Washington’a yeni Büyükelçi ve düşündürdükleri 

Aynaya bakıp, kendini başkalarının gözlerinden gören kaç kişi var? Samimi olun ama lütfen; arada zihninize kaçmış homurdanan sabotajcı teyzeler ve amcalar illa ki vardır. İnsan doğası böyle bir şey zira. Hele hele Ortadoğu coğrafyasında yaşıyorsanız bu son derece de sıradan bir olgu. Yalnız, değilsiniz. Cümleten olmasa bile – işte o kadar kıvamda bir kalabalık size iştirak edebilir. 
Biliyorum, abartılı bulabilirsiniz. Ben de genelleme yapmayı hiç sevmem ama bu seferlik bir tutarı da var gibi. Size de öyle geliyorsa haydi bir istisna yapalım. 

YAPTIK KABUL ETTİM VE ÇARPTIM BUNU DIŞ POLİTİKAYA

Politika politika derken politikayı üretenin insan olduğunu da unutmamak gerek. Demek ki dış politika bir insanın yaratımı. Allah var son yıllarda da gerçekten kelimenin tam anlamıyla böyle gibi bir şey de olmadı değil. İşte bu münasebetten de Aralık ayında açıklanan büyükelçiler kararnamesinde gördük ki Türkiye’nin dış politikada kendi dengesini savurmamak için stratejik önem verdiği başkentlerden Washington’a ilk defa siyasi bir atama yapılmaya karar verilmiş. Yaklaşık yirmi sene mi dayanılmış, zamanı şimdi mi gelmiş yoksa olacağı bu muymuş derken eski bir Washington muhabiri olarak baktım kafamda sorular tufan estiriyor. Sizlerle paylaşmak istedim, birlikte düşünelim niyetine...

MURAT MERCAN, WASHİNGTON'A GİDEN İLK SİYASİ ATAMA

Ankara aynaya baktı ve Washington’da kendisinin nasıl bir yansımasının görülmesine niyet etti acaba diye sordum kendime. Üstüne biraz da telefon görüşmeleri yaptım. Anladım ki – ki eğer doğru tespitlere ulaşabildiysem – bu siyasi atama ile Cumhurbaşkanı’na hızla ve doğrudan ulaşabilme yetkisi ile donatılmış bir büyükelçimizin bu ülkede tesis edilmesine karar verilmiş. Önemli bir yaklaşım tabii de teknik olarak da düşündüğünüzde devlet bürokrasisinde yetişerek Washington’a büyükelçi olarak atanan birinin, taa Washington’dan, Ankara’da devlet erkanını hoş sohbet(!) etmek için arama densizliğini yapanını tarih henüz yazmadı. Mevcut Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç da kariyer diplomatı olmakla birlikte aynı bir siyasi atama gibi iktidarla hem çok yakın bir ilişki kurmuştu hem de geldiği geleneğin kurallarını bu ölçüde bozması hayal dahi edilemez sanırım. Olmaz yani o iş. 

Öyleyse, bir de bu işin tersi var. Washington’a atanan kariyer büyükelçilerinin telefonlarına çıkmayan, mesajlarını okumayan ya da değerlendirmeyen, büyükelçileri by-pass geçip Amerikalı yetkililerle başka türlü bir siyasi diyalog çarkı tutturan bir devlet çarkı mı vardı Ankara’da bugüne kadar da ... diye bir soru çıkıyor. Bunun da devlet kurumlarındaki hiyerarşi ağırlığını iskambil kağıdı gibi al aşağı edebilmesi ve dış politikanın icrasının gerektirdiği ölçüde titiz hazırlık yapabilme yetisini örselemesi olasılığını göz önüne alırsak, devletin çarkındaki yansıması nasıl olmuştur diye düşünmek gerek! Yaşayanlar bilir, gözlemci olanlar dahi işin içini o kadar bilemezler diye hızla bu soruyu pas geçiyorum ama aynanın karşısında kendimizi bir anda enteresan bulduğumu söyleyebilirim. 

PEKİ, BU AYNA BİZE DAHA BAŞKA NE SÖYLÜYOR?

Ankara, Washington’da, aynaya, Mercan’ın gözlerinden baktığında ne yansısın diye diliyordur acaba? Ortalık kriz idare durumunda otomatik pilota alınmış kıvamı; kimsenin yeni bir agresyonu kaldıracak hali kalmamışken biriken ve bilinen dosyaların başlığına şöyle bir bakalım: Parasını verip de Rusya’dan aldığımız S-400’ler yüzünden alamadığımız F-35’ler; Halk Bank davası; 1915 olayları; bölgesel ilişkiler denkleminde Kürt dosyası ve Suriye ve Irak ve bir de İran’ı da bu denkleme artı nükleer dosyayı da katarak eklerseniz ve bir de 15 Temmuz’dan beri cevapsız kalan Fethullah Gülen’in iadesi meselesini sıraya koyarsanız, mekan yan gelinip yatılacak bir yer değil. Yoğun mesai gerektiren, hayat memat meselesi bir dolu konunun üzerimize üzerimize geldiği bir atama noktası. 

Bir de bu dosyaları kabaca sıralarken -- Amerikan başkentinde yıllarca birikmiş olan toksik bir Erdoğan karşıtlığı durumunu da dengeye getirip, Kongre’de ilişkileri yumuşatıp (Senato Dış İlişkiler Komite Başkanı olarak “amanin diyim” kıdemli Demokrat Bob Menendez atandı; Türkiye ve Türk karşıtı, önyargılı, takık, garip bir karakterdir ama onunla veya ona rağmen Kongre ile yeniden ilişkilerin tesis edilmesi şart.) yeni bir soluk alma manevrası yaşatabilme görevinin de yeni büyükelçinin sorumlulukları arasında olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı! Ama durum şu ki siyasi atama ile gitmiş Mercan’ın şahsı ile ilgili sorun olmasa da sırf siyasi atama olduğu için yeni yönetimle böylesine organik ve samimi bir yeni başlangıç yapabilme durumunu yaratması pek olası gözükmüyor. 

WASHİNGTON, SİYASİ ATAMALARI YAPAN BİR GELENEĞE SAHİP

Eğri oturalım doğru konuşalım. Türkiye siyasi büyükelçi atamalarında kısmen yeni deneyim yaşamaya başlasa da Amerika bu işin erbabı. O yüzden, Washington’da konuştuklarım, siyasi atamaya karşı çıkmadıklarını aktarıyorlar. Onların da yalnız kulağına gitmiş Mercan’ın, Erdoğan’a daha yakın ve daha hızlı iş bitiren bir konumda olarak işbaşı yapacağı; bakıp, görmek lazım diyorlar ve ekliyorlar... eğer ki gerçekten denildiği gibi bir iş bitirme avantajı olacaksa, buna karşı çıkan kimse olmaz. Yani Washington aynaya baktığında ben çıkarıma bakarım, isteklerimi yerine getiren bir aracı varsa gerisine karışmam diyor. Çok rasyonel bir yaklaşım. Ya da ne diyorsanız. Karşı tarafın aynaya baktığında ne gördüğünden öteki taraf niye sorumluluk alsın ki. Mantıklı yani...

Mercan’ın, Biden yönetimine sunduğu agremanı anlaşılan karşılık bulacak. Ama bakın bu aynalar – eğer ki baktığınızda kimi ve neyi ve nasıl görmek istediğinizden emin değilseniz – kafanızı iyi de karıştırabilir. Dikkatli olmak gerek, bilmek gerek aynada baktığınızın gerçekten sizin olup olmadığınızı anlayabilecek hedeflerinizin olup olmadığına... 

ANKARA, POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAYA HAZIRLANIYOR OLABİLİR Mİ?

Meşhur Mayıs 2010 Mavi Marmara krizinden beş ay önce – yani Ocak ayında -- Mercan, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak beraberinde bir grup milletvekili arkadaşı ile birlikte Mısır’ın El Ariş limanından kara yolu ile Gazze’ye geçti. Tabii ki bu da çok kolay olmamıştı. İsraillilerle çok değil, Mısırlılarla küçük bir kriz çıkmıştı. Sonra başkentler devreye girerek hal yoluna koymuşlardı. Mavi Marmara’ya da son dakika binmekten vazgeçtiği bilinir Mercan’ın. Ama bunun ötesinde geldiği siyasi gelenek itibarı ile Müslüman Kardeşler ve Hamas konusunda belli bir dünya görüşü vardır. Teyide muhtaç olmakla birlikte Ankara’nın, İsrail’le ilişkilerini de hal yoluna koymak amacı ile İstanbul’daki Hamas ofisini kapatacağı rivayet ediliyor. Rivayet, ilkesel bir değişiklikten ise bahsetmiyor. 

Hamas’a bugüne kadar destek olup, yaptıkları faaliyetleri terör faaliyeti olarak görmeyen bir gelenekten gelen Washington’daki tek büyükelçi elbette Mercan olmayacak. Giderek sayıları azalsa da Arap ülkelerinin büyükelçileri de bu görüşleri benimsiyorlar. Ama Türkiye’nin – malum – Kahire ile de ilişkileri kopuk; Körfez ülkeleri, Trump döneminde İbrahimi anlaşmaları imzalayarak İsrail’le ilişkileri normalleştiriyor; Biden, İsrail’in somut kazanımlarını geri döndürecek adım atmayacak olsa da bir iki denge politikası izlemek için Filistinlilere bir el uzatma olasılığı var ve fakat Washington’un bölgede İran odaklı, Rusya takıntılı, Çin merkezli politikasında oturtmaya çalıştığı politikası -- bir yönetimden ötekine -- taktiksel farklılıklar dışında değişiklik göstermezken, Ankara bu işin neresinde ... yani, büyükelçi ataması zamanın ruhuna eşgüdümlü mü! 

Benim argümanım şu ki Mercan’ın bu aşamada yapabilecekleri sınırlı. Bunun için Cumhuriyet’in köklü protokol dengesini değiştirmeye değer aynanın karşısında selam çakıldığında bir karşılığı yok gibi. Ola ki sürpriz bir gelişme olursa, ben dahil pek çok gazeteci siyasi verilen tavizin arkasına düşecektir. Böyle bir atamayı da insan düşmanına dilemez diyelim, ve fakat Washington’daki yeni büyükelçimize başarılar dileyerek son noktayı koyalım.

casino siteleri - kaçak iddaa - deneme bonusu veren siteler - canlı bahis - güvenilir bahis siteleri - bahis siteleri - illegal bahis - kaçak bahis

YORUM EKLE