuk ve Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı kim? Hayati Yazıcı. İkisi ile de paylaştım.

- Cumhurbaşkanı ilk açıklamasında kararı olumlayan ifadeler kullanmıştı.

Evet. Çünkü başkaları ona farklı bilgi vermişti. Benim defaatle dile getirdiğim bir şey vardı, o da şu; anayasanın 104. maddesi, kamu kurumları arasında böyle bir sorun ortaya çıktığında bu kamu kurumlarının düzenini ve birbirleri ile uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlama görevi cumhurbaşkanına vermiştir.

"Cumhurbaşkanı ve Bahçeli'nin ortak hareket politikası var"

- Ama ilerleyen süreçte Cumhurbaşkanı’nın Can Atalay’a yönelik kullandığı terörist ifadeleri var. Ve CHP liderine yönelik “Teröristi cezaevinden tünel kazarak kaçırmaya çalışıyorsunuz” sözleri var. Buradaki görüş değişimine yönelik sizin fikriniz nedir?

Bununla ilgili benim söyleyeceğim bir şey yok. Sayın Bahçeli’nin yaptığı birtakım açıklamalar var. Sayın Bahçeli ile Sayın Cumhurbaşkanı arasında ortak hareket politikası var. Bu ortak hareket politikası çerçevesinde birbirleri ile çelişen kararlar, çelişen görüşler açıklamamak için böyle bir yola gitmiş olabilir. Beni bu ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren hukuk. Böyle bir durumda biz hukukçu olarak ne yapmamız gerekir? Bunun üzerinde duruyorum ve bir an evvel diyorum ki; TBMM o bahsettiğimiz kanuni düzenlemeyi içeriğini farklı şekilde formüle edebilirler. Kanuni düzenlemeyi bir an evvel yapmaları lazım gelir.